|
Bu sezon, on beşinci yılını kutlayan Tiyatro Stüdyosu, 2005-2006 sezonuna ilkeleri doğrultusunda yepyeni bir oyunla girdi. İlkeleri doğrultusunda derken, Tiyatro Stüdyosu’nun niteliği gözetme ilkesinden, Türkiye sahnelerinde hiç oynanmamış yapıtları seçme ilkesinden, çağcıl tiyatronun seçkin, insana, yaşama ilişkin söyleyecek sözü ve özü olan oyunları izleyiciyle buluşturma ilkesinden söz ediyorum. İşte bu ilkelerden gıdım taviz vermeden, ülkemizde az tanınan Kanada tiyatrosundan bir örnekle, Morris Panych’ın Türkçe’ye Füsun Günersel tarafından “Bugün, Yarın (Teyzem ve Ben)” olarak kazandırılan “Auntie and Me”siyle sezona başladı.
OYUNUN KONUSU
Kemp (Mehmet Ali Kaptanlar) bir bankada memurdur. Otuz yıldır görmediği teyzesinin (Serda Kondeler Aktuna) ölmek üzere olduğu haberini alır. Onun son anlarını paylaşmak üzere, teyzesinin yanına gelir. Kemp, yalnız, şefkat yoksunu, içine kapanık, ilk bakışta uyumsuz, saldırgan bir insandır. Manik-depresif bir baba ile ilgisiz bir anne elinde, eşcinsel eğilimlerle büyümüştür. Teyzesiyle konuşurken, yaşamını sorgular. Artık, işine falan gitmez olur, aradan mevsimler geçer. Bu arada karşı evin penceresinde, yaşlı bir kadın sürekli Kemp’e bakmaktadır. Teyzesinin ölümünü bekleyen Kemp, bunu kolaylaştırmak için düzenek bile hazırlar. Polis gelir. Karşı evin penceresindeki kadın, uzun zaman önce ölmüştür, elinde Kemp’in fotoğrafı vardır. Kemp, istese de artık teyzesi bildiği o kadının evinden dışarıya çıkamayacaktır.
PANYCH’IN İÇE DÖNÜK METNİ, LEVENDOĞLU’NUN YORUMU
Panych, “Bugün, Yarın (Teyzem ve Ben)”de, günümüzde mumla aradığımız insani ilişkilere eleştirel bir bakış açısı getirirken, giderek unutulmaya yüz tutan paylaşma duygusunu da irdelemiş. Ölüm gibi soğuk bir konuyu komedileştirmeyi denemiş, sonuçta amacına ulaşmış, bir kara komedi elde etmiş. Oyunda gerçeklik ve düşü tam ölçüsünde tutmuş. Zaman ve yer, inandırıcılık sağlayacak kadar gerçek. Öte yandan olayın geçtiği dünya, Kemp’in saplantı alanlarının dışındaki her şeye sımsıkı kapalı. Bu, oyun yazarının gerçeklikten yoksun olmasından kaynaklanmıyor, tam tersine, dünyayı Kemp’in sınırlı görüş alanından görebileceğimiz kadar dar bir parçaya beceriyle sığdırıyor.
Kimi bölümleri kanımca fazla uzun tutulmuş metni, Ahmet Levedoğlu sahneye taşımış. Levendoğlu, hiç kuşkum yok ki, sahne üzerindeki her ânın bir anlamı olduğunu bilen usta bir yönetmen. Buna karşın, teyzenin alelade paketleyip noel armağanı olarak yeğenine verdiği, içinde ne olduğunu bilmediğimiz “şey”in, nasıl olup da “para” olarak algılandığını, bu algılamanın da seyirci belleğinde akışı kaydırdığını görmemiş, doğrusu anla(ya)madım. Bir diğer anla(ya)madığım sahne de, teyzenin pardösüsünü, şapkasını giyip, eline portmonesini ve bir kağıt parçasını alıp, sokağa çıkmaya hazırlandığı sırada, Kemp’in odaya girmesi, teyzesinin elindeki kağıdı alıp okuduktan sonra yırtması ve bizim seyirci olarak kağıtta ne yazdığını bilemememiz. Kağıtta ne yazdığı önemli değilse, o tablonun ne gereği var? Bir de, öyle sanıyorum ki, budama işlemine hiç girişmemiş Levendoğlu. Girişmiş olsa oyun yirmi dakika kısalacak. Neden budamamış, elbette bilemem. Karışmak da hiç haddim değil. Ama, oyun bireylerini baştan aşağı gerçekçi kılan bir yönetim tarzını yeğleyen Ahmet Levendoğlu’nun, Kemp’in evden içeri nasıl girdiğine de bir açıklama getirmesi gerektiği kanısındayım. Hele ikinci kez eve gelişinde sekiz-on kez kapıya vurduktan sonra kendiliğinden odaya girmesi, çocukların ve polislerinse zili çalmaları…
SAHNE DÜZENİ, IŞIK VE MÜZİK
Bunların dışında, Ahmet Levendoğlu, seyirciye düşünme nedeni vermeden, bütün olup bitenlerin zorunluymuşçasına görünmesini sağlayacak biçimde, hiçbir şeyi zorlamaksızın öyküyü ortaya getiriyor ve jesti, hareketi vurguyu birbirine karıştırmaksızın başarıyı yakalıyor. Temel öğe olan yalnızlığın, tek başınalığın altını sahneye koyarken pek güzel çiziyor. Yalnız bir varlık olan insanın paylaşmaya yönelirse yalnızlık kabuğunu kırabilecek bir noktaya gelebileceğini seyirciye sindire sindire anlatıyor. Zamanı yün kazak örgüsüyle vurgulaması da hayli ilginç bir buluş bence.
Hakan Dündar, sahne tasarımını yapar ve öğeleri seçerken, artistik sadeliği yeğlemiş. Kötü mü etmiş? Yooo! Sandık, saksı, yatak, sehpa, koltuk… Sade, yalın bir dekor. Ama o zaman Kemp’in, içinde: “… bunca eşya arasından…” sözcükleri geçen repliğini kaldırmak gerekmez mi? Sonra, pencerenin camları neden koyu yeşile boyanmış? Zaman/lar içinde hiç mi gündüz olmadı?
Murat Işık’ın ışık düzeni oyundaki duyguyu, düşünceyi, imajı, zaman mekân kavramlarını, atmosferi, derinliği seyirciye tam olarak ulaştırmaktan ne yazık ki uzak. Teyze pencereyi açıyor, yüzüne gün ışığı vururken, odanın içinde gece ışıklandırması sürüyor. Murat Işık, oyunun neredeyse tamamını, gecenin içinde geçirtiyor.
Selim Atakan’ın müziğinde yinelemeler dikkat çekmekte. Oysa, yinelenen ezgiler değişik tonlarda, majör ya da minör, farklı tempolarda çalınsa daha iyi olmaz mıydı? Selim Atakan elbette benden daha iyi bilir, ama majör tonda ve canlı bir tempoda çalındığında melodinin hareketli karakteri olacak; minör tonda ve ağır tempoda çalındığında hüzünlü lirik bir karakter elde edilecekti. Bu da yeknesaklığı saklamaz mıydı sizce?
OYUNCULARIN ALKIŞLANAN PERFORMANSI
İlk perdenin sonuna kadar repliği olmayan ve yaşının iki katı büyük bir kadını canlandıran Serda Kondeler Aktuna, beden dilini kullanarak gerçekten iyi bir performans sergiliyor. Gövdesi ve ruhu arasında iç aksiyonu ve dışa dönük hareketleri arasında güzel bir uyum sağlamakta.
Pek bilinen bir gerçektir ki, oyuncunun duygularını, iradesini, aklını, daha doğru deyimle tüm varlığını harekete geçirmek için derinlikli tutkuları olan coşkular gerekmekte. Bunlar, ancak daha derin içsel içerikleri olan yönelimler tarafından canlandırılabiliniyor. İçsel tekniğin gizi ve özü onların içinde gizli. Bu yüzden bir oyuncunun esas işi, duygularını her daim harekete geçiren ve bu sayede fiziksel çalışmasına yaşam veren yönelimler bulmak olmalı diyoruz. Mehmet Ali Kaptanlar’ın yaratıcı çalışması, bu oyunda da sadece dışsal fiziksel gerçekliğiyle değil, her şeyden öte, içsel güzelliğinin su yüzüne çıkışıyla da heyecanlandırıyor. Mehmet Ali Kaptanlar’ın oyunu, basit bir ilgi değil, tutkulu bir heyecan bütünü olarak ilgi çekiyor.
”Bugün, Yarın (Teyzem ve Ben)”, sezonun ilgi çekecek oyunlarından. Mutlaka görülmeli…
uakmen@superonline.com
|