|
Oyun, 2002 yılında “Civan Canova’nın Toplu Eserleri”
dizisinde basılmış. Neden ‘Ful Yaprakları’? Proje nasıl gerçekleşti
?
Öncelikle sahnelediğim tüm metinlerde, ortak yaralarımızın
olup olmadığı, hayata bakışımla çakışıp çakışmadığı önemli
benim için. Bu oyun için de böyle oldu. Proje, İstanbul Devlet
Tiyatrosu’nun bir önerisiydi bana. Ne zamandır orda bir şeyler
yapmak istiyordum. Çünkü kendi kuşağımın bir çok önemli oyuncusu
o bünyede çalışıyor. ‘Ful Yaprakları’ da birkaç yıldır Devlet
Tiyatrosu’nda konuşulan ama bir türlü şartlar olgunlaşmadığı
gerçekleşemeyen bir projeymiş, duyumlarıma göre. Bana önerildiğinde,
en az şimdiki kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. Zor bir
işti. Ama üstesinden gelinmeyecek gibi de değildi. En azından
teknolojiye ve bu dünyaya yakındım. Bunun bir avantaj olduğu
sonuçtan da anlaşılabilir.
|
Masa başı çalışması ve provalar ne kadar sürdü?
Oyunu 6 hafta gibi kısa bir sürede seyirciyle buluşturduk.
Zaman çok kısaydı, böylesi bir sahneleme için. Ama Devlet
Tiyatrosu çalışanları, yaratıcı ekip ve oyuncuların
olağanüstü gayretiyle kısa sürede düşlediğime ve istediğime
çok yakın bir sonuç elde edebildim. Ama en önemlisi,
bu projede tüm çalışanların inancıyla gerçekleşen sihirli
bir sonuç olduğunu düşünüyorum, gördüğünüz şeyin.
|
Oyun zorlu ve edebi açıdan da hayli zengin bir metin.
Sahnelemek ürkütttü mü başlangıçta sizi?
Metinden yana ya da zorluğundan yana bir korkum olmadı. Ama
ilk kez DT’de iş yapacak biri olarak neyle karşılaşacağımı
bilmiyordum. Bunun bir tedirginliği vardı. Bir diğer zorluksa
oyunda kullanmayı tasarladığım yüksek teknolojinin bir tiyatro
sahnesiyle ve tiyatro ekibiyle gerçekleşip gerçekleşemeyeceğiydi.
Ama tüm kuşkularım, çalışanların yaratıcı, özverili ve yüreklendirici
destekleriyle aşılan engeller oldular benim için.
Musa Uzunlar, bana göre, yıllarca aynı kalıptaki rollerde
oynatıldı. İlk kez bu kadar farklı bir rolü giyinmiş gördüm.
Oyunu ve rolünü çok sevdiğini de belli ediyor başarılı oyunuyla.
Oyuncu seciminde tam anlamı ile özgür müydünüz?
Üç oyuncumuz da farklı dönemlerden de olsa benimle aynı okuldan
mezun olmuş arkadaşlarımdı. İstediğim ve sevdiğim oyuncularla
çalıştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Bu oyunda her üçün
oyuncu da eşit ağırlıklı ve eşit önemlere sahip roller oynuyorlar.
Onlar arasında bir ayrım yapmam mümkün değil. Hepsi de projeye
ve konsepte inanarak insanüstü bir çabayla kısa sürede büyük
yollar katettiler bu oyun için. Hepsi de rollerini, oyunun
meselesini kendilerine sonun edinerek ve sahneleme biçimime
güvenerek çalıştılar.
Özden Çiftçi de oynadığı kadını derinlemesine analiz
etmiş, o kadar doğal ki sahnede... Özlem Güveli, bedeninin
yarısı ile oynamak zorunda iki saat boyunca... Bir oyuncu
için çok dezavantajlı bir rol olmasına rağmen o da çok sevmiş
rolünü. Mutlu musunuz kadın oyuncularınızın performansından?
Tabi ki memnunum. Az önce de söylediğim gibi projeye inanan
tüm DT yönetimi gibi oyuncular da inandılar ve sonunda istediğimize
ulaştığımız düşüncesindeyim her açıdan.
‘Ful Yaprakları’, çok zekice buluşlarla sahnelenmiş
bir oyun. (webcam’ler, üç tarafta projeksiyon perdeleri, flash
back filmler, müzik seçimleriniz, chat sahnelerinde power
point yansımalar) Kamera açılarına göre reel oyunun sahne
trafiği titizlikle çizilmiş. Bu tür bir teknolojiye başvurmasaydınız,
üç kişilik bu kadar zor bir metni olan oyun, temposunu tamamen
kaybederdi, haksız mıyım?
Bu bir zorunluluktu bana kalırsa. Ben herhangi bir oyunu bu
yöntemle değil, bu oyunun konseptine çok uygun olduğu için
bu biçimde sahneye taşıdım. Tüm bu teknolojik unsurların sahneye
yansıması sonuç olarak internet üzerinden iletişimi tercih
eden, hatta bunu zorunlu olan insanların gerçeğini anlattığı
içindir. Kullandığım görsel dilin internetle çakıştığı noktalarda,
kahramanlarımızın iç dünyalarını, yaşadıkları evreni, bilinç
akışlarını görüntülerle destekleme yolunu seçmemin nedeni
de buluş değil, olsa olsa bir nebze yenilik arayışıdır. Tiyatronun
ölümünden gizli bir haz duyanlara, bu tür çalışmaları izlemelerini
salık veririm. Hoş onlara iyi görünmek için değil, meselemizi
desteklediği ve bu yolla daha da etkili olduğunu düşündüğümüz
için böyle bu.
Yazarın, Civan Canova’nın, rejinize itiraz ettiği yerler
oldu mu? Yoksa uyumlu mu çalıştınız?
Hayır. Hiç öyle bir çatışma ya da tartışma yaşamadık. İlk
okuma provası sonrasında Civan Canova oyunu bize emanet edip
gitti zaten. Oyunun yazarı bir tanıdığımız değil, arkadaşımız
oldu zamanla, en azından benim için. Biz oyuna inandığımız
gibi, Civan’ın da bizlere inandığını hissettik. Gerisi ortak
bir arayış ve yolculuktu.
Bu sorumu, şair yazar Turgay Kantürk olarak yanıtlar mısınız?
Bu oyun mutlaka (bir an önce hatta) yabancı dillere tercüme
ettirilmeli. Katılıyor musunuz görüşüme?
Tabi ki çevrilmeli. Türk oyun yazarlığının geldiği, durduğu
yeri göstermesi açısandan, evrensel bir sorunu, insani bir
sorunu ele alış biçimi açısından çok önemli. Günümüzün en
önemli iletişim aracı sayılabilecek internet ortamına yeni
bir yaklaşım getirdiğini, insanların başka adlarla da olsa,
yalnızca kendilerini anlattıkları, belki de gerçekten doğruları
söylediklerini gösteren bir yaklaşımı var. Üstelik kullandığı
dil ve geliştirdiği söylem, yerleşik dramatik kurguya yeni
açılımlar da getiriyor.
Oyunun yakın bir tarihte internetten yayınlanması projesinden
umutlu musunuz? Başarılacak mı bu ‘ilk’?
Olacağını umuyorum. Her ne kadar tiyatronun salonda izlenmesine
inanıyorsak da, bu oyun için belli bir yabancılaştırma niyeti
de taşıyor internetten yayın. Chat yapan insanların kendilerini
bu ortamda görmeleri bir başka katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Oyun seyirci ile buluştuktan sonra herşeyi ile içinize sindi
mi?
Evet. Her ne kadar her yaratıcı tasarımın gerçekleşme aşamasında
kayıplara uğradığını bilsek de, ‘Ful Yaprakları’ yapmak istediğime
en çok yaklaştığım oyunlardan biri oldu. Gerek oyuncular,
gerek yaratıcı ekip tümüyle inandıkları bir projede, olmak
istedikleri biçimde yer almanın keyfini yaşadılar ve bu da
sonuca yansıdı.
yazar@tiyatrokeyfi.com
|