|
Özdemir Abicim, nasılsın?
Geçen hafta neler oldu neler... “Eleştiriden Öcü Gibi Korkan
Tiyatrocu Kız” Almula Merter, bir açıklama yaparak: “Önce
perdelerime ara verdiğimi kapatmadığımı hatırlatmak istiyorum...
Bunu protesto amaçlı yaptım.. Ama görülen o ki, aslında bazı
kişilerin ekmeğine yağ sürülmüş oldu... Bu amaçla 12 Ocak
günü yeniden oyunlarıma başlıyorum... Ama nereye kadar dayanılabilir
bazı destekler olmadan bilmiyorum... Ben ve benim gibi bazı
gruplar, hatta duyarlı olan maddi yardım almış olmasına karşın
diğer tiyatrolar, bu işe destek verir diye düşünüyordum...
Ama herkesin sadece çıkarlar üzerine hareket ettiğini unutmuşum...
Devlet yardımı açıklanacağı güne kadar ben tiyatromu kapatıyorum,
artık bu işler gitmiyor diyen benim yanımda Ali Poyrazoğlu’na
bu parayı kim bölüşecek, bu para az toplantıda olmak istemiyoruz
diyin diye telefonlar açan Sevgili Ekin Tiyatrosu, ağzına
bal sürüldüğü anda hemen sustu ve kenara çekildi,” dedi.
Bir dakika, bir dakikaaa... Hemen kızma. Türkçe hataları
vallahi benim değil. Olduğu gibi alıntı yaptım.
ELEŞTİRİDEN ÖCÜ GİBİ KORKAN TİYATROCU KIZ
Şimdi sen şeyi de merak edersin, neden Almula kızımıza “Eleştiriden
Öcü Gibi Korkan Tiyatrocu Kız” dediğimi. 2003-2004 sezonunda
“Dövme” başlıklı oyununa çağırmıştı gitmiştim, eleştirmiştim.
Vay sen misin eleştiren... Bir daha davet falan yok. Bırak
daveti maveti, yahu yeni oyunu merak ediyorum, görmek istiyorum,
telefon ediyorum: “Efendim biz size haber veririz,” diyorlar,
aramıyorlar. Yeniden perde açtılar ya, bayramdan sonra alacağım
biletimi, efendi gibi gireceğim oyuna, değerlendireceğim.
Bunları yazarken, bir yandan da sol elimle sol kulağımın
memesini çekiştirip duruyor, sağ elimin işaret parmağıyla
masaya vuruyorum. Oyun inşallah iyi çıkar, eleştirmem överim
de, Almula kızımı kızdırmam diye...
MAZLUM KİPER KOLLARI SIVADI
Sonracığıma Özdemir Abi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Şehir Tiyatrolarının yeni Genel Sanat Yönetmeni Mazlum Kiper,
geçen hafta altı yüz kişinin katıldığı bir genel kurul yaptı.
İhsan Devrim, Nedret Güvenç gibi kıdemli ustaların da katılımı
ile gerçekleşen genel kurul, adeta kurumun sanatçısıyla yeniden
barışması niteliğinde gerçekleşti. Aman, aman... Allah kimseyi
gördüğünden etmesin. Allah kimseye: “Ne oldun bre ya kulum”
dedirtmesin. Nurullah Tuncer’in tiranlık döneminde yaşanan
baskıcı tutumdan kurtuluş, genel kurula şıpınişi yansıdı.
İskender Pala, görevden alınan tiyatronun eski Genel Sanat
Yönetmeni Nurullah Tuncer için alkış isteyince salonu görecektin.
İki çat çat, bir pat... Derken, Mazlum Kiper salona girmez
mi! Aman tanrım, salon çamaşır yıkama leğeni gibi şakladı.
“Bravo”lar, “Yaşa”lar filan... Mazlum Kiper de, doğal olarak
muzaffer bir alay komutanı gibi mikrofona geldi, fevkalade
bir konuşma yaptı. Ne yalan söyleyeyim, ben de kendimi tutamadım
ayağa fırladım. Her yıl, ilk oynanan yerli oyunun galasından
önce yapılan “İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri” töreninin “Gayri
Resmi Hurrem” oyunundan sonra yapılmasını uygun bulan “aklı
evvel” Nurullah Bey yönetimi, beni bile germiş be Özdemir
Abi...
ATV’DE KAVGA MEYDANI
ATV nam kanalda, Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı”nı izlediğini
sanıyordum, izlememiş olduğunu öğrendim, rahatladım. Büyük
geçmiş olsun. On bir yıldır süren bu programda, tiyatro üzerine
yapılanan o akşamkinden daha keçi boynuzu program olduğunu
hiç sanmıyorum. Sabahın beşine kadar uyanık kaldım. Bir sürü
tiyatrocu... Ve genç tiyatrocular...Oturdular sabaha kadar
tartıştılar. Tiyatrocuların örgütsüzlüğünü, yerel yönetimlerin
sanata müdahalesini, ödenekli tiyatrolara özerklik tanınmasını,
okulları serseri mayın gibi gezen sömürgen çocuk tiyatroları
tehlikesini, yengeç sepetindeki Devlet Tiyatrolarını, tiyatro
çalışanlarının ya da yapımcı örgütlerinin işlevsizliğini,
repertuar seçimi sorunlarını, Anadolu topluluklarının çilelerini,
okullarda drama dersinin zorunlu ders olması gerekliliğini
bir kenara bıraktılar, 842 bin YTL ulufeden sen fazla kaptın,
bana eksik verdiler kavgasına tutuştular. Almula Merter durur
mu, bana hiç vermediler diye yakındı. Konservatuvar öğrencisi
gençler, mezun olduktan sonra kendilerini bekleyecek zorlukları
dillendirmek yerine, vay nasıl olur da kağıt bebek Asuman
Krause “İyi Aile Çocuğu” adlı oyunla sahneye çıkar diye tutturdu.
Dilek Türker birkaç kez: “Yahu bunları bırakalım, işin esasına
bakalım” dedi, olmayınca da çıktı gitti. Yıldız Kenter, bir
ara dışarıdan geldi: “Telefon ettiler, hanımın biri, onca
tiyatrocunun söyleyeceği başka şey yok mu diye soruyor” dedi.
Velhasılıkelam Özdemir Abi, tiyatrocular kendi sorunlarını
dile getirmekten acizdi.
ANKARA SANAT TİYATROSU İSTANBUL’DAYDI
Geçen hafta bir de AST’ın oyununa gittim, “Benim Meskenim
Dağlardır” oyununa. Düşündüm de, tam elli yedi yıl olmuş
toplumcu gerçekçi öykü ve roman yazarı Sabahattin Ali Kırklareli'nin
Sazara köyünde öldürüleli. Oh! Ne alâ memleket şu bizim memleket
be Özdemir Abi! Zavallım Sabahattin Ali, tek parti yönetiminin
baskılarından uzaklaşmak için bir süre yurtdışında yaşamak
istemiş. Yurt dışına çıkması engellenince Bulgaristan sınırını
geçmek üzere Ali Ertekin adlı bir kılavuzla anlaşmış. Ordudan
atılmış bir astsubaymış Ertekin, geçimini yurtdışına adam
kaçırarak sağlıyor, öte yandan Milli Emniyet adına ajanlık
yapıyormuş. Resmi açıklamalara göre Ertekin “milli hislerini
tahrik ettiği için” Sabahattin Ali'yi 2 Nisan 1948’de 41
yaşındayken başına sopayla vurarak öldürmüş. 28 Aralık'ta
tutuklanıp, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış.
Yaptırımı 18-24 yıl olan adam öldürme suçundan, “milli hisleri
tahrik” gerekçesiyle cezası indirilerek 15 Ekim 1950’de 4
yıla hüküm giymiş. Aynı yıl çıkarılan af yasasıyla serbest
kalmış kerata! Ben o günleri pek hatırlamıyorum, sen belki
bilirsin, esasında Sabahattin Ali'nin Kırklareli'nde Milli
Emniyet tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldüğü ve
Ertekin'in paravan olarak kullanıldığı yaygın bir kanı. Hani
olamaz da değil, ama bugüne değin kanıtlanamamış.
EZİLEN İNSANLARIN ACILARININ YAZARI
Anadolu insanına yaklaşımıyla, hiç kuşkusuz edebiyata yeni
boyutlar kazandırmış bir yazarımızdır Sabahattin Ali. Konularını
toplumsal eşitsizlikten, Anadolu halkının yaşantısı ve sorunlarından,
ezilen insanın acılarından, kentlilerin Anadolu'ya bakışından
alan öykü ve romanlarının hepsini okumuşluğum vardır. Ali
Berktay’ın Sabahattin Ali’nin yazdıklarına yansıyan dünyasını,
sanatçı-toplum ilişkisini eksen olarak yeniden kurmaya çalışmasını,
AST’ın bu oyunu repertuarına almasını, Rutkay Aziz’in sahnelemesini
duyduğumda doğrusu ciddi olarak heyecanlanmıştım. Şimdi de,
senin huzurunda AST’ı, Ali Berktay’ı ve Rutkay Aziz’i bu
duyarlılıklarından dolayı kutlamak isterim. AST gibi bir
sanat kurumunun, bir Türk aydınının, toplumsal sorumluluğunu
taşıdığımızı unuttuğumuz trajik bir biçimde noktalanmış,
toplum olarak pek sorgulamadığımız, suskun kaldığımız yaşamını,
onu ve onun eserlerindeki kahramanları sahneye getirerek
anlatmak ne kutsal bir düşünce! Böyle bir olaya kitap kapaklarının
arasından sıyırarak can ve ses buldurmak ne mutluluk! Öyle
değil mi, Özdemir Abi?
RUTKAY AZİZ, ELİNE KALIN YAZAN BİR KALEM ALMIŞ
İki stajyer muhabir, günümüz Türkiye’sinde Sabahattin Ali'nin
ölümündeki sır perdesini aralamaya çalışmaktadır... Ali Berktay,
böyle soyunmuş oyuna. Sabahattin Ali'nin öykü romanlarındaki
kahramanları, oyun örgüsünü oluşturan işlevsel öğeler olarak
başarıyla kullanmış Özdemir Abicim. Rutkay Aziz, Sabahattin
Ali’nin yazarlığını, dünyaya bakışını, hapisliklerini bugün
bile gizemini koruyan sır olmaktan çıkarılmayan ölümünün
altını olabildiğince kalın çizmeye çalışmış.
BEĞENMEDİLER Mİ, ANLAMADILAR MI, ANLAMAK MI İSTEMEDİLER
Özdemir Abi, her oyunda olduğu gibi bu oyunu da beğenmeyenler
oldu. Beğenenler de vardı. Ünlü bir yazarımız ilk yarının
sonunda: “Ya sabır,” dedi. “İkinci yarıya nasıl dayanacağım,
Ya Rabbi,” diye de eklediğini duydum. Kimileri pardösülerini
koltuklarının altına sıkıştırıp sıvıştı. “AST bizi astı be
abi, “diyen de oldu. Ben onlara katılmadım. Bir kere, hemencecik
deyivereyim, Filiz Ali’yi canlandıran Ayşegül Ünlü’yü izlemeni
mutlaka isterim. Işıl ışıl bir genç kız Ünlü. Temsil ettiği
karakterin altından her görünüşünde dramatik sürekliliğin
kopacağını nasıl da iyi kavramış, doğrusu şaştım kaldım.
Rutkay Aziz, Sabahattin Ali’yi yorumlarken yaratıcı imgelemine
karşılık düşen vizüel hayalleri iç gözü ile görmesini sağlayacak
bir güce erişmişti. Sahnede bulunduğu sürenin her anında
kendi çevresinde ya da imgeleminde olup bitenleri, yani kendi
vizüel hayallerinin biçimlendirdiği belirli koşulları görüyor
gibiydi. Erol Demiröz, özellikle Meyhane ve Yazı İşleri Bürosu
tablolarında, karakterleri seyircilere sunmadan önce, rollerin
tutkularını düşünce soyluluğunun süzgecinden geçirdiğini
ortaya koydu. Ebru Saçar’ı ve Aylin Saraç’ı da izlemeni isterim.
İçimde fideler yeşerdi. Nesimi Kaygusuz’u iyi yolda buldum.
Cengiz Sezgin ve Hakan Salınmış başarılıydı. Hasan Ballıktaş’ın,
H. Tarhan Karagöz’ün, Eray Cezayirlioğlu’nun heyecanlarının,
şevklerinin hiç tükenmemesini diledim. Şeyda Demiröz Şinik’in
simgesel parçalardan oluşan işlevsel dekoru, maskları ve
hem 30’lu, 40’lı yıllara, hem de günümüze göndermeler yapan
kostüm tasarımı iyi ötesiydi. Her kim yapmışsa ışık tasarımını
pek beğenmedim. Renk duygusu hiç mi kullanılmamış ne! Üzüldüm.
Cahit Berkay’ın müzikleri Cahit Berkay’ın müziğiydi. Gene
etkileyiciydi, gene oyuna katkı sağladı.
SAYDAM, UYUMLU, OLUMLU BİR ÇALIŞMA
Rutkay Aziz, bir yandan eylemi düşünüp tasarlarken, bir
yandan da oyunculara yerlerini, birbirlerinden uzaklıklarını,
yapacakları hareketleri, dekorla, döşemeyle, aksesuarla ilişkilerini,
konuşmalarının hızını, susuşlarını, giriş çıkışlarının değişen
temposunu iyi açıklamış, iyi belletmişti. Aksini söyleyenle
ciddi anlamda tartışırım, karakterlerin gerçeğe uygunluğunu,
heyecanların anlatımını, metnin isteklerini, olayların mantığını,
sahne üzerindeki durumları, ışık etkilerini, oyuncuların
doğallığını, grup simetrisini de göz önünde tutmuştu. Sonuç
olarak, bulanık olmayan bir oyun, iyi belirtilmiş hareket,
değişik ritim, sürekli uyum elde etmişti.
Kısacası Özdemir Abi, “AST”ın gene “helal” dedirten bir
oyun kotardığını söyleyebilirim. “Daha iyisi olabilir miydi”
diye soracak olursan, senin biçemine uygun biçimde: “Bunca
emek, bunca yazıp çizme hep daha iyiyi bulmak için değil
mi,” diye yanıtlarım seni. Bu yanıtımın pek hoşuna gideceğini,
gevrek bir kahkaha koyuvereceğini biliyorum
Kahkahan bol olsun Özdemir Abi.
yazar@tiyatrokeyfi.com |