|
Tiyatro bilinçli bir seçim miydi
sizin için, yoksa birçokları gibi rüzgar mı savurdu?
Bilinçli bir seçimdi. 1982 yılında
ekonomi öğrenimi görürken çocuk tiyatrosuyla başladım. Kısa
süre sonra oyunculuğa adım atmak için çocuk oyunlarında sahneye
fırlamanın iyi bir fikir olmadığını anladım. Konservatuvar
Tiyatro Bölümünün sınavına başvurdum.
|
Konservatuvar mezunusunuz.
Hangi yıl? Sınıf arkadaşlarınız kimlerdi?
1989 yılında mezun oldum.
Kalabalık bir sınıftık. Ömer Levent Ülgen, Ali Ersin
Yenar, Laçin Ceylan, İlham Yazar, Meltem-Eray Eserol
sınıf arkadaşlarımdan bir kaçı.
|
Devlet Tiyatrosu'nda idari görevlerde
de bulundunuz yanlış hatırlamıyorsam...
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Müdürü,
Ankara Devlet Tiyatrosu Müdür Yardımcısı olarak idarecilik
yaptım. TOBAV Diyarbakır Şubesinin kurucu temsilcisiydim.
Kültür-Sen'de delege olarak görev üstlendim. Bu gün bu iki
örgütün de üyesi değilim. Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği
DETİS'in kurucu üyesiyim. İlk döneminde Genel Sekreterlik
görevini üstlendim. İki dönemdir DETİS'in seçilmiş Genel Başkanı'yım.
Sizi epeydir tiyatro sahnesinde
göremiyoruz. Neler yapıyorsunuz bu aralar?
Oyuncu olarak en son Ankara Devlet
Tiyatrosu'nda "Eşek Arıları" adlı oyunda sahneye çıktım. O
oyundan beri yönetmen olarak dört oyun sahneledim. Sırasıyla
Eskişehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda "Misafir", İstanbul
Açık Tiyatro'da "Olağan Mucizeler", Erzurum Devlet Tiyatrosu'nda
"Scapin'in Dolapları", Ankara Devlet Tiyatrosu'nda "Pabucçu
Ahmed'in Garip Maceraları" adlı oyunları sahneledim. En yenisi
en kısa ömürlü olanıdır. "Pabucçu Ahmed"i çok severek sahneledim,
seyirci bulamadı. "Misafir" sahneleyişi ile 2002 İsmet Küntay
En İyi Yönetmen ödülünü aldım. Oyun İstanbul Festivaline davet
edildi. "Scapin" iki sezondur sahnede, yüzüncü temsilin eşiğinde.
"Olağan Mucizeler" de 100 temsili geçti. Geçtiğimiz sezon
Edinburgh (Fringe) Festivali'ne davet edildi ve 24 temsil
yaptı. Bu sezon Londra'da oynadı. Time-Out oyuna dört yıldız
verdi Ankara Öteki Tiyatro'nun kurucusu ve ortağıyım. Salonu
Murat Karahüseyinoğlu'nun insanüstü gayretiyle ekim ayında
açmayı başardık. 2003'de üç sinema filminde oynadım. İnşaat
(Ömer Vargı), Okul (Yağmur-Durul Taylan) ve Yazı-Tura (Uğur
Yücel). İlk ikisi vizyonda, Yazı-Tura da eylül ayında gösterime
girecek. İnşaat filmindeki rolümle 2004 SİYAD (Sinema Yazarları
Derneği) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterildim.
Tv dizileri var, sonuncuları Kurşun Yarası ve Arapsaçı. Çekimleri
ve yayınları sürüyor. Gelecek sezon Konya ve Sivas Devlet
Tiyatrolarında birer oyun koyacağım sahneye. Zaman bulabilirsek
bunlara Erzurum da eklenebilir.
Siz de "tiyatro oyunculuğu başka,
sinema oyunculuğu başka" diyenlerden misiniz?
Değilim! Kendimi oyuncu olarak
önemsemiyorum ama madem sordun yanıtlamaya çalışayım. Aktörlüğün
temel prensipleri bellidir. Elbette tiyatro, sinema, televizyon
arasında oyunculuk açısından ölçek ve özgül ağırlık farkları
var. Her birinin üretim takvimi diğerlerinden farklıdır. Ancak
strateji ve yordam bakımından farklı görünseler de zorunlu
hareketler anlamında oyunculuk oyunculuktur. Ben hepsinden
aynı derecede korkuyorum.
Bir süredir tiyatro harici
çalışmalarınızdan dolayı Devlet Tiyatrosu'nu dışarıdan izleme
şansı da yakaladınız. Oradan nasıl görünüyor kurum?
İçerden bakarken de dışardan bakarken
de DT için görüşüm aynı; verimsiz ve giderek eriyor. Değişime
direndiği için kamuoyu gözünde desteğini yitiriyor. Böyle
devam ettiği sürece yakında zamanda kurumun varlığı tartışmalı
hale gelecek ve hatta ne yazık ki tasfiyesi gündeme gelecektir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu meclisten çıkmak üzere. Tek başına
bu yasa bile Devlet Tiyatrolarının geleceği açısından ağır
tehdit unsurudur.
Devlet Tiyatrosu ileri mi geri
mi gidiyor? Ya da niye duruyor? Kusur kimde? Ne yapmalı?
Devlet Tiyatroları yerinde sayıyor.
Yerinde saymak da gerilemedir. Kusur öncelikle bizlerde yani
kurum çalışanlarında; çünkü değişimin gerekliliğini görmezden
geliyoruz. İdarecilerimiz kusurlu; yönetim anlayışlarınn mevcut
köhne düzeni korumaya kurguluyorlar. Siyasiler kusurlu; bakanlar
ve bakanlık bürokratları kurumumuzun işleyişine müdahaleyi
bir tür egemenlik hakkı sayıyorlar. Bunu yapmayan siyasiye
neredeyse rastlamadık. Devlet Tiyatrolarının önceliği bir
yeniden yapılanma takvimi oluşturmak ve en kısa sürede bu
takvimi çalıştırmaktır.
Siz Devlet Tiyatrosu'nu Türkiye'deki
tiyatronun neresinde görüyorsunuz? Ekseninde mi, önder topluluğu
olarak mı, olmazsa olmazı mı, olmasa da oluru mu ya da...
DT 12 şehirde 30 küsur sahnesiyle
Türkiye'nin en büyük sanat işliği olma niteliğini taşıyor.
Türk Tiyatrosunun lokomotifi olmasi gereken bu kurum çağın
gerisinde kalmış bu idari ve sanatsal işletme modelinden kurtarılmalıdır.
İkibinli yıllarda hala 'Edebi Kurul' gibi bir kamburu taşımayı
haketmiyoruz diye düşünüyorum.Yapısal aşınmalardan kaynaklanan
sorunları giderilmiş bir Devlet Tiyatroları Türk Tiyatrosunun
itici gücü ya da senin deyişinle önder topluluğu konumuna
gelecektir. Amacı da, tabiatının gereği budur diye düşünüyorum.
Yurtdışında da tiyatro çalışmalarınız
oldu. Devlet Tiyatrosu dünya tiyatrosunun neresinde? Siz oyuncu
olarak yabancı oyuncularla çalışırken bir güçlük hissettiniz
mi?
Türkiye ölçeğinden bakarak vardığımız
sonuçlar ve tespitler yurtdışındaki benzerlerine bakıldığı
zaman daha da keskinleşiyor. Tiyatro kollektif üretime dayalı
bir sanattır. Dünyanın tüm coğrafyalarında tiyatroda idari,
artistik, estetik ve istatistik başarının ortak noktası ya
da sırrı sözkonusu yapının ensemble özelliği taşıyıp taşımadığında
saklıdır. Bu anlamda ensemble niteliği taşımayan toplulukların
başarısı tesadüflere bırakılmış oluyor ve çoklukla kalıcı
ve istikrarlı olamıyorlar. Tıpkı Devlet Tiyatroları gibi!
Merkeziyetçi ve içine kapalı bir idari ve sanatsal bir örgütlenmeye
karşın zaman zaman DT'den de çok başarılı işler çıkmıyor mu?
Çıkıyor ama bu kısıtlı ve sınırlı başarı kalıcı ve sürekli
bir başarıya evrilemiyor. Ortak bir tiyatro duygusu, ruhu
yakalayan ve bunu çalıştıkları işe yansıtmayı başaran bir
ekibin yeni bir oyunda birlikte çalışma olasılıkları, aritmetik
açıdan sayısal lotoyu yakalama olasılığı kadar uzak. Bu nedenle
birim tiyatro modelini savunanlarla birlikte saf tutuyorum.
Dikkat edersek iyi bir oyuncu kadrosuna sahip bölge tiyatroları
genelde Ankara, İstanbul tiyatrolarından daha heyecan verici
işler yapıyorlar. Çünkü 'ensemble' yapısına yakınlar. Buna
bir de tercih ve uygulamalarında daha özgür ve katılımcı bir
idari işleyiş ekleyin, sonuç bu günkü manzaramızdan iyi mi
olur kötü mü görelim! Bence artistik estetik atılımın anahtarı
idari ve sanatsal özerklik ve birimleşmedir.
Eğitimciliğe devam ediyor musunuz?
Ben eğitimci değilim. DTCF Tiyatro
Bölümünde 3 yıl ustama yani Yücel Erten'e asistanlık yaptım.
Onun inisiyatif anlayışı geniş olduğu için bir kısım ders
ve provalarını yürütmeme izin verdi o kadar. Ben bir şey öğretmekten
ziyade kişisel birikimimi genç arkadaşlarla paylaştığımı söyleyebilirim.
Dolayısı ile eğitimci olduğum, o genç arkadaşların sevgi ve
ilgileriyle yaydıkları abartılı bi dedikodudur. Zaman zaman
tiyatro bölümlerinden ve özel oluşumlardan bu tür davetler
aldığım oluyor. Ama bu ağır bir sorumluluk ve kişisel birikimden
öte birçok formasyona sahip olmayı gerektiren ayrı bi iş.
Zamanımı vakfedecek kadar sorumluluk alamam ve gerekli formasyona
da sahip değilim zaten. Bu işleri ezbere yapan yeterince eğitmen
(!) var, ben de eksik kalayım.
Öğrencilik yıllarınızı anımsayın.
Şimdiki öğrencilerle kıyaslar mısınız kendinizi?
Malum ya, her bir kuşak kendini
harika, arkadan gelenleri zayıf bulur. Ben pek öyle düşünmüyorum.
Ben iyi ve doğru okuyan bir öğrenciydim. Derslerde çok katılımcı
değildim. Daha çok gözlemciydim. Dünya meseleleriyle son derece
ilgiliydim. Politik kimliğim oluşmuştu. Aydın olabilmek için
çok çaba harcıyordum, bu çabam 15 yıl sonra bugün de devam
ediyor. Bugünkü öğrencilerin yöntemleri farklı olsa da yine
aynı çabayı gösterdiklerini görüyorum. İlgi alanları başka
başka olabilir, ama her kuşak kendi gerçeği ve pratik koşulları
içinde daha çok 'kendi kendilerini eğiterek, geliştererek'
ilerliyor işte. Ben eleştirmek yerine kendi red yıllarımı
anımsayarak onları anlamaya çalışıyorum. Bazen öğrencilerden
çok şey öğrendiğimi söylemeliyim.
Aradan geçen zaman içinde okullarda
verilen tiyatro eğitiminde bir değişiklik oldu mu?
Okullar her zaman tek tip, eğitmenler
çok zaman yetersizdi. Bugün de bu böyle. Sanat eğitiminin
-bu işin eğitimi meğitimi olmaz diyenler de var ve bazen onlara
katılmama ramak kalıyor- usta çırak ilişkisine dayalı olanı
en verimli olanı diye düşünüyorum. Bu denli 'yömYÖK' bir eğitim
sisteminde bu olası mı, 'usta' olduğunu düşündüğümüz kaç kişi
eğitmenlik yaparak kendini bir insan yetiştirmeye adıyor?
Bu sorulara olumlu yanıtlar verebildiğimizde senin soruna
da 'evet değişiklik oldu!' yanıtı verilebilir.
yazar@tiyatrokeyfi.com
|