KARAKTER, EYLEMİN ÖZNESİ MİDİR, YOKSA GÜCÜNNESNESİMİ:
“O.B.E.B”


Üstün Akmen

Altıdan Sonra Tiyatro, mühendislik ve mimarlık eğitimi almış, yıllarca üniversite tiyatrosu yapmış kişiler tarafından kurulmuş bir toplulukmuş. “Bekleme Salonu” başlıklı oyunlarına kaç kez ısrarla çağırdılar olmadı, kendilerini izleyemedim. Hatta bir keresinde, Maya Sahnesi’nin her şeyi Nilgün Kurt: “Yapmak istiyorlar, çok şey yapmak istiyorlar...” dediydi de ne yapmak istediklerini kavrayamamıştım. Meğer, öncelikle tiyatroya, özellikle de batılı tiyatro anlayışına derin eleştiri getirirlermiş. Her şeyi bir kenara kaldırıp atmazlarmış, yeri geldiğinde Brian Friel ve Arthur Mille r de oynarlarmış da, batı tiyatrosunun yapısının temelinin zorlamaya dayandırılmasını eleştirirlermiş.

 

Ben, ilk kez bir oyunlarını izledim. Yani, son sahneledikleri oyunu, Yiğit Sertdemir’in yazdığı, açılımı “Ortak Bölenlerin En Büyüğü” olan “O.B.E.B”i izledim. K endisi de bazı takıntılarını gizleyemeyen, nereden olduğu anlaşılamayan bir yerden, ne içerdiği anlaşılmayan bir takım talimatlar alan bir psikolog (Yiğit Sertdemir); sağır-dilsiz yardımcısı (Erkan Kotran) ile birlikte, birbirinden farklı dört kadınla, birer birer ayrıntılı olarak görüşmekte, onları gene nedeni anlaşılamayan biçimlere dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu kadınlardan C.T. (Seda Yürük), deyim kullanırken dili sürekli sürçen bir "aydın"; A.D. (Aslı Can Kotran), duygularını sürekli olarak abartılı biçimde açığa vuran bir "sanatçı"; M.E. (Gülhan Kadim), gençliğinde çeşitli sorunlar yaşamış bir "lider" ve P.A. (Ebru Gözdaşoğlu) bir yandan babasından fevkalade çekinen, diğer taraftan asi bir kimliği olan bir “devrimci”dir. Psikolog, her seansın sonunda, karatahtaya "dönüşüm" hedeflerini yazar. Dört kadın, sırasıyla "lider", "aydın", "devrimci" ve "sanatçı" olmaya yönelik programlanır. Oyun akarken, arka planda bombalar patlamakta, anarşik bir ortam simgelenmektedir. İkinci bölümde, "dönüşüm" tamamlanır. Dört kadın, giysileriyle birlikte kişiliklerini de değiştirir. Ruhsal durumlar eyleme dönüşür. Sanal bir dükkânda, birer mal gibi, “sabırları”, “samimiyetleri”, “yaşama sevinçleri” karşılığında "özgürlük" ararlar, "adalet" kovalarlar.


İnsanların hiçbir özgün yanı bulunmayan, bilinenden değişik olmayan, her zamankini, var olanı yineleyen, aynı biçimi tekrarlayan, sıradan, alışılmış, yeniliksiz karakterlerde gördüklerinden daha başka unsur bulmalarını sağlayacak, benim bilebildiğim bir reçete yok, ama basmakalıplık ile yola çıkıp, daha derinlere inmek için izlenebilecek tek bir yöntem var. O yönteme göre, kaçınılmaz olarak, yöntemin sunumu basmakalıp olacak. Ya da olmalı… Altıdan Sonra Tiyatro’nun da yaptığı zaten bu!

 

Oyunun yazarı Yiğit Sertdemir , öncelikle önemli olan düşüncelerin çıkış noktaları arasındaki uzaklığı olabildiğince yakın tutmuş. Yani olayı bir siyah-beyaz çatışması haline getirmemiş, Ibsen - Çehov farklılığı gibi bir ayrımdan yola çıkmış. Kimi tablolarda Çehov oyunlarındaki karakter örgüsünün sıklığından sıyrılıp, olaya yoğunlaşmayı sağlamış; kimi tablolarda da Ibsen oyunlarında olduğunca olayı arka plana itip, karakterler üzerinde durmuş.

 

Hegel’e göre dramatik şiirde öznellik ve nesnellik aynı zamanda olmakta ve öznellik, nesnellikten önce gelmekte. Yiğit Sertdemir ’e göre de ruh öznel. Ve ruh, tüm dışsal eylemi belirliyor. Sertdemir , Aristoteles’in: “Tutkuların hatalara dönüşmesi eylemin baskın gücüdür” lafını da boşlamıyor. Metinde, içsel olandan kaynaklanan güçlerin dışsal çatışmasını, bir diğer deyişle öznel güçlerin nesnel çatışmasını gösteriyor. Kısacası, Yiğit Sertdemir ’in yarattığı kimi karakterler, tam anlamıyla eylemlerin öznesi oluyor. Kimi karakterinse tam anlamıyla özne olmadığını, aksine bağımlı olduğu ekonomik ve toplumsal güçlerin nesnesi olduğunun altını çiziyor. Öz, dramatik eylemi yaratırken, dramatik eylem karakterin toplumsal ilişkilerini düzenliyor.

 

Esra Kudde ’nin sahne tasarımı amaca fevkalade uygun. Kostümleri de iyi. Erhan Yürük ’ün özgün müziğine ve efektlerine sözüm yok da, ışığa dokunmak isterim. Ama kim yapmış ışık tasarımını bilemiyorum ki!

 

Yiğit Sertdemir , oyunu yönetirken, oyuncuların bedenlerini basit bir gösterge vericisi olarak, seyirciye yönelik işaretler göndermek için ayarlanmış semaforlar olarak görmemiş. Başta kendisi olmak üzere, Erkan Kortan da, Seda Yürük de, Aslı Can Kortan da, Gülhan Kadim de, Ebru Gözdaşoğlu da seyircinin belleğinde enerji, arzu yönlendirmesi, yoğunluk ya da ritim olarak adlandırılabilecek etkiler yaratıyor. Oyuncuların tümü rollerinin dış biçimini ve çatısını oluşturan bir dizi noktadan destek alıyor ve yönünü buluyor.

 

“O.B.E.B” , metniyle, yönetimiyle oynanışıyla, yaratıcı kadrosuyla, tek kelimeyle ifade etmek gerekirse ayakta alkışlanacak bir oyun. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu bu tiyatro tutkunu mimarların, mühendislerin alınlarından öpmek geliyor içimden.

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.