SUNA PEKUYSAL'A*

Ersan Uysal

Biz bu tür törenleri Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda gerçekleştirirdik. Ancak tiyatromuzu yıktılar. Yenisini yapacaklar.......mış!

 

Neyse belki böylesi daha iyi oldu. Çünkü burası VEFA semti. Tiyatrodan çıkın, sağa dönün, soldan ikinci sokakta: VEFA BOZACISI.

O kadar...

 

Suna'nın hastaneye kaldırıldığını 19.07.08 tarihinde,meslektaşım sayın Binnur Şerbetçioğlu'nun, İnternetteki Şehir Tiyatrosu Grubuna yolladığı mailden öğrendim.

Hemen telefon açtım. Karşıma çıkana :" Suna Pekuysal'ı arıyorum.." dedim. Cılız bir ses yanıtladı : "Benim Ersan, benim..." . "Affedersin Suna, tanıyamadım. Sesin pek bir genç geldi de..." Dangalaklığın dikalâsı işte. Kendimi toparlayamadan, yanıt geldi: " E ben hastayım ya.."

Mizahı elden bırakmamıştı. Devam etti: " Celile nasıl oldu?"

Kendi hastalığını bir yana itmiş, arkadaşının sağlığını soruyor.

Gözlerim doldu. "Suna'cım.." dedim. " Biz buradayız ne ihtiyacın olursa...Unutma bizi olur mu?" "Yok yok Ersan bir ihtiyacım yok. " dedi.

"Görüşürüz.." dedim. "Görüşürüz.." dedi, görüşemedik.

Acı haberi aldığımda şoke oldum. İnternetten haberleşiyoruz ya, bilgisayarımı açtım, üzülenlerin adlarına baktım, baktım, baktım...

Şu maili yazdım ve Vatan Gazetesi'nde okuyucuların Suna'nın kaybıyla ilgili yorumlarını da ekleyerek grubumuza yolladım:

 

22.Temmuz.2008 saat 16.42....itibariyle:

Tüm yaşamını sürdürdüğü Şehir Tiyatrosu'ndaki meslektaşlarından yalnızca Binnur, Ümran,Eftal, Hakan ve Yiğit üzülmüşler.

Allahtan seni seven binlerce seyircin varmış sevgili Suna....

Ersan

 

O kadar çok okuyucu, yani Suna'yı seven seyircisi varmış ki, Şehir Tiyatrosu grubuna sığmamış. Gönderdiğim mail aynen döndü.

 

Ben Suna'yı tanıdığımda, daha Şehir Tiyatrolu değildim. Tanıdığımda dediysem, seyirci olarak tanıdığımda.

Şimdi yerinde yeller esen Dram Tiyatrosu'nda Jean Anouilh'un ‘Mağara' adlı oyunu oynanıyor. Suna'yı tek geçiyorum. Tanrım o ne tampereman, o ne yoğun duygu yansıması. "Yazarı görse, bu rolde herhalde o da Suna'yı tek geçerdi..." diyorum.

Birkaç yıl sonra Romeo&Juliet'te buluşuyoruz Suna'yla. Juliet'in dadısı. Rolü bilirsiniz, anlatmayayım. Yeryüzünde Suna'dan başka o rolü oynayan meslektaşlarım alınmasın, üstüne yoktu!

 

Yetmişli yıllarda, Suna'yla Üsküdar Sunar tiyatrosu'nda buluştuk.

Bu kez o oyuncu bense yazardım. Tüm yazarlara o günkü ortamı yaşamalarını dilerim: Yönetici Ergun Köknar, ne istediğini çok iyi biliyordu. Yazar olarak onu çok iyi anladığımı itiraf ediyorum.

 

Anlamamak zaten zekâ geriliği belirtisi olurdu. Elde Suna Pekuysal vardı ve ben Kavuklusu kadın olan bir ortaoyunu yazdım. Herhalde abartmış olmalıyım. Oyunu iki saate indirmekte güçlük çektik. Yılın oyunu seçildi. Seyirci izdihamı oldu. Ama Ramazan ayı bitince, seyirci de bitti. Çünki oyunun adı ‘Ramazan Geldi Hoşgeldi'ydi.

 

Sonunda emeklilik geldi çattı ve Suna 1998 de emekli oldu. O dönemde emeklilerin sahneye çıkmaları yasaklanmamıştı daha.

 

Ne o dönemde, ne bugün yuvası Şehir Tiyatrosu'na çağrıldı.

 

SORUMLULARA KOCAMAN BİR… (BURAYA İSTEYEN,İSTEDİĞİ TEPKİYI KOYSUN!!!)

 

Suna kalçası değil yüreği kırıldığı için ayrıldı aramızdan.

Görüşmek üzere sevgili meslektaşım....

 

 

Ersan Uysal

 

* Bu yazı 24.07.2008 tarihinde, Reşat Nuri Sahnesi'ndeki törende okunmuştur.


yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.