|
Ah Özdemir Abim, ah!..
Sana anlatmadan durabilir miyim, paylaşmazsam içime sindirebilir
miyim! Bilirsin, ne durabilirim, ne içime sindirebilirim.
Geçen akşam bir tiyatro olayı izledim. Nerede diye sorma,
bilmezsin, yeni açıldı. Profilo Kültür Merkezi’nde, yepyeni,
mini minnacık bir salon. Mini minnacık salonun küçücük bir
de sahnesi var. Kabareye uygun bu salon ve sahnede iki oyuncunun
devleşmesine tanık oldum. Bu oyun, Ira Lewis’in “Çin Kahvesi
- Chinese Coffe” adlı oyunuydu ve Tiyatro Odası tarafından
sahneleniyordu. Gitmeden önce bilemedim.
BEN BU OYUNU BİLMİYORDUM
Sen elbette bilirsin, ama n’apalım ki bu cahil dostun atlamış.
Meğer bu oyun, ilk kez 1986'da New York'ta Actors Studio'da
oynanmış, Harry Levine rolünü de oyunun yazarı Ira Lewis
canlandırmış. 1989'daysa, “Harry” kişiliğinden çok etkilendiği
anlaşılan Al Pacino, yazarın onayını alarak rolü devralmış
ve 1991’e kadar oynamış. Al Pacino, Harry rolünü üç ay da
Brodway’de oynadıktan sonra, yetinmemiş tutmuş üç kez de
sinemaya uyarlamış. Biliyorum, kızacaksın, şimdi hop oturup
hop kalkmaktasın, ama n’apim atlamışım işte, bilmiyordum
bu oyunu. Hani yani, Brodway’e “Çin Kahvesi”ni izlemeye gönderdiler
de, gitmedik mi!
METİN, TAM BİR CAMBAZ İŞİ
Ira Lewin’in ustalığı, karakterlerin yanı sıra bir kenti
de oyuna dahil etmesi açısından çok ilginç geldi bana. Kentin,
Harry’nin ve Jake’in üstlerine basmakta olduğu metinde o
kadar belirgin ki! Kentte tutunamamanın verdiği eziklik giderek
paniğe dönüşürken, birbirleriyle, kendileriyle, yaşadıkları
kentle, kentin koşulları ve umutsuz gelecekleriyle hesaplaşmaları
şaşılası bir ustalıkla verilmiş.
OYUNUN KONUSU SIRADAN MI
Yazar Harry Levine, soğuk bir New York gecesinde en yakın
arkadaşı olan aktris adaylarının fotoğrafçısı Jake Meinheim'ın
kapısına dayanır. Harry beş parasızdır ve Jake'in ona yüklü
miktarda borcu vardır. Ancak, Jake'in cebinde de Harry'ninkinden
daha fazla para yoktur ki! İşin kötüsü Jake, Harry'nin son
kitabını okumuş ve hem hayatlarıyla hem de para sorunuyla
ilgili çok özel kimi gerçekleri öğrenmiştir. New York'un
ortasında bir apartmanın yedinci katındaki küçücük bir odada,
iki arkadaşın hayatlarını sorgulaması başlar. Uzun bir geçmiş
içinde birikmiş pek çok ortak anı, giderek gerilim yaratmaya
başlayacaktır. İkisi de hayatta pek tutunamamıştır. Biri
müşterisiz bir fotoğrafçı, diğeri kendini yazar olarak tanımlayan;
yazar olarak tanımlayan, ama New York'un ona biçtiği görev,
bir Fransız lokantasının kapıcısı olmaktan ibaret olan bir
kişiliktir. İşin kötüsü, o akşam oradan da kovulmuştur. Yani
işsizdir. Hesaplaşma Jake’e kredi kartından çektiği parayı
vermiş olmasından ve verdiği parayı geri alamamasından kaynaklanmaktadır.
Borcunun da, faizinin de git gide arttığını söyler. Parasızdırlar…
Ve de New York'da, parası olmayanın, ya deli ya da delirmek
üzere olan kişi anlamına geldiğinin bilincindedirler.
CAN DOĞAN BİR EYLEMİŞ, PİR EYLEMİŞ
Bu “çetin ceviz” oyunu Can Doğan dilimize çevirmiş
Özdemir Abi. Ama o kadar güzel çevirmiş ki, “Çin Kahvesi”
neredeyse bizden bir oyun olmuş. Yetinmemiş, sahneye de koymuş.
Sahneye koyarken, ritmi hız değişimi olarak almamış. Eee…
Ne yapmış? Ritmi, vurgulama, vurgulu ya da vurgusuz anların
alımlamasıyla ilintili kılmış. Belirli süre içindeki uyumlu
zaman için kesin bir şema oluşturmuş. Bu şemaya göre, fiziksel
eylemleri bağlamış, metnin alt-metnine ve de oyuncunun alt-partisyonuna
uygun olarak “eylemin sürekli çizgisi”ni belirlemiş. Oyun
başlamadan, Cengiz Cengizev’in son derece başarılı
çevre düzeni ve kimin olduğunu bilemediğim müzik aracılığıyla
seyirciyi sarıp sarmalamış. Kutlanacak bir sahneleme elde
etmiş.
AKILLI İŞİ ÇEVRE DÜZENİ
Cengiz Cengizev , fevkalade akıllı bir tasarımla,
odayı satranç tahtası gibi, kalın vinyleks malzemeden özel
serigrafi baskılı, kare şeklinde bir alan üzerinde kurmuş.
Böylece, daha oyun başlamadan, iki rakip arasında taşların
sırayla oynatılacağı izlenimini vermeyi başarmış. Odanın
dibindeki boy aynası, plastik peruk taşıyıcı ve üzerine takılı
kadın perukasıyla cinselliği; Jake’in oyun içinde ifadesini
bulacak: “Tık yok,” şeklindeki cinsellik özlemini; donmuş,
altta bile kıpırdayamayan sevgileri pek güzel simgelemiş.
Jake'in titizliğini ve yaşama tutunuşunuysa, ipek ropdöşambr
ile vererek, Can Doğan’ın gerçek yardımcısı olmuş.
Işıksa, herhangi bir ada rastlanmadığına göre, herhalde kolektif
olarak tasarlanmış diyeceğim, ama ıııh… Demeyeceğim. Can
Doğan’ın “Lirik Tarih”teki başarılı ışık tasarımını biliyorum
ben.
OYUNCU DEDİĞİN…
Özdemir Abicim, oyunda Harry’i Can Başak, Jake’i Aziz
Sarvan oynamakta. Hah, hah, haaa! Şimdi sen, bunlar
tiyatro oyunu oynuyorlar sandın değil mi? E, haklısın,
vallahi, deminden beri ne anlatıyorum ki ben? Tiyatro…
Peki, bunlar ne oynuyor? Vallahi sahnede tiyatro oyunu
oynuyorlar, ama sanki masa tenisi gibi... Replikler bir
oraya bir buraya gitmekte, aynen servis atılırcasına. Biri
repliği top gibi elinin ayasına alıyor, dosdoğru yukarıya
atıyor,topu asla vücuduyla engellemiyor, vuruyor.
Diğeri karşılıyor. Berikinden bir “smatch”. Ötekinin “forhand”leri
(düz vuruşları) ilginç de, yekdiğerinin “backhand”lerine
(kesik vuruş) ne demeli?
Şaka bir tarafa, Can Başak ve Aziz Sarvan oyunun
“içine kattıkları“ oyunculuk tekniğinin mührünü taşıyorlar.
Ve o mühür, dağlıyor onları Özdemir Abi. Bedenleri, dramatik
metin de dahil olmak üzere gösterime damgasını vuruyor. “İşte
oyuncu bu,” dedirtiyorlar.
“Çin Kahvesi”, sezonun çok önemli oyunu Özdemir Abi. Atla
“Varan”a, gel İstanbul’a, gör bu oyunu. her şeye boş ver…
Bana sonra dua edersin.
Haaa… Bu arada… Hani geçen haziran ayında bir gün telefonda:
“Bir nasihat bin musibetten beterdir,” dedikten sonra: “Her
zaman eğri otur, doğru konuş,” dedin ya… Aynen uyguluyorum
da, doğru söyleyeni de dokuz köyden kovuyorlar be Özdemir
Abi!..
Sağlıcakla kal!
yazar@tiyatrokeyfi.com |