|
Bizim
bakış açımız, şu veya bu görüş açısı, şu veya bu sanat
anlayışı değil, mesleğimize olan bağlılık, saygı ve sevgi.
Şurası muhakkak ki, herkes birbirinden farklı düşünebilir
çok çeşitli konularda. Buna saygı duymak gerek, hatta
desteklemek gerek ki bir verim alabilelim. Eğer tiyatroyu
bir galeriye benzetirsek, burada her tür ressamın aynı
konuyu içerse de birbirinden farklı tablolarının yer
alması gerektiğini düşünüyoruz. İkincisi, elbette, tiyatromuzun
dışa açılması ve -madem ki 91 yıllık bir kurumuz biz-
varlığını yurt dışında da göstermesi gerektiğini düşünerek,
geçtiğimiz haftalarda İsveç Devlet Tiyatrosu ile uzun
ve kalıcı bir birlikteliği oluşturmak üzere bir haftalık
görüşmeler yaptık. Son derece faydalı oldu. O kadar faydalı
oldu ki, onlar bile şaşırdılar. “Biz de böyle bir şeyler
yapmayı düşünüyorduk, ama siz öyle bir atağa geçtiniz
ki bizi umduğumuzdan çok daha hızlı bir şekilde bir yere
çektiniz.” dediler. O yer neresi? Tiyatrolarımız arasında
sıkı bir işbirliği, oyuncu, teknik kadrolar, rejisör
alışverişi. İsveç Devlet Tiyatrosu bir turne tiyatrosu’dur.
O anlamda bize benzemez. Dolayısıyla, mümkün olduğu kadar
çok hazır prodüksiyonu bünyesinde barındırmayı amaç edinmiştir.
Kendileri de prodüksiyon yaparlar ama sizden almayı tercih
ederler yahut da çevredeki hazır prodüksiyonlardan almayı
ve bu oyunları dolaştırmayı görev edinmişlerdir. Bu anlamda
bize daha uygun geldi, çünkü biz turne yapmamıza rağmen
turne tiyatrosu değiliz. Bizim belli sahnelerimiz var,
oralarda oyunlarımızı sürdürüyoruz. Biz de var olan oyunlarımızın
cd’lerini ve bir listesini sunduk, mönü gibi yani. Buyrun
buradan istediklerinizi alın, biz de size yardımcı olalım,
bunları istediğiniz yerlerde sergileyin. Çünkü İsveç
Devlet Tiyatrosu kendi ülkesinde 240 noktaya ulaşıyor.
Çok büyük bir rakam. Onların çalışma sistemi bu. Tabi
bizim bu 240 noktaya gitmemiz gerekmiyor. Biz daha çok
kendi yurttaşlarımızın ağırlıklı olduğu yerlerde oyunlarımızı
sergilemeyi düşünüyoruz. Bu da küçümsenmeyecek bir şekilde,
bir oyunumuz gittiği zaman 6-7 yerde oynayacak demektir.
Onların oyunlarını da biz buraya davet ediyoruz. Ortak
projelerimiz var, onları yapacağız. Merak ettikleri hususlar
var, bizden bir Ortaoyunu istiyorlar, bizden yerli bir
müzikal istiyorlar. 2009 yılında da Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne girişini desteklemek amacıyla ortak büyük
bir proje yapmayı düşünüyoruz. Epey kapsamlı bir proje
olacak bu. O yıla kadar her yıl böyle küçük küçük çalışmalarla
işbirliğimizi sürdüreceğiz. Bu arada, ikinci bir nokta,
Almanya. 2 milyonun üzerinde yurttaşımız yaşıyor. Biz
uzun bir süredir, benden önceki yönetim de dahil, Almanya’nın
sayılı yönetmenlerinden Theater an der Ruhr’un Genel
Sanat Yönetmeni Roberto Ciuli ile bir işbirliği içerisindeydik.
Kendisini davet ettik, o da yurt dışında ilk defa bir
oyun yönetmeyi kabul etti ve Danton’un Ölümü’nü sahneledi
burada. Fevkalade başarılı bir kişi olduğunu söyleyebilirim.
Oyuncularımız ve Roberto Ciuli ile birlikte çalışan diğer
arkadaşlarımız açısından böyle. Onların söylediklerini
size aktarıyorum, çok mutlular, bu da çok güzel bir şey.
Yani, Almanya ayağında Theater an der Ruhr ile olan işbirliğimiz
de sözkonusu. Şimdi onlar da gelecekler, Kasım ayında
Festival’de, onların tüm oyunlarını sergileyeceğiz bizim
sahnelerimizde. Bundan sonraki ayak da, olabilirse bu
üç tiyatronun birlikte adım atması olacak: İsveç Devlet
Tiyatrosu, Theater an der Ruhr ve biz. Neler yapacağımızı
göreceğiz birlikte. Benim amacım bu; yani Türk Tiyatrosu’nu
Avrupa’ya taşımak ve görünür bir hale getirmek. Zaten
buna ihtiyaç da var. Gerek yurt dışındaki insanlarımız
gerekse oradaki tiyatrolar, hatırı sayılır bir seyirci
potansiyeli olduğunun farkındalar. Avrupa’da gittikçe
azalan tiyatro seyircisini çekebilmenin bir yolu da,
oradaki Türk vatandaşlarını tiyatroya getirmekten geçiyor.
| |
’(KADIKÖY
HALDUN TANER VE HARBİYE CEP SAHNELERİMİZDE
7 GÜN AÇIĞIZ !) DEMEYE ÇALIŞACAĞIZ’
Yönetime gelir gelmez, “sahnelerimizi
24 saat tiyatro yaşanır, tiyatroyu halkla bütünleştiren
mekânlar haline getireceğiz” demiştiniz. Bu konuda neler
yapacaksınız?
Bu, kolay yapılabilir bir
şey değil, çünkü binalarımız buna çok müsait değil.
Her şeyin bu anlamda yeniden yapılması gerekir
ki, bu da tabi çok masraflı bir şey. Fakat şöyle
bir iki uygulamayı başlatmak istiyoruz. Örneğin,
Kadıköy’deki Haldun Taner Sahnemizi pilot bölge
olarak seçtik. Orada “haftanın 7 günü açığız” demeye
çalışacağız yeni sezonda. Yani orası hiç kapanmadan,
sürekli oyunlar sergileyecek. Bunlar bizim oyunlarımız
da olacak çoğunlukla, fakat başka tiyatroların
oyunlarına da yer vermeye çalışacağız. İkincisi,
Harbiye’deki Cep Tiyatromuzu da aynı şekilde yapmayı
düşünüyoruz. Bunun önünde sadece teknik bir sorun
var, o da yalıtım sorunu. Çünkü, içerideki ses
dışarıya çıkıyor, dışarıdaki ses de içeriye giriyor.
Büyük sahnede oynanan oyunlarla dolayısıyla böyle
bir zıtlaşma oluyor. Bunu gidermeyi amaçlıyoruz.
Sorunu giderirsek, orayı da haftanın 7 günü açık
tutacağız. Orası çok çeşitli tarzlarda oyunların
oynandığı bir yer olacak. Kukla tiyatrosundan Gölge
tiyatrosuna, Karagöz’den bildiğimiz, alışageldiğimiz
Cep Tiyatrosu oyunlarına, yerli yabancı bir sürü
oyuna açık bir yer haline gelecek orası. Zaten
60 kişilik bir salondur orası. Çok cici bici güzel
bir yerdir. Ben de orada oyun sahnelediğim için
çok iyi biliyorum. Bunu başarabilirsek, işte o
bahsettiğimiz sürekliliği sağlamış olacağız. Yani,
insanlar oraya her gün gelecekler, oturup kahve,
çay içecekler, sandviçlerini pastalarını yiyecekler.
“Bunu seyredelim, şunu seyredelim. Büyük salonda
şu oyunu seyredelim, küçük salondaki şu oyuna da
bilet alalım” şeklinde, bir yaşam tarzı haline
dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Tanıtım kampanyalarımız
olacak. Afişlerimiz daha albenili bir hale geldi.
İlk afişimiz ‘Danton’un Ölümü’ için yapıldı. Tanıtım
broşürleri hazırlıyoruz. Bu, bugüne kadar nedense
hiç yapılmamış. İngilizce ve Almanca dillerinde
Şehir Tiyatroları’nı tanıtan broşürler hazırlanıyor.
Bu kitapçıkları Avrupa’daki bütün tiyatrolara göndereceğiz.
“Biz buyuz, şunları yapıyoruz, böyle bir tiyatroyuz.”
Çünkü bu, genelde oradaki bütün tiyatrolarda zaten
var. Biz de işte şimdi bu tiyatrolarla işbirliği
içerisine girerken, bizden materyal istiyorlar.
Elimizde Türkçe bir iki tanıtım malzemesinden başka
bir şey yok. Dolayısıyla tiyatromuzun tanıtımını
amaçlayan bu tür kitapçıklar hazırlıyoruz. Oyunlarımızı
cd’lere çekiyoruz, onları gönderiyoruz. Beğendiklerini
de çağırıyorlar. Festivallere katılacağız. İsveç
Devlet Tiyatrosu’nun Kasım’da bir festivali var,
‘Ben Anadolu’ adlı oyunumuz oraya davet edildi.
Oraya gidecek. Bu şekilde, çoğul ilişkiler içerisinde
ve çalışmamızı daha üretken bir hale getirerek
hem içeride, hem de dışarıda var olmayı sürdüreceğiz.
|
ŞŞEHİR
TİYATROLARI, TUZLA VE ATAKENT’TE ...
Yeni sahnelerinizden bahseder misiniz?
İki yeni sahne daha
katıldı bünyemize. Biri, Tuzla İdris Güllüce Kültür
Merkezi’ndeki sahnemiz, diğeri de Atakent’teki sahnemiz.
Atakent’teki sahnemizi yavaş yavaş artık önemsenmesi
gereken Çocuk Tiyatrosu Birimi’ne vermeyi düşündük.
Onlar da gittiler, izlediler orayı, kabul ettiler orada
çalışmayı. Altından kalkabilirsek, bundan sonra orada
yoğunluklu olarak çocuk oyunları sergilemeyi düşünüyoruz.
Bu birim, orada başlı başına bir çalışma yürütecek.
Çünkü, çocuk tiyatrosu çok önemli. Ama önemlilik yetmiyor,
bunun için bir şeyler de yapmak gerekiyor. Orada, alanında
bu konuda uzmanlaşmış insanlar çalışıyor. Yani, yıllarını
çocuk tiyatrosuna vermiş, çocuk oyunu yazmış, yönetmiş...Böylece
çocuk tiyatrosuna daha önce Muhsin Ertuğrul zamanında,
Ferit Egemen ile başlayan önemi biz de vermeye çalışacağız.
Tuzla
sahneniz de oyunlarınızın dönüşüm programına girecek
mi?
Evet
girecek. Her yerde artık yeni bir sahne olduğu için,
bir de merkezden çok uzak olduğu için hafta sonları,
Cuma-Cumartesi-Pazar günleri başlamayı düşünüyoruz. Zaman
içinde görülecek ilgiye göre oyun günlerinin sayısı artırılabilir.
Konservatuarların
Tiyatro Bölümlerinin sayısı çoğaldı. Her yıl yaklaşık
200 oyuncu adayı mezun oluyor okullardan. Ancak
ödenekli tiyatrolarımızın kadroları çok kısıtlı.
Maliye Bakanlığı’nın kadro iznine bağlı olarak,
üç yılda bir kadrolara az sayıda oyuncu alınabiliyor.
İşsiz okullu oyuncular ordusu oluştu. Ya tiyatrolarınızda
yevmiyeli olarak çalışma şansları var, ya da yerli
tv dizilerinde komik sayılacak ücretlerle oynamak
durumundalar. Tiyatronuzda yeni kadroların açılma
umudu var mı?
Çok
fazla bir umut yok. Biz zaten kadro kapasitemizin üst
sınırına dayanmış durumdayız. Ama şöyle bir umut var.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, yeni sahneler açarak
bizi özendiriyor böyle bir şey yapmaya. Ama buna bir
de Maliye Bakanlığı’nın destek vermesi lazım. Biz çünkü
bu yöndeki talebimizi belirttik. Yeni açılan sahnelerde
gerekli verimi sağlayabilmek için yeni oyunculara ve
yeni teknik kadrolara ihtiyaç olduğunu belirttik. Maliye
Bakanlığı’ndan pek olumlu bir yanıt aldığımız söylenemez
bu konuda. Ama biz devam edeceğiz alabildiğimiz destekle.
Çünkü çeşitli yerlerde yeni sahneler açılması, son derece
güzel bir gelişme. Bir de, bunların tiyatro binası düşüncesi
ile yapılmış olması daha da güzel. Çünkü bizim Şehir
Tiyatroları’nın binaları, maalesef hepsi sonradan bozma
binalardır. Tek doğru dürüst tiyatro binamız da -Tepebaşı
Dram Tiyatrosu- 1969’un sonbaharında yandı, biliyorsunuz.
Dolayısıyla, şimdi tiyatro olarak yapılan binalar bizim
çok hoşumuza gidiyor. Çok olanak sunuyor bu binalar bize.
Ama boş binayı kim ne yapsın? Orayı oyuncularla, teknik
kadrolarla, memurlarla doldurmak lazım ki, oraların bir
işlevi olsun. Bu da tabi mali bir sorun. Bunu nasıl aşacağız,
bilmiyorum. Bu konuda Belediye’nin bize destek verdiğini
biliyorum. İş, Maliye Bakanlığı’nda bitiyor sonuç olarak.
Şöyle bir sorun var, Türkiye’de hatırı sayılır bir oyuncu
potansiyeli var. Türkiye’nin şu anda olduğundan çok daha
fazla oyuncuya ve tiyatroya ihtiyacı var. Ama bu, tek
başına İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun
çözebileceği bir sorun değil. Bu, bir kültür politikası.
Kültür Bakanlığı’nın bu işe el atması lazım. Biz ön ayak
oluruz, her türlü desteği de veririz. Naçizane fikirlerimizi
de söyleriz. Ama, bu bir kültür politikası. Yani, bütçede
kültüre bu anlamda çok daha fazla para ayrılması lazım.
Şöyle bir kıyaslama yaparsak, 9 milyonluk İsveç’te 2500’ün
üzerinde oyuncu ve rejisör var. 70 Milyonluk Türkiye’de
bu sayı, 1700. Şimdi orana vurursanız, bizim hiç değilse
bir 4-5 bin olmamız lazım. Yani şu anda olduğunun 3 katı
falan. Ama bu tabi sadece İstanbul’da olacak bir şey
değil. Orada, İsveç Devlet Tiyatrosu, 240 noktaya ulaşıyor.
Böyle bir düşünce ile hareket edilebilirse, bölge tiyatroları,
il tiyatroları, belediye tiyatroları olabilir. Nasıl,
İstanbul Belediyesi’nin Şehir Tiyatrosu varsa, tek tek
hatırı sayılır şehirlerden başlanarak, sonra bunlar yaygınlaştırılabilir.
Sayın Atilla Koç, Kültür Bakanı olduğunda, bütün illere
kültür merkezleri yapacaklarına dair basına bir demeç
vermişti. Bu doğru bir karardır, düşüncedir, yerine getirirlerse.
O zaman da tabi kadrolar açıldığında, şu andaki oyuncu
sayısı yetmeyebilir belki de. Şu an olumsuz gibi görünen
durum, bir hareketle olumluya dönüşebilir.
Yeni
tiyatro sezonunda repertuarınızda yer alan yeni
oyunlar neler? Eski oyunlarınızdan hangileri devam
edecek?
Yeni prodüksiyonlar, hızla
söylememiz gerekirse, Danton’un Ölümü; 4.Murat; Strindberg’in ‘Baba’
adlı oyunu, uzun yıllardır oynanmayan bu oyunu
İsveçli bir ekip sahneye koyuyor; ‘Savaş ve Kadın’
Bosna’da yaşanan savaşı konu alan çok zorlu bir
piyes bu, Orhan Alkaya koyuyor sahneye; Tuncer
Cücenoğlu’nun ‘Dosya’ adlı oyunu, böylece Tuncer
Cücenoğlu’nun bir oyunu ilk kez Şehir Tiyatroları’nda
sahnelenmiş olacak; ‘İhtiras Tramvayı’ Tennessee
Williams’ın, o da çok uzun yıllardır sahnelenmemişti,
Engin Uludağ sahneye koyuyor bu oyunumuzu. Ayrıca,
‘Ferhat ile Şirin’ var. Sezona bu oyunlarla giriyoruz.
’2006 İbsen Yılı’ için ‘Peer Gynt’ü düşündük, olup
olmayacağına bakacağız, çünkü çok zorlu bir proje.
Güngör Dilmen’in ‘Bağdat Hatun’ oyunu var, Burçin
Oraloğlu sahneye koyuyor, hazırlıkları sürüyor.
Eski oyunlarımızdan, ‘Gılgameş’i her yerden istiyorlar,
‘Ben Anadolu’yu her yerden istiyorlar, ‘Gayri Resmi
Hurrem’i çok istiyorlar, Turgay Nar’ın ‘Mevlana’
piyesi Hollanda’ya gidecek. ‘Kantocu’ müzikalini
çıkarttık, o müzikali de bir çok yerden istiyorlar.
Tabi bu oyunların kadroları kalabalık olunca, bizden
beklenen destek, sadece oyunu getirmek değil, biraz
da mali destek haline dönüşüyor. Yoksa, çok istiyorlar
bu oyunlarımızı. ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Kanlı Nigar’
devam edecek olan oyunlarımız. Bunların dışında,
düşünce olarak, mesela bu sene Sartre’ın 100. doğum
yıldönümü. Fakat, Sartre’ın oyunları zor oyunlar,
seyirci çeken oyunlar değil. Fakat öyle olmasa
bile, ‘Kirli Eller’i şöyle bir düşündük. Zamanımıza
uygun olabilir diye, hem de 100. yıl nedeniyle.
Schiller var, onun da 200. ölüm yıldönümü, Schiller’den
de bir şey yapmak istiyoruz. Bu arada, atlanmış
olan geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış olan
Elfride Jelinek’in oyunları var. Geldiğimden yırtınıyorum
ama, hiç kimse çevirmeye yanaşmadı. Şimdi bir oyununu
belki çevirteceğiz, o da gündemde. Yani bu tür
girişimlerde bulunarak, ülkemizde tanınmayan yazarlar
var, onları tanıtmış olacağız. Oynanmamış yazarlardan,
bizde Şehir Tiyatrosu’nda Thomas Bernard var, onun
bir oyununu düşünüyoruz. Gelecek yıl, Haldun Taner’in
20. ölüm yıldönümü. Bir Haldun Taner oyunu düşünüyoruz.
Daha tam netleşmedi ama ‘Fazilet Eczanesi’ üzerinde
duruyoruz, ama başka bir oyunu da olabilir. Bu,
biraz da oyunu sahneye koyacak olan rejisörün yaklaşımı
ile ilgili bir şey.
yazar@tiyatrokeyfi.com
|