ENKIRMEN BUNALIMI
Ersan Uysal

AZİZ İSTANBULLU SANATSEVERLER, SANATÇILAR!
DOSTLARIM, KULAK VERİN BANA:
BEN BURAYA MUHSİN ERTUĞRUL'U GÖMMEYE GELDİM,
ÖVMEYE DEĞİL!
İnsanın yaptığı kötü işler, o öldükten sonra da arkasından
yaşar. İyi işleri ise, çoğu kez kemikleri ile birlikte gömülür.
Varsın Muhsin Ertuğrul için de öyle olsun.
Şehir Tiyatrosu yönetim kurulu üyesi bir hatun kişi: "Hepiniz Kadir
Topbaş'ın malısınız!" dedi.
Şerefli bir memuredir o hanım kuşkusuz!
Şehir Tiyatroluların çoğundan çıt çıkmadı. Medyadan da öyle.
Demek ki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu da Topbaş'ın malı…
Topbaş: "Yıkacağım, yenisini yapacağım!" dedi. Eee, mal onun,
istediğini yapar yada yapmaz.
Sayın Topbaş şerefli bir insandır. "Muhsin Ertuğrul yıkılsın!" ,diyenlerin hepsi şereflidir.
Tüm "Türkiyeliyim!" diyenler, "Tüm 2.Cumhuriyetçiler!" de
Şereflidirler.
Genel Sanat yönetmeni Nurullah'ın denetiminde projesini
anlatan mimar da öyle: "Bu arsa, üstünde tiyatro yapılmayacak
kadar değerlidir!" mealinde söz söyleyen mimar.
"Zaten öyle olduğu için de üstüne Muhsin Ertuğrul yerleştirilmiştir!"diyen çıkmadı.
Onlar da şereflidir.
Muhsin Ertuğrul benim ustamdı..
Adil davrandı bana ve çoğumuza, önümüzü açtı;
oyuncu, yönetmen, yazar olmamızı sağladı.
Yine de yıkacağım diyor sayın Topbaş,
Haklıdır. Çünki o şerefli bir insandır.
"Leş!" diyor Muhsin Ertuğrul'a Hıncal Uluç, neyin hıncı peşindeyse…
Ama o da şereflidir. İnanmayan Ece Gürsel'e, Şapka Ertekin'e sorsun.
Bazı şerefli insanlar da "Muhteris" gözüyle baktılar Muhsin Ertuğrul'a.
"Onca tiyatro açmak niye? Biri eksik oluversin."
Oysa onun için tiyatro bir mabet, tiyatro yapmak da ibadetti.
"Camileri yıkmayı zinhar günah addeden zihniyet, tiyatroyu
neden yıkar?" diyen ağzı karalar, bu şerefli insanları suçluyor.
"Dram Tiyatrosu elektrik kontağından yandı!" demişti yetkililer.
Onlar da şereflidir.
Oradaydım o gün. Ben çaresizlikten kıvranırken, tiyatronun tam
karşısındaki berber dükkânının camekânı arkasına sığınmış,
sicim gibi gözyaşı döküyordu; Muhsin Ertuğrul. Sanki çok sevdiği evlâdını yitirmiş bir baba gibiydi.
O zamanın Belediye başkanı Dalan – o da şereflidir -  "Dramın aynını yapacağım, söz!" diyerek Deneme Sahnesi olarak sığındığımız marangozhaneyi de yıktı.
Belki Dram Tiyatrosu'nu yeniden kuramadı ama kendi adına okullar
zinciri kurdu.
Yurt çapında açtığı tiyatrolar saymakla bitmez Muhsin Ertuğrul'un.
Hepsini yıkmadılar, hepsini yakmadılar. Ama kimilerini fena halde
deforme ettiler.
Tiyatro olarak düzenlediği hisarları, tarihi zindanları, çalgılı gazino yaptılar:
"Roman çalgıcılar eşliğinde,mağaradan türeyen imparatorlar, kuyruğu kesik süperstarlar, organını kestiren develer –diva- icra-yı san'at eyliyorlar."
Oysa biz Rumelihisarı Tiyatro iken: "Çürümüş bir şeyler var Danimarka
Krallığında" diye dövünüp, içimizden:"Türkiye Cumhuriyeti'nde de.." diye
yineliyorduk.
Yedikule Zindanları'nda kurduğu tiyatroda;Yenilikçi Padişah Genç Osman'ın,
katilleri olan yobazlara,gırtlaklanırken haykırdığı sözleri haykırıyorduk:
BU DÜNYA SİZE DE KALMAZ!
30.Ekim.2007 tarihinde son kez perde! Dedi Muhsin Ertuğrul tiyatrosu. Tozlu Çizmeler adlı oyun sergilendi. Türünün eskimeyen yapıtlarındandır. O da ÇILGIN TÜRKLER'İ anlatır.
Reji olarak her şey kusursuz kotarılmıştı.Hele finalde tüm sahne gerisini kaplayan Türk Bayrağı'nın önünde kalpaklı, mavzerli askerler öyle güzel serpilmişti ki, görülmeye değer. Ama işte o kadar…
Çılgın Türkler, dedim ya, sahnede yılgın oyuncular vardı.
"Bunlar hiç mi devrimi anlatan film seyretmemiş?" diye geçirdim içimden.
Perde kapandı. Salon çılgınca alkışlıyordu Türk Bayrağını.
Sıradan bir gala selâm töreni yapıldı. Alkış yine sürüyordu. Oyunculardan tek tük yanıt geldi. Ben heyecanla bekliyordum:Genel Sanat Yönetmeni bir adım öne çıkacak, alkışları susturarak şöyle diyecek: Tiyatroları yıkmak, vandalizmdir. Yıllardır oturduğum koltuğu, bana çekyat gibi bol gelen Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan tiyatronun yıkılmasına karşıyım ve görevimden istifa ediyorum."
Türk Tiyatro Tarihi'ne onurla geçmek fırsatını böylece kaçırdı bay Tuncer.12 Eylûl'de Şehir Tiyatrosu'nun üçtebirini jurnalliyerek, askeri cuntaya kovduran Vasfi Rıza ve yandaşlarının yanına şimdiden yerleşti.
Sabrı taşan bizim tertip Münir Kutluğ öne çıktı ve özetle:TİYATROLAR YIKILACAKSA, BIRAKIN ALKIŞLA YIKILSIN ! dedi ve perde son kez kapandı.
Salon ışıkları yandı.Seyirci salondan çıkmak istemiyordu sanki. Orta sıralardan kesik kesik ama kararlı başlayan alkış sesleri kısa zamanda tüm salona yayıldı.Hem oyuna emeği geçenleri tekrar çağırmak hem de alkışa katılmalarını istiyorlardı: onlarla bütünleşmek, ALKIŞLA BİR TİYATRO NASIL YIKILIRMIŞ DÜNYAYA GÖSTERMEK İSTİYORLARDI .
Perde yeniden açılınca, sahne işçileri ve birkaç ufak rol sahibi göründü o kadar.Şaşkındılar. Alkışı yadırgamışlardı.
Oysa birkaç ay önce Tandoğan, Çağlayan, Kordon ve onlarca Anadolu kenti aynı alkış temposu ile cumhuriyet karşıtlarını kınamışlardı. .
Bu umursamazlık, Julius Sezar'ın senatoda infaz edilişini getirdi aklıma.Sezar, Brutus'u elikanlı katillerin arasında görünce: SEN DE Mİ BRUTUS?! der, sonra acıyla sürdürür: ÖYLEYSE YIKIL SEZAR!!!
Peki şimdi bize ne demek düşüyor?
SEN DE Mİ ŞEHİR TİYATROLU MESLEKTAŞIM? ÖYLEYSE YIKIL MUHSİN ERTUĞRUL! ! !

Ersan UYSAL

* Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan; bunların değerini bilmeyen kimseler.


yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.