AST'ın hayatınızdaki yeri nedir? AST benim için bir ilkler yuvası olmuştur. İlk provam, ilk oyunum, ilk alkış, ilk maaş, ilk gişecilik, ilk yer göstericilik, ilk dekorculuk, ilk ışıkçılık ve ilk sahne tozu... Tüm bu ilkler, oyunculuk serüvenimin başlangıcı oldu. Tiyatroyu böyle yoğun yaşamasaydım, oyunculuk benim için bir heves olarak kalacaktı. | İstanbul'a gelip konservatuarda okumaya nasıl karar verdiniz? AST'da görev aldığım iki yıl boyunca, aynı zamanda İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu'nda da okuyordum. Ailemin de taşınmasıyla İstanbul benim için kaçınılmaz oldu. Ama artık oyunculuk ağır basıyordu ve ben bu işin eğitimini almak için sabırsızlanıyordum. Bir yol ayrımındaydım; ya oyuncu olacaktım ya da gazeteci! Kararımı verdim; üniversiteden kaydımı alıp konservatuar sınavlarına girdim. |
Çok beğenilen bir oyuncusunuz. Dönüp geri baktığınızda bu noktaya nasıl geldiğinizi düşünüyorsunuz? Konservatuarda hocam olan sevgili Müşfik Kenter, '% 20 yetenekse, % 80 çalışmak' derdi. Bende zaten % 20 vardı, geri kalan yüzdeyi de çok çalışarak sağladım. Bende emeği olan tüm hocalarımı sevgiyle anıyorum. Bir role nasıl hazırlanıyorsunuz? Okuyan, araştıran bir oyuncu musunuz, yoksa sezgilerinizle mi hareket etmeyi daha uygun buluyorsunuz? Oyunculuk benim için önce sezebilmek, sonra da hayal edebilmektir. Elbette okumak, araştırmak, gözlem yapmak, bilgi görgü arttırmak bir oyuncu için önemli besin kaynaklarıdır; ama sezgi oyunculuğun olmazsa olmaz anahtarıdır. Devlet Tiyatrosu sanatçısısınız. İstediğiniz rolü oynama ya da rol seçme şansınız oluyor mu? Kurumumda 16. yılımı tamamladım. Bu süre içinde karşılıklı iyi niyet çerçevesinde hep istediğim projelerde, istediğim rollerde oynadım. Ama iyi niyetin olmadığı dönemlerde ben de bundan payımı aldım. Rolü 24 saat taşıyanlardan mısınız? Benim için oyun bittiğinde, o rolle kurduğum ilişki bir sonraki oyuna kadar biter. Dışarıda 'Hamlet' ya da 'Ruhi Bey' olarak dolaşmam. Ama prova süreci çok sancılıdır; o rolle yaşarım, o rolle düşler kurar, o rolle yatar kalkarım. Ta ki ilk oyuna kadar. Zaten benim algıladığım tiyatro, prova sürecidir. Peki, provalarda yönetmene direnir misiniz? Bir oyunculuk sanatı olan tiyatroda yönetmen bir anahtar, bir üçüncü göz, bir yorumcu, bir organizatördür. Ama aslolan oyuncudur. Yönetmen kapılar gösterir; oyuncu yol kateder. Yönetmen yorumlar; oyuncu bu yorumu kendinde ifadelendirir. Bugünlerde herhangi bir sinema-televizyon-tiyatro projesi içinde misiniz? Önümüzdeki sezon için projeleriniz, yapmak istedikleriniz var mı? Halen 'Yeditepe İstanbul' dizisinde oynuyorum. Yeni sezonda 'Ben Ruhi Bey Nasılım' ve 'Kuvayi Milliye' adlı oyunlarım devam edecek. Televizyon ve sinemaya dair ise bu ülkede bugünden yarına plan yapmanın yanlış olduğunu tecrübelerimle anladım. Ama mutlaka bir sinema projesinin içinde olacağım. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde öğretim görevlisisiniz. Tiyatro eğitimciliğine nasıl bakıyorsunuz? Hocalarınızla kendinizi karşılaştırdığınızda nasıl bir sonuca varıyorsunuz? İki yıldır konservatuarda oyunculuk derslerine giriyorum. Haftada 1 gün 5 saat olmak üzere 1. sınıflarla, 'Oyunculuğa Giriş' derslerinde beraber oluyoruz. Okulun bulunduğu coğrafya nedeniyle İstanbul ve Ankara'dan gelen hocalarla, yani taşıma suyla bir konservatuar eğitimi sürebilir mi, yani değirmen döner mi? Öğrenci meslek dersi hocasını haftanın her günü yanında görmek, ona sorular sormak, onunla motive olmak ister. Çünkü sonuçta bizim işimiz duygularla. Biz sevgili hocam Müşfik Kenter'le 3 yıl boyunca usta çırak ilişkisinin ötesinde, baba oğul gibi yaşadık. Bu süreç benim gelişimimde çok önemli bir yer tutar. Genç oyuncularda gördüğünüz en önemli eksiklikler desem? En önemli eksiklik, ses ve beden kullanımındaki zaaflar. Yeteneğimiz ve duygularımız çok yoğun olabilir, ama bunları ifade etmede kullandığımız enstrümanlarımızı, yani sesimizi, bedenimizi iyi kullanamazsak çabalarımız ve yeteneğimiz hiçbir işimize yaramaz. Evet, % 20 yetenekse, % 80 çalışmak! yazar@tiyatrokeyfi.com
|