İŞTE, YENİ DÜNYA DÜZENİN İÇYÜZÜ:
“OTOPARK CİNAYETLERİ”


Üstün Akmen

Genç kuşak oyun yazarlarımızdan Raşit Çelikezer, “Otopark Cinayetleri” adlı oyununda, 'Yeni Dünya Düzeni'nin içyüzünü tüm ürkütücülüğüyle sahneye taşımak istemiş. İnsanın doğadaki yerini yeniden sorgulamaya soyunmuş. Kapalı ve çok katlı bir otopark içinde baş döndürücü bir biçimde gelişen gerilim yüklü bir öykü ekseninde, düzene ilginç bir eleştiri getirmeye çalışmış. Bilimin gerçekte kimlerin elinde olduğunu, olabileceğini sistem eleştirisi içinde irdelemeyi denemiş.

Devletin harika çocuklarından biri olarak eğitimini yurtdışında tamamlayan Adam (Adnan Bircik), ülkesine döndüğünde tüm yeteneğini, zekâsını ve hırsını Patron'un düşlerine, işlerine ve doğal olarak düzenine adamıştır. Mimarlıktan felsefeye, genetikten ekonomiye değin pek çok konuya hâkim olan Adam, son birkaç yıldır Patron'a (Emin Olcay) izini kaybettirmiş ve gençlik yıllarında inşa ettirdiği otoparkın içinde gizlenerek yaşamını sürdürmeye başlamıştır. Ancak, bir süredir birlikte olduğu Kadın (Yeşim Gül Akşar) yüzünden, Adam'ın izi Patron'un adamlarınca (İsmail İncekara – Nişan Şirinyan) saptanır. Ve otoparkın içinde gerilim dolu, cinayetlerle dolu bir kovalamaca başlar. Kovalamaca sırasında, kahramanlarımızın da sırları birer birer ortaya saçılacaktır.

Raşit Çelikezer’in, Nietzsche’nin: “Söylence hiçbir biçimde söylenen sözde yeterince nesneleşmez. Sahnenin yapısı ve görünür imgelem şairin kendisinin sözcüklere ve kavramlara dökebileceğinden daha derin bir bilgeliği ortaya çıkarır” görüşünü düstur edindiği bir kara komedi “Otopark Cinayetleri”. Doğaüstü boyutunu yitiren insanların gizem duygusunu yitirmelerine, kendi varoluşlarıyla yüzleşmelerindeki saygılı şaşkınlığı taşımadıklarına saldırmayı başarıyor mu, değinmeyeceğim. Taşlaşmış dil ile, şiddetli alayın arkasında, şiirsel bir yaşam kavramını oluşturabiliyor mu, tartışmayacağım. Bir yer/lerde “fahişe” sözcüğünü kullanırken, tetikçilerden birine “orospu” sözcüğünü kullandırmasını, bu ve benzeri kimi örneklerle dil birliğinden uzaklaşmasının nedenini sormayacağım. Kavramsal, yani şematik ve genel olması gereken dilin, kişiliksiz ve taşlaşmış klişeler biçimine dönüştüğünde, gerçek bir iletişim aracı olmaktan çok, bir engel oluşturacağı gerçeğini anımsatmayacağım. Işıklar içinde yatası Şehnaz Pak’ın (Radikal – 30.10.2004): “Kara komedisi eksik,” demesini yinelemekten kaçınacağım. Nedeni sorulacak olursa: “Tiyatromuzun Raşit Çelikezer’lere şiddetle gereksinimi var,” diye yanıtlayacağım.

İyi de Kazım Akşar nasıl yorumlamış bu karası eksik komediyi? Bence yorumlayamamış. Her bir şeyin dışımızda programlandığı, bilgimiz dışında uygulamaya konulduğu, para gücünün egemen olduğu, çıkarların gözetildiği, ahlaki kurallarla denetlenemeyen bir düzenin eleştirisinin iyi-kötü yapılmaya çalışıldığı metni, dramatik yanından alarak, bir anlamda okuma tiyatrosu haline getirmiş. Uzuuun replikler, karşıda kımıldamaksızın duran karakterler… “Yeni Dünya Düzeni”nin içyüzü, insanın doğadaki yeri, para/vicdan/iktidar/hırs/ihanet/aşk gibi kavramlar oyunda küçücük birer ayrıntı olarak kalmış. Ölümlülük/ölümsüzlük ikilemi bile kenarda bırakılmış. Bu arada, Adam’ın: “Tarih,” deyince, patronun tetikçisinin Nazi selamı çakması gibi gereksiz trükler de cabası… Metinde var mı, bilemiyorum, ama Patron’a sicimden anahtar, borudan kadeh ve şişe çıkarttırarak soyut göze yönelik görüntüler elde etmesi ise, bu gösterilere her ne kadar alegorik bir anlam yükletmemiş olsa da yerinde bir buluş.

Absürd oyun yazarlarının parçalanan toplumumuzun eleştirisini açıklama yöntemleri (büyük ölçüde içgüdüsel ve amaçlanmamış) izleyicilerin karşısına aşırıya kaçmış bir dünyanın gülünç biçimde büyütülmüş ve çarpık bir resmini birdenbire çıkarmaya dayanıyor. Raşit Çelikezer de, birinci bölümde bu yolu denemiş. İkinci bölümde de her ne kadar dramatik sonu amaçladıysa da, seyircinin Adam karakteriyle özdeşleşmesini engellemiş, onun yerine kayıtsız, eleştirel bir tutumu geçirmiş.

Adnan Biricik, Adam’ı birinci bölümde olamazcasına korkak, pasif, sünepe olarak çizmiş. Hatta hayli de abartmış. Patronuyla, yaşamıyla, vicdanıyla hesaplaşmayı göze aldığı ikinci bölümdeki tiplemesi iyi diyeceğim, diyeceğim demesine de, Patron’un adamlarıyla olan tablodaki uzuuun mu uzun tiradı aklıma geliyor. Aklıma gelince de Biricik’i doğru dürüst puanlayamıyorum. İsmail İncekara, oyunculuk yaşamının belki de en kötü oyununu vermekte. Keyifsiz, renksiz. Nişan Şirinyan iyi. Yeşim Gül Akşar görevini “bihakkın” yapıyor. Mutlu Polat’ı (Yardımcı Patron) belleğimin bir kenarına kazıdım, her fırsatta izlemeye çalışacağım. Emin Olcay, benim bildiğim Emin Olcay değil. Kerem Gökçer, Umut Ulaş Er, Barış Çağatay Çakıroğlu, Şengül Koparer Aykılıç travesti, berduş, genç adam gibi yan rollerde başarılılar.

Patronun adamlarını aynı giydirmek niye, anlamadım, ama Gülhan Kırçova’nın kostümleri “eh” düzeyinde. Ethem Özbora, dekor tasarımı olarak Aziz Nesin Sahnesi’ndeki tüm olanakları kullanmış. İyi de etmiş. Gel gelelim, Adam’ın bürosunun otoparkın damında, yıldızların altında olması absürd ötesi değilse nedir sizce? Patron’un ve yardımcısının gökyüzünden inen merdivenle gelmesi ise, gerçekten ilginç.

“Otopark Cinayetleri”, bir Türk yazarın eseri. Dolayısıyla, herkes onu sevmeli. Başka ne demeli?

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.