DEMET TUNCER’İN YETENEĞİ ŞİMDİ DE SAHNEDE: “AŞKIN YAŞI YOK”

Üstün Akmen


Özdemir Abi, merhaba!

Hal hatır sormayı bırakıp, hemencecik son izlediğim oyundan söz etmeyi yeğliyorum. Hani, Pierret Bruno var ya, onun da “Le Charimari – Sevgili Koca”sı var ya ve de bu oyunu Dormen Tiyatrosu “Çılgın Sonbahar” adı altında Gencay Gürün’ün Türkçe’si ve rejisiyle 1991’den itibaren tam beş yıl kapalı gişe oynamıştı ya!.. Konumuz, bugün işte bu oyun.

 

“Le Charimari”yi Gencay Gürün “Aşkın Adı Yok” başlığıyla yeniden çevirmiş. “Neden yeniden,” diye sorma, çünkü gerçekten bilmiyorum. O günkü çeviri ile bugünkü farklı mı dersen, galiba biraz oynanmış ve uzatılmış gibi geldi bana. Gencay Gürün metni almış, bir tiyatro büyüğümüzün, Nedret Güvenç’in “hazık” ellerine teslim etmiş.

STARLARIN YEDİĞİ NANE

Şimdi, sen sormadan ben kafamı kurcalayayım. “Çılgın Sonbahar” yanılmıyorsam Nevra Serezli, Metin Serezli, Cem Davran’lı, (Martin’i kim oynamıştı, anımsayamadım) Şebnem Özinal’lı kadrosu ve galiba Nilgün Gürkan’ın dekoru, hele hele Güler Yiğit’in kostüm tasarımıyla başarıyı hak etmişti. Sen merak etme Özdemir Abi, “o oyunun kostümü,” deyip geçer miyim hiç! Nevra Serezli’nin mavi elbisesiyle antre yaptığında nasıl alkış aldığını, unutmadım ki!

 Star sistemiyle başa çıkmanız artık mümkün değil Özdemir Abi. Gencay Gürün, biliyorsun star sistemiyle iş görmeyi uzun zamandır yeğledi, haklı, çünkü günümüzde kimi insanlar “star”ı görmek istiyor. Eskiden, benim bildiğim seyirci ekibe giderdi, öyle değil mi Özdemir Abi?  O zamanlar ekip, zaten kendi kendine stardı. Kent Oyuncuları gibi, Dormen Tiyatrosu gibi... Nerdeee eski ekipler!  

BU KEZ, ÇOLUK ÇOCUK HERKES DUYSUN

Gencay Gürün, işte bu gerçeklerin bilincinde, başarısına imrendiğim bir tiyatro kadını. “Le Charimari”nin adını değiştirmiş, üzerinde oynamış, falan, “Çocuklar Duymasın”

dizisinin Amerikalı iş kadını Mary rolündeki Demet Tuncer’i, Nisa Serezli’nin izleyeni hayran bıraktığı Marie Colette rolüne sürmüş. Sanırım Demet Tuncer’i sana tanıtmam gerekecek Özdemir Abi, ola ki dikkatinden kaçmıştır. Kendisi 1975 İstanbul doğumlu, lise ve üniversite öğrenimini Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlamış. Siyasal Bilgiler mezunu. Orada, tiyatro eğitimi de almış ve bazı müzikallerde oynamış. Yetinmemiş, Sting'in şan hocasından da dersler almış. Türkiye'ye döndüğünde, yeteneğini böyle bir dizide değerlendirmiş. Gencay Gürün, koca rolü için Neco’yu, Honda Güzeli için Didem Uzel’i düşünmüş. Provalar başlamış, ama tam perde denilecekken Demet Tuncer dışındakiler, her ne sebepledir bilemem: “Biz bu işte yokuz,” demişler. Kadro yeniden kurulmuş, ama gerekli starlar bulunamamıııııış...  

Şimdi... Tiyatro İstanbul'un yeni sahnelediği "Aşkın Yaşı Yok" adlı aile güldürüsü, evlilik kurumunu irdelemekte. Oyun, özellikle evlendikten bir süre sonra kendisini ev işlerine vererek cazibesini yitiren kadınlarla, ikinci baharını yaşamaya özenen erkeklere gönderme yapmakta. Yani, tipik bir bulvar komedyası. Oyunda, gene üçlü bir aşk ilişkisi ele alınmakta ve sadece seyirciyi eğlendirmek amaçlanmakta.

BU HAFTA HAFİYELİK YAPTIM

Dikkatinden kaçmamıştır eminim, artık oyunları izlerken dedektif gibi çalışıyorum Özdemir Abi. Yukarıda anlattığım “star kadro” restini nasıl yakalamışım ama? Doğrusu takdir etmeni bekliyorum. Bu hafta, bir diğer hafiyelik eserim “Aşkın Yaşı Yok”un ışık tasarımını Aytekin Saday’ın yaptığını saptamam oldu. Işık dediğin ne ola ki! Cascavlak parlak, kırıksız spotlar... İnanmayacaksın, ama dekoru yapanı da buldum. Nilgün Gürkan’mış. Sanki “Çılgın Sonbahar”ınkinin aynı, bütün bulvar komedyalarından bildiğin burjuva evi dekoru. Mavi-beyaz. Garaja açılan kapıyı biraz daha sağa çekse ne iyi olacakmış! Gilbert ya da Michel kapının arkasındaki bölmeye girip çıktıkça yüreğim daraldı vallahi. İnandırıcı olmayan dekor, inan beni çok rahatsız ediyor. Haa, kostüm tasarımcısını da senden aldığım “feyizle” şıpınişi buluverdim. O da Hale Eren’miş. Gilbert’in kostümlerine bayıldım. Marie Colette’in elbisesi ise, gerektiği kadar görkemli gelmedi bana. Duayen Nedret Güvenç’e gelince, sahne trafiğini iyi yönetmiş. Oyuncu abartmasını da dozunda tutmuş. İsmet Üstekin’i oynatamaması ise ilginç. Marie Colette’in Gilbert’in yanında çok genç kalmasının, hatta Marie Colette’in perde açıldığında Gilbert’in değil de, Michel’in karısı gibi algılanmasının da önemle altını çizmek isterim. Bu durumun bilinçli seyirciyi inandırıcılıktan uzaklaştırdığının ve oyundan kopardığının da...

GENÇLERDE İŞ VAR

Sophie’de Aybüke Karakullukçu’nun hevesini kırmak istemem, ama daha çok yoğrulması gerekiyor. Martin’de Erkan Pekbay’a duyularının nasıl işlediğini ve belli şeylere niye tepki verdiğini bulmasını öneriyorum. Duyularının yoğun keşfine yönelirse, başarıya yaklaşımını o denli kolaylaştıracak, eminim. Michel’de Deniz Özmen ümit veriyor. Gene de, kişisel yaşamından sahne üzerinde yararlanmasını diliyor ve duygularının “derinliklerine” inebilmeye laf olsun diye önem vermekten vazgeçerse iyi olur diye düşünüyorum. İsmet Üstekin’in Gilbert’ine “no comment” mi diyeyim, ne diyeyim şaştım da kaldım. Üstekin, neden bu denli tutuk, anlamadım gitti.

DEMET TUNCER’E DİKKAT

Özdemir Abi, son olarak Demet Tuncer’e değinmek ve tiyatro camiasını şöööyle bir silkelemek istiyorum. Demet Tuncer’e bir şarkı söyletip dinlesinler. İyi şarkı söylemenin sadece passeriformes (ötücü kuşlar) takımına ait bir özellik olmadığına tanık olsunlar. Etraflarında, radyolarda, televizyonlarda, barlarda, meyhanelerde, sahnelerde kimilerinin şarkı söylemek olarak adlandırılamayacak sesler çıkardıklarını anlasınlar. Demet Tuncer’in ses fonksiyonlarını ve çağrı özelliklerini göz önüne alarak, gerçek şarkı nasıl söylenir anlasınlar. Sahnede vücut enstrümanını, örtülü kas etkinliklerini böylesine iyi denetleyen bir genç yeteneğe müzikal yolunu açsınlar.                                                                       

 Aman Özdemir Abi, çevrendeki uzmanlarla hele bir konuş da, bu kızı kaçırmasınlar.

 Gene yazacağım elbette. Seni, özlemle öpüyorum.

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.