EMRE KINAY, ROLÜN CANLI ORGANİZMASINI DENERKEN: “KARA SOHBET”
Üstün Akmen

Duru Tiyatro’nun “Kara Sohbet”ini seyrederken, sanatın kendinden başka hiçbir şeyi dile getirmediğini bir kez daha düşündüm Özdemir Abicim. Sanatın tıpkı düşünce gibi bağımsız bir yaşamı vardı ve yalnızca kendi çizgisi üzerinde gelişiyordu.

 

Evet… Emre Kınay'ın kurucusu olduğu Duru Tiyatro, ilk oyun olarak mart ayının ortasında çok farklı bir seçimle İstanbul’da seyircisinin karşısına çıktı. Son yıllarda adından çok söz edilen, Belçikalı bir 'best seller' yazarı olan Amelie Nothomb'un romanı “Kara Sohbet”i, Profilo ve Akatlar Kültür Merkezlerinde sahneleyeceklerdi. Deli miydi bu Emre Kınay? Deli miydi ki, kimi tiyatrolar havlu atarken gidip tiyatro kuruyordu. Belki de mecazi anlamda gerçekten “deli”ydi! Ama: “Medeni toplumlarda sanatın insanı özgürleştirmek gibi görevi vardır,“ diyebilen bir “deli”ydi. Ne tuhaf!.. “Sanatın kendisi özgürlük hareketidir,” dedikten sonra; “Türkiye'nin siyasileri sanatın yeşermesini, dallanıp budaklanmasını, yaygınlaşmasını istemiyorlar,” diye inleyebilen bir “akıllı-deli”ydi. Sonuç olarak, karar verdim ki: “İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Kapı komşusunu tanımıyor. Sanat iletişim sağlar,” gözleminden yola çıkan bir “akıllı”ydı o. Mecazı falan bir kenara bırakalım: “Bunu istemiyorlar tabii ki,” diye celallenirken, alnı öpülesi bir gözlemciydi. Bir üstün akıllıydı. Bir sanatçıydı…

 

BEKLENMEDİK SONA ULAŞAN BİR OYUN

Özdemir ağabeycim, Amélie Nothomb denilince, Fransızca yazan, 1967 doğumlu, on yedi yaşından beri yazmakta olan Belçikalı bir yazar olduğunu biliyordum ve “Kara Sohbet”i (Can Yayınları) okumuştum. Okumuş olduğum için de, Emre Kınay’ın Duru Tiyatro’yu kurarak günümüz tiyatro düşüncesini, tiyatronun işlevini, biçimini, seyirci ile ilişkisini bir kez daha irdelemek istediğini anladım.

 

Romanda, Jérôme Angust, havaalanında uçağının rötarlı kalkacağını öğrendiğinde, bunun başına neler açacağından habersiz oturuyor, uçak bekleyen biri olarak, kitabını açıp okumaya başlıyordu. Yanına yaklaşıp, kendisiyle zorla söyleşmeye başlayan münasebetsiz adamı da ilk başta ciddiye almıyor, ne var ki, işin rengi kısa süre sonra değişiyordu. Adının Textor Texel olduğunu söyleyen tuhaf yabancı, Jérôme Angust’u canından bezdirecek kadar çenesi kuvvetli ve sinir bozucu biri çıkıyor, hiç istemediği halde, zorla ona kendini dinletiyor, ardından yaşam öyküsünü anlatmaya başlıyordu: Küçüklüğünde kedi maması yediği günleri, tecavüzleri, cinayetleri, yığınla saplantıyı... Jérôme Angust, giderek bu hastalıklı insanın kendi hayatında önemli bir yer tuttuğunu, burada bulunuşunun da bir rastlantı olmadığını anlayacaktı. Anlayacaktı, ama Jérôme Angust’u, gıdım gıdım çileden çıkaracak kadar büyük bir işkenceydi bu söyleşi ve gerilim giderek artacak, olaylar mizahla yoğrulup, hiç beklenmedik bir sona ulaşacaktı.

 

“JANSENİZM” NEDİR, NE DEĞİLDİR

Özdemir Abi, oyun, Sinem Yenel’in çevirisiyle oynanmakta. Arzu Bigat Baril, diyaloglardan kurulu roman yapısını, neredeyse hiç değiştirmeden bütünüyle sahneye taşımış. Taşırken, eğlenceli ve zekice kurguları olan Amélie Nothomb’un gerilimini, fevkalade titizce artırmasını bilmiş. Olayların muzipçe öykülenmesine katkıda bulunurken, beklenmedik sonu iyi saklamış. İnsandaki kötü tarafın başrolde olduğu, adım adım deliliğe yürüyen, bu müthiş kara mizah diyalogunu bir hassas terazi duyarlılığıyla yönetmiş. Yönetmiş de, oyun içinde: “Jansenizmi ise özellikle severim…” ya da “…jansenistin teki tarafından kafası ütülenen biriyim,” gibi tümceleri bir şekilde açıklasaymış, açıklayabilseymiş!

 

NEDEN AÇIKLAMA GEREKİR

17. yüzyıl ortalarında Fransa'da yaygınlaşan adına “Jansenizm” denilen bu Katolik hareketin insanın sorumluluğuna inanan bir hareket olduğunu her seyircinin bilmesine ya da algılamasına olanak yok, öyle değil mi ama Özdemir Abi! Jansenciler’in, ilk günahın ve şehvetin gücünün insan doğasındaki bozgununa, iyiliğe ve insan yazgısının Tanrı'nın elinde olduğuna inananlar oldukları; insanın doğasına ve özgürlüklerine karşı da hayli katı bir tutum içinde bulundukları bilinmezse oyunun o bölümleri kurumaz mı? “Jansenizm”in oyunda ciddi bir yeri varsa “Jansenizm” bir biçimde seyirciye aktarılmalı derim ben. Arzu Bigat Baril: “Nasıl,” diye soracak olursa, gönül rahatlığı içinde: “Oyun broşüründe canım,” diye yanıtlayabilirdim. Sormadı.

 

DEKOR ÇOK İYİ

Ali Yenel , hiç kuşkusuz Volkan Duran’ın süpervizör katkısından, Emre Kınay’ın VTR rejisinden yararlanarak, ön sahne kemerini silmiş; mobilya kullanımında, geniş sahne çerçevesinden doğan ve pek çok sahne tasarımcısının atladığı o acayip mi acayip boşluk izlenimini yok edecek çareler bulmuş. Boyalı sahne donatımı sorununu çözmüş. Göze derinlik sunan bir dekor çıkmış ortaya.

 

Işığa gelince her kim yapmışsa yapmış, oyunun zorunlu kıldığı ışık efektleri bir yana, gene yandan, karşıdan çiğ ışıklar kullanılmış. Hakan Alakavuk’un efektleri ile Dilara Endican’ın kostümlerine ise sözüm yok.

 

YA OYUNCULAR…

Arif Akkaya , Jérôme Angust’un iradesinin gizemli güçlerle ya da kendisini sınırlayan, kendisini aşağılayan doğal güçlerle çatışmasını o kadar güzel yansıtmış ki, inanılması seyretmeden gerçekten zor. Angust’un ölümle, toplumun yasalarıyla, ön yargılarıyla, budalalıklarıyla, kötülükleriyle çatışmasını seyirciye aktarışı ise, mükemmel düzeyde. Oyun içinde pasif bir hali bile teatral terimlerle yansıtıyor Arif Akkaya. Bravo doğrusu.

 

Emre Kınay ise, Textor Texel’i aynı gerçek hayat gibi sürekli yükselen arzular, özlemler, aksiyona çağrılar ve onların içsel ve dışsal aksiyonlardaki tüketimlerinden oluşturmuş. Ben, Emre Kınay’ın “Kara Sohbet”deki oyununu, bir motorun bağımsız, sürekli yenilenen patlamalarının, bir otomobilin yumuşak hareketiyle sonuçlanmasına benzettim. Textor Textel’in arzularının kesintisiz patlamalar dizisi, yaratıcı iradesinin aralıksız hareketini geliştiriyor, içsel yaşam akışını kuruyor. Emre Kınay, Textor Texel’in canlı organizmasını deniyor.

 

Emre KınayEmine Ün çiftinin kızları Duru’ya da, Duru Tiyatro’ya da uzun ömürler diliyorum.

 

Kutluyorum.

 

Kara Sohbet”i göremeyenlere: “Bu kere kaçırdınız, önümüzdeki sezon kaçırmayın, yoksa sonrasında hayıflanmayın,” diyorum.

Seni gene özlemle kucaklıyor, yengemin yanaklarından öpüyorum.

 

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.