|
Behey kaburgalarında ateş bir yürek yerine idare lambası yanan adam !
Behey armut satar gibi sanatı okkayla satan sanatkar !
Ettiğin kar kalmayacak yanına !
Soksan da kafanı dükkanına ,
Dükkanını yedi kat yerin dibine soksan ,
Yine ateşimiz seni yağlı saçlarından tutuşturarak
bir türbe mumu gibi damla damla eritecek !
Çek elini sanatın yakasından çek !
Çekiniz !
Bıyıkları pomatlı ahenginiz süzüyor gözlerini hala
Koyda çıplak yıkanan Leyla?ya karşı
Fakat bugün
Ağzımızdaki ateş borularla çalınıyor yeni sanatın marşı?
Yeter artık Yeni Cami tıraşı yeter !
Ayağa kalkın efendiler !?
Nazım Hikmet
Kırk üç sene oluyor bu şiiri yazan öleli?
Onun öldüğü gün doğan çocuklar büyümüşler, onların da çocukları büyümüşler?
Aslında öyle çok zaman geçmiş ki? Aynı değil hiçbir şey kırk üç sene öncesiyle?
Tıpkı sadece üç sene öncesiyle bile aynı olmadığı gibi?
Yaşadığın topraklardan sürülüp, çok uzak bir ülkede her şeye yeniden başlamak gibi şimdi hayat? Bildiğin halde ertesi gün bir ipin ucunda asılacağını ya da uyuyup da uyanmayacağını günlerden bir gün, yine de hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşamak öğretildi bize. İnandıklarını savun dediler, savunduklarına da inan sonuna kadar?
Sizin inancınız nerede peki ?
Nereye sakladınız ?
Biz daha yoktuk siz o sahneleri kurdunuz? Onca filmi çektiniz, onca romanı yazdınız?
Okuduklarınızın yakılmadığı, yazarken önünüzden kağıtlarınızın çekilmediği, düşünmenin yasak olmadığı günlerden bahsediyorum. Şimdi kimselere el sürdürmediğiniz acılarınızın izleri geçti mi? O zamanlar düşündünüz bitti mi? O zamanlar okudunuz bitti mi? Bu ülkede değil sanatçı "insan" olmak bile bu kadar zorken, sizin insanlık duyunuz o zamanlar esti geçti mi? Siz ki yalnızca elli-altmış yıl önce yaşadınız? Nedir ki? Bir insan ömrü. Bir ağaç ömrü. Bir denizin ?kirlenmeye direniş?i kaybedinceye kadarki ömrü. Sizden bize miras adam boyu korkular kaldı. Bir de ses çıkaramayacak kadar korkak, rahatını kaybedeceğinden endişeli, dini imanı para olan çocuklarınız? Bizim ne akarsuyumuz oldu ne de mektup yazacak birileri. Camların buğusuna yazı yazma imkanımız yoktu örneğin? Kemalettin Tuğcu?larımız hiç yoktu. Sizin "yokluk" acınızdan çok çektik biz "varlık" acısını. Belki yazmak için hiç mum ışığına muhtaç kalmadık ama yazdığımız zaman Tanrı hiç elini uzatmadı elimizin içinden kalemimize. Öyle çok imkan vardı ki önümüzde hangisini kullanacağımıza karar vermek aldı tüm zamanımızı. Sizin kurduklarınızı yıkmaya uğraştılar, engel olamadık. Yıktılar, yerine koyamadık. Önlerinde durmak istediyse bile bir kısmımız düşünce kelepçesi vuruldu tek tek kafalarımıza, onlardan kurtulamadık. Sadece acısını çektik tüm bu olanların. Başbakan halktan birine kızdı "Artistlik yapma" dedi. Başbakan "artist" dedi. Kedi der gibi. Köpek der gibi. Ekmek, süt, gazete der gibi. Cumhuriyeti siz kurdunuz, yaşatacak olanlara yaşama fırsatı tanınmıyor ! Ya terk edeceksin bu ülkeyi insanca yaşamak için, ya kabullenip Kurtlar Vadisi?ne kurt olacaksın. Sizin içiniz acımıyor mu bunları seyrederken? Onca yıl çalışıp biriktirdiğiniz parayla Bodrum?da bir yazlık tutunca tüm dertleriniz bitti mi yoksa? Hani onlara verecek cevabınız? Faturalarınızı ödemek için dalkavukluk yapmayı bırakınız. Size dokunmayan yılan bin yıl yaşamayacak. Aramızda dolaşmaya ve üremeye devam edecek. Filmlerinizi yeniden yakacak, romanlarınızı yeniden kemirecek. İnançlarınıza, evlerinize, odalarınıza girecek. Siz vazgeçtikçe o yılan güçlenecek. Bizi yiyerek beslenecek. Siz görmeyecek, umursamayacak, anlamazlıktan geleceksiniz. Hep bir bahaneniz olacak. Engel olacak çocuğunuzun okul parası inandığınız sanatı savunmaya. Telefon faturalarınız biriktikçe bırakacaksınız resimlerinizi, bestelerinizi bir tarafa, başka arayışlarınız olacak. Daha iyi bir ev, yeni bir araba öyle büyük öyle güzel görünecek ki gözünüze, hiç düşünmeden peşinden gideceksiniz önünüze çıkan ilk fırsatın. Siz fırsat peşindeyken sığ yolculuğunuzda, arkanızdan sahneler yıkılacak, kendi kurduğunuz kulelerin altında kalacaksınız. Fark etmeyeceksiniz. Ne yüreğinizdeki ateş kalacak ne gözünüzdeki parıltı. Aranızdan sadece tek biri çıkıp sizi uyandırmak isteyecek derin uykunuzdan. Işığı açmak isteyecek. Açacakta. Görene. Anlayana. Aydınlanana?
Siz üşeneceksiniz yerinizden kalkmaya sonra bir gün bir bakacaksınız ki artık çok geç olmuş. O yılan sizi yutmuş. Sindirmiş. Geriye ?siz? diye bir şey kalmamış. Yerinizden doğrulun, bir Atatürk resmine bakın. Şunu anımsayın: "Sanatçı alnında ışığı ilk hissedendir." İnsan olan da o ışığı görüp peşinden gidendir. Siz nesiniz? Bir sanatçı ? Bir insan? Bir et yığını? Bir hayvan? Hisleriniz, düşünceleriniz, aydınlığınız hala duruyor mu yerinde? Yoksa siz artık bıraktınız mı bu işleri?
Alnınızda ışık bu kadar uzak mı size? İlk sözü söyleyenden, ilk ateşi yakandan hiç mi bir şey kalmadı içinizde? Sahiden bu kadar yapma mısınız? Sahiden bu kadar yalnız mıyız?
Belki bizim de Kemalettin Tuğcu'larımız olur? Belki on beş yaşında çocuklar akşamları yol kesip bıçak çekmezlerde, kitap okurlar? Belki onların cehennem ateşinden ödleri kopan babalarının akıllarına birer insan oldukları geliverir de çocuklarına tecavüz etmek yerine onları okuturlar ne dersiniz? Demokrasi anlamını yeniden bulabilir. Atatürk sadece paraların üzerinde bir resim olarak kalmaz da tekrar ruhunuza yerleşebilir. Aydınlarımızı öldürmek yerine el üstünde tutarsak ülkemiz kurtulabilir. Herkesin fiyatının olmadığı bir gün pekala gelebilir. Ekmek bulamayan halkımız pasta bekleyişinden vazgeçer de ekmek arayışına girer belki. Belki biz bir gün yeniden birbirimize "günaydın" diyebiliriz. Lise öğrencileri birbirlerini öldürmezler, gazete binaları bombalanmaz, sanatçılar aç bırakılmaz, televizyondaki kimliksiz kahramanlarımız bu kadar hayatımızda olmaz, maaş kuyrukları uzamaz, kimse itfaiye merdiveni yetişmedi diye kendi evinde cayır cayır yanmaz, kimsenin evi soyulmaz, kimsenin çocuğu kaçırılmaz, kimse sadece sokakta yürürken "her an saldırıya uğrayabilirim" endişesi duymaz? Öyle adamlar gelir ki başa burası laik ve demokratik bir hukuk devleti olma özelliğini yalnızca teoride değil pratikte de kazanır. Öyle kültür bakanlarımız olur ki; bir ödül töreninde, bir tiyatro oyununda uyumaz. Öyle first lady?lerimiz olur ki her şeyi bir yana bırakıp önce saçlarını kapatmaz.
Belki bir gün yeniden Muhsin'ler, Yıldız'lar, Dilek'ler, Ali'ler?
Belki tekrar Afife'ler, Halide'ler, Orhan'lar, Attila'lar, Özdemir'ler?
Eğer hala alnınızda küçücük bir ışık, bunlara verecek küçücük bir cevabınız varsa ne iyi?
Ama eğer yoksa, kendiniz için değilse bile bizim için ayağa kalkın efendiler.
Çünkü yeter artık Yeni cami tıraşı? Yeter !
Özden İnal
Mayıs-2006
yazar@tiyatrokeyfi.com |