HALDUN DORMEN USTANIN TİYATROYA DÖNÜŞÜ:
“İKİNİN BİRİ”


Üstün Akmen

Özdemir Abicim, nasılsın?

 

Benim “hal-i pür melâlim”i soracak olursan, valla sana yazdığım 18 Ocak 2005 tarihli mektubum, Almula Merter kızımın eline nasıl geçtiyse geçmiş, o da bana www.tiyatrom.com editörüne yolladığı bir elektronik posta ile veryansın etmiş. İyi de etmiş, hiç alınmadım.

 

Öyle sıradan bir kızımız değil Almula Merter, ama inatla bazı şeyleri anlamazlıktan geliyor, canımı sıkan durum esas olarak bu işte. Örneğin: “Hep eleştiriden söz ediyorsunuz, eleştiriden korktuğumdan söz ediyorsunuz, aleyhte yazılan yazıdan korkulur... Daha görmediğiniz bir oyun hakkında ne yazıcağınızı bilmeden nasıl böyle bir korkuya kapılabilirim ki...” diyor (buradaki ve aşağıdaki Türkçe hatalarının hiçbirini kabul etmiyorum. Bana ait değildir), beni çileden çıkarıyor. Yahu ben, onu son oyunu için suçlamadım ki eleştiriden korkuyor diye! Sonra bir de, galiba az okuyor ya da hiç okumuyor veya kimi adlara karşı bilinçli olarak ilgisiz kalıyor. Öyle olmasa: “... Ayrıca şu ana kadar tiyatrolar adına destek yazınızı hiç görmedim...” der miydi? Has destekçiyi köstekler miydi?

 

KULAK ÇEKME HAKKI, HAKLARIN EN HASIDIR

Şimdi sen, sınırsız hoşgörünle: “Boş geç, gençliğine ver,” diyeceksin, ama kimi yerlerde de gereksiz böbürleniyor. Ne gerek var “cevabi” yazıda: “... Şu ana kadar iyisiyle kötüsüyle veya sansasyonuyla tiyatro  kavramına medyada bir yer açtım... Tartışma programlarına bile çıkılabilir duruma geldi... Bunu geçen gün gittiğim bir TV program yönetmeni bile belirtti... 'Sayenizde tiyatrolar ivme kazandı'diye....” gibi tümceler kurar mıydı? Almula Merter, benim İtalyan Lisesi’nden ve Kızıltoprak’tan iki üç yaş büyüğüm Ferdi Merter’in kızı. Gerek gördüğüm zaman kulak çekmeye kendimi o açıdan yetkili görmekteyim. “... Onun için kapının mandalı, bilmem kimin oyunculuğunu kenara bırakın bu insanlar ne yapıyor veya ne yapmaya çalışıyor onu düşünün...” derse Allah aşkına söyle Özdemir Abi, benim kulak çekme hakkım doğmaz mı?

 

HALDUN BEY’İN DÖNÜYOR MU, DÖNMÜŞ MÜYDÜ?

“Eğer CV mi okursanız benim pek çok ülkede çalışabileceğimi...” derse, ben de ona, sahneye koyduğu “Dövme” adlı oyunun eleştirisini yaparken (2003-2004 Sezonu), özgeçmişinden övgüyle söz ettiğimi, bu özgeçmişe o tür oyunları yakıştıramadığımı da söylediğimi anımsatırım ve de sözlerimi burada bağlarım. Şimdi, koltuğunda geriye kaykılıp: “Sıkıldım,“ diye inliyorsan, sana vereceğim tek yanıt var. İstanbul’da “abesle iştigal” de bir iş be Özdemir Abi...

 

Neyse! Bu bir gerekli ya da gereksiz bir tartışmaydı, bilgin olsun diye sundum. Oysa, mektubun ta başında, bir müjde verecek, seni keyiflendirecektim. Türk tiyatro sanatının ve kahkaha piyeslerinin usta yönetmeni Haldun Dormen, aşk kaçamaklarının konu edildiği, zampara erkeklere göndermeler yapan bir oyunla, Tiyatro İstanbul`un Profilo Kültür Merkezinde sahneye döndü. Sevindin değil mi?

ÇEKSENİZE SERAY SEVER’İ TİYATROYA

Gala gecesinde kimler, kimler yoktu ki! Güler Yiğit, Berna Laçin, Aziz Sarvan, Mazlum Kiper, Osman Şengezer, Erol Sayarı, Kerem Alışık, Hale Eren, Lale Eren, Nilgün Gürkan, Tijen Par, Engin Gürmen, Engin Uludağ, Nevra Serezli, Metin Serezli, Metin Akpınar, Cüneyt Türel, Tilbe Saran, Suat Arıkan, Hakan Gerçek, Göksel Kortay, Füsun Akatlı ve bütün güzelliğiyle, zarafetiyle Seray Sever… Bu kızı Allah nazardan saklasın, pek güzel. Sahneye de yakışıyor. Yeteneği de var. Eee, o halde? Tiyatromuzun “ehil” rejisörleri (örneğin Haldun Dormen), bu Seray Sever’i nasıl oluyor da gözden kaçırıyor, anlamıyorum.

Ray Cooney`in yazdığı “İkinin Biri” adlı oyun oynanacaktı ve önce el ilânlarına ve afişe takılmakla işe başladım. Oyunun özgün adı “Two İnto One”dı da, afişlerde el ilanlarında nedense “2’nin 1’i” diye geçiyordu. Türkçe`ye Orhan Azizoğlu çevirmişti ve “Hepinizi bu otelde görmek istemiyorum”, “Hapşırığımı azıtıyor” gibi Türkçe hataları yanı sıra, dil açısından da salon hafif de olsa naftalin koktu.

 

İÇİNDEN ÇIKILMASI GÜÇ, KARIŞIK DURUMLARIN OYUNU

Oyun, hükümette görevli bir bakan yardımcısının, karısıyla birlikte kaldığı otelde ayrı bir odada bir sekreterle aşk kaçamağı yaparken, karısının da kendisinin özel kalem müdürüyle kendi odasında ilişkiye girmesini konu ediniyordu. “Malûm-u âliniz”, Cooney’in oyunları, İngiliz usulü sahne komedisinin 20. yüzyılda yazılmış en parlak örnekleri sayılmakta. Kaynağını Antik Yunan tiyatrosundan,Aristophanes ve Plautus gibi yazarlardan alan ve yaygın olarak “fars” adıyla anılan komedi türü, Shakespeare’in de etkisiyle İngiliz tiyatrosunda kendine özgü, farklı bir nitelik kazanmış. Sözgelimi, Moliere etkisi altındaki günümüz Fransız farsından belirgin biçimde farklı bir gelişme göstermiş.

 

Öyküleri genellikle, yanlış anlamalara ve bunun sonucunda ortaya çıkan, içinden çıkılması güç, karışık durumlara dayanan bu tür, Ray Cooney’in oyunlarıyla birlikte, çağımız İngiliz toplumunun toplumsal ve siyasal düzenine ve yerleşik ahlak anlayışına temelinden sarsıcı olmayan, daha çok iğneleyici ve rahatsız edici bir eleştirel bakışı da içermeye başlamış.

 

YÜKSEK SELE SÖYLEMEK Mİ, DUYUMSATMAK MI

Cooney bu oyununda da, bakan yardımcısını ve özel kalem müdürünü, kendilerini ortasında bulundukları belâlardan kurtarmaya çalışırlarken, otelin müdürüne, meraklı bir garsona, sekreterin kocasına, bakanın karısına türlü açıklamalar yapmak zorunda bırakır ve bu sırada söylenen yalanlar, oyun ilerledikçe karışıklığın dozunu giderek arttırır. Cooney izleyiciye, zor durumda kalmış insanın psikolojisinden yola çıkan ve özü klasik tragedyalarla koşutluk taşıyan bir eğlence duygusu yaşatacaktır. Doğasının gereği peşine düştüğü birincil hazlar nedeniyle, toplumsal konumundan kaynaklanan ikincil istekleri arasında sıkışan bakan, tragedya kahramanlarından farklı olarak yüceltilmez, tersine gülünçleştirilir. Böylelikle temel amacı izleyiciye eğlenceli bir iki saat geçirtmek olan sahne güldürüsü, kahkahaların kaynağı olan temel sorunları yüksek sesle söylemek yerine, izleyiciye duyumsatmayı tercih etmiş olur.

 

Haldun Dormen, güldürü öğesini, fiziksel hareketlerden ve mizahtan çıkartmış, güldürüyü kulak ve zihinden çok göze ve duyumlara yöneltmiş. Farsın ruhuna sadık kalarak kaba güldürü öğelerinden de yararlanmış, ama elbette Okan Bayülgen’in “Hangisi Karısı”nda düşüp de içinden çıkamadığı hataların kıyısından bile geçmemiş. Gene kapılar kapanıyor, kapılar açılıyor, eğlendirici olmak abartıya kadar uzanıyor, ama Haldun Dormen imzası da belli oluyor. Mizansen, sahne trafiği bir metronom titizliği içinde gelişiyor. Bir de, o açılan kapılar açılırken, kapanan kapılar kapanırken senkronizasyon sağlanabilseymiş!..

 

CEREN ERGİNSOY YÜKSELİŞTE

Ersin Satgan’ın dekoru “matluba” uygun. Aytekin Saday da fars denilince çiğ ışık kullanmak gerektiğine inananlar safında. No comment! Söyleyecek sözüm yok. Kostümleri kim yapmış belli değil. Herkes kendi gardırobundan giyinmiş herhalde. Resepsiyon memurunda Bilgehan adındaki delikanlı görevini yapıyor. Otel Müdüründe Argun Kınal iyi. Edward Briston’da Gazi Şeker, dilerim acemilik dönemini çabuk atlatır da, fiziksel eksiklik ve saflığı seyirciye daha iyi vermeye başlar. Muhafazakar Parti temsilcisinde Dilek Demir role yakışmış. Olga’da Deniz Güzelmeriç’in mizahi yapılı bir oyunculuğu var. Merak etme, daha sen söylemeden kendisini takibe aldım Özdemir Abi.

 

ALİ SUNAL DA GÖLGEDEN ÇIKTI ARTIK

Sefa Zengin, fevkalade cana yakın ve sevimli bir Çinli Garson çiziyor. Bakan Yardımcısı Richard Philips’de Ali Sunal, tıpkı Kerem Alışık gibi babasının gölgesinden kurtulmuş durumda. Artık, fiziksel yapıya yaslanmış, ağırlığı vücut hareketleri ve estetiğe dayalı oyunculuğunu mükemmel bir şekilde denetimi altında tutabilmekte. Bakan yardımcısının karısı Pamela Philips’de Ebru Vardal, kimi eksikliklerine rağmen başarılı. Kulağını bana verirse, komedide kullanılacak sözcüklerin, konuya olan bağlantılarını kaçırmamak açısından, oyun öncesinde çok iyi çalışmak gerektiğini fısıldayacağım. Fısıltımı duyar mı, duymaz mı bilemem. Jennifer’da Ceren Erginsoy, fiziksel durumunun bir öğesi durumunda olan mimiklerini, olayın bütünlüğünü aktarıcı bir etmen olarak gene başarıyla kullanıyor. Erginsoy’u İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sahnelerinde de izlemek, sanırım hakkımız. Hani yani, kızım sana söylüyorum, Mazlum Kiper sen anla…

 

VOLKAN SEVERCAN’DAN OYUNCULUK GÖSTERİSİ

Bakan Yardımcısının özel kalem müdürü George’da Volkan Severcan olayları ciddiyetle algılayıp ciddi yönlere mizahi açıdan eğilmeyi çok iyi bilen ve beceren bir oyuncu. Seyirciye ulaştırmaya çalıştığı ciddiyet, seyircinin aklında olayın komik unsurlarıyla gelişiyor. Alkışların büyük çoğunluğu bence Volkan Severcan’a gitmekte, o da doğrusu bunu hak etmekte.

 

Özdemir Ağabeycim, hani bir yerde eleştirmen için: “… rahat bir uykudan ve iyi bir yemekten sonra işin derinine inmeksizin ve hiçbir şeyin gerekçesini göstermeksizin ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diyerek işi savuşturan bir adam değildir” diyorsun ya, bilmem sana lâyık olabiliyor muyum. Böyle olsa, bütün seyircileri de eleştirmen saymamız gerekeceğini artık ben de biliyorum. Yazmayacaktım, ama sana yaranayım diye, gözlem gücümü kanıtlayayım diye yazacağım. İkinci bölümde Ceren Erginsoy içeriden “Efendim” diye yanıt veriyor, sesi doğal olarak dekor üstünden sahneye ve salona yayılıyor. Ali Sunal başını sesin geldiği yöne, yani dekorun üstüne kaldırıyor, Haldun Hoca bunu atlıyor. Tiyatro bu! Böyle şeyler oluyor.

 

Cevabını beklerim, gözlerinden öperim, Özdemir Abim benim…

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.