" En önce vuruldu Bunu yazan." Diyor 20.yy.ın en büyük tiyatro adamı ve ozanlarından birisi olan Bertolt Brecht. Gezegenimiz son yazılı uygarlık boyunca iki dünya savaşı gördü. Ondan öncekilerle ilgili olarak elimizde bilimsel kanıt yok. Efsanevi bir Atlantis kıtasından ve bu kıtanın da Atlantik okyanusu dibine yine büyük nükleer savaş sonrası battığından söz edilir. İnsanlığın bu gezegende geliştirdiği bilimsel ve teknolojik ilerleme kültürel, etik, estetik, psikolojik gelişim ve ilerlemeyle desteklenmediği sürece savaş, şiddet, öfke sona ermeyecek. İlkelden günümüze gelişim süreci içinde genetik kodlarımıza kaydedilmiş hayatta kalmak için öldürmek, paylaşımdan pay alabilmek için en yakınında bulunanı yağmalamak uygarlık tarihi boyunca değişik görünümlerde kendine hep haklı nedenler yaratmış. Ya din yüzünden, ya milliyetçilik yüzünden, ya klancılık veya klikçilik yüzünden ya da daha çok para için hep savaşmışız ve öldürmüşüz. İnsanlık, yarattığı uygarlık tarihi boyunca ister soyut, isterse de somut olsun hep yarattığına tapmış, bu obsessif durumdan kendini kurtaramamış, bu da küçük insanları koyun gibi oradan oraya güdenlerin her zaman işine gelmiştir. Çobanlarımız da kurulmuş olan sistemi değiştirmeyi hiçbir zaman kendi varlık nedenleri ortadan kalkacağı için istememiş ve sürüleriyle birlikte intihar yolunu seçmişlerdir. Tarih bu tür obsessiflerle doludur. İskender,Napolyon,Enver Paşa,Hitler,Stalin,Humeyni ve en son perdede Saddam ve Bush. Televizyon haberlerinde gözlerine baktığınız zaman gözlerinden okursunuz hangi ruh hali içinde olduklarını. Birisi feodalizmin batağında, diğeri emperyalizmin kıskacında gezegenin belki de yok olmasına yol açacak büyük bir uygarlıklar arası savaşı çıkarmanın hazzını yaşıyorlar. Ölecek milyonlarca insan umurlarında değil, evsiz ve sakat kalacak ve uranyumlu bombalar sonucu sakat doğacak binlerce çocuk umurlarında değil. Umurlarında değil daha çok kar edebilmek için yok ettikleri dünya atmosferi ve ormanlar, eriyen buzullar. Yine uluslar arası TV kanaları bu büyük ve kanlı gösteriyi naklen ekrana getirmek için hazırlanıyorlar. Küçük insanlar, ölmeden önce çekirdeklerini çitleyerek yada biralarını yudumlayarak seyretmek için rahat döşekleri üstünde, son kez hazırlanıyorlar "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla. Senaristler Hollywood'da ve dünyanın pek çok yerinde belki de daha şimdiden film şirketleriyle bağlantıya geçmişlerdir bu savaştan "nemalanmak "için. Öyle ya mademki yüzyılımız şiddet çağı ve onunla yaşamak ve onu kabullenmek zorundayız, eh bunun da estetiğini oluşturabiliriz hastalıklı beyinlerimizle hastalıklı beyinler için. Belki birkaç tane de primitif tiyatro yazarı çıkar bu kanlı hesaplaşmayı haklı gösterecek. Sanat ve tiyatro barıştan, sevgiden, aşktan yanadır ve eğer içinde şiddeti sergiliyorsa bile bu değişsin diyedir ama yine de içimizden çıkacaktır kan gölünden birkaç yudum içmek isteyenler. Oysa her şey bu kadar karamsar değil. Tarih, ülkelerinde barış için çığır açmış ve ülke sınırları dışında hiç kimsenin toprağında ve malında gözü olmayan gerçek insanlarla dolu: Mevlana gibi, Yunus Emre gibi, Mustafa Kemal gibi, Ghandi gibi. Bugün her zamankinden daha çok gereksinimimiz var İsmet İnönü gibi 2. Dünya Savaşına ülkesini sokmamış büyük bir zekaya ve devlet adamına. Henüz hiçbir şey geç değil Birleşmiş Milletlerin bu kanlı hesaplaşmayı durdurması için. Küçük insanların küçük ülkeleri karar alabilirler 7 ülkenin veto hakkını 21. yüzyılda ortadan kaldırması için ve hiçbir bölgesel savaşa izin vermeyebilirler, bu savaşları çıkaracak ülkelerle ticaret yapmayarak ve onlara olan borçlarını ödemeyerek. Küçük ülkelerin küçük insanları Birleşmiş Milletler ordusu oluşturarak gezegenin güvenliğini bu ordunun sağlayacağını ve ülkeler arası sorunların mutlaka birleşmiş milletler gözetimi ve uluslar arası mahkemelerin vereceği kararlarla barış içinde çözüleceğini zorbalara ilan edebilirler. Yeryüzünde Birleşmiş Milletler dışında oluşturulan her türlü askeri anlaşma ve bloğu ortadan kaldırabilirler. Henüz hiçbir şey için geç değil. Bu savaşta ölecek olanlar yine küçük insanlık. Oysa hepimiz ne kadar da çoğuz. Yedi milyarız yeryüzünde. Onlar ise bir avuç. Onların imparatorluklarını ayakta tutan ve besleyen tek şey var: Korku. Korkuyu yaygınlaştırmak için terörü kullanırlar. Öyleyse yapılacak şey korkmamaktır. Terörle korkutup propagandayla robotlaştırdıkları küçük insanları ölüm makinesine dönüştürürler. Öyleyse hayır demeli ve yapmamalıyız. Hiçbir şey yapmamak kanlı bir oyuna alet olmaktan daha iyidir. Küçük insanlar hiçbir şey yapmamağa karar verdiği zaman o hiçbir şey çok şey ifade eder. Ve "HAYIR" diye haykırabiliriz. "SAVAŞA HAYIR". Ümit Bakış yazar@tiyatrokeyfi.com
|