|
Rumuz Goncagül oyunu, anne
İnsaf'ın kızı Gülsün'ü evlendirmesi uğraşısıdır. İnsaf çaresizlikle
karşı karşıyadır. İnsaf'ın çaresizliği geçim sıkıntısıdır.
Kiracı olması ve ekonomik darboğaz İnsaf'ı geçim sıkıntısına
sürüklemiştir. Umar, birine dayanarak yaşamaktır. İnsaf, kızı
Gülsün'ü evlendirmek için Goncagül rumuzuyla gazeteye vurdurtur.
Rumuza gelene mektuplardan kendilerince en iyi talihlilerden
bir seçki yaparlar. Bu adaylardan da en iyisini seçmek için
yüz yüze görüşmeye karar verirler.
Seçilmiş dört adayın görüldüğü oyunun ikinci sahnesinde, bu
adaylar; evlilik olgusuna ekonomik, toplumsal, duygusal ve
törel yaklaşımlarını dolaylı ve dolaysız belirtirler. Bunlar;
hazır yiyici Halet Rezaki, köşeyi döneceğine inanmış, bu uğurda
fırsat kollayan inşaat işçisi Dursun Ali, kadını ana mal olarak
piyasaya süren muhabbet tellalı Refik Mayısoğlu ve yaşı bir
hayli ileri, evliliği düşünen ancak karar veremeyen ana kuzusu
Müfit Mürted'tir.
Tek tek kişileri kapsayan epizotların sonuncusunda -ev sahibi
hariç- oyun kişileri bir bahane ya da davetle İnsaf'ın evinde
toplanırlar. Yoğunluk gözlenen bu sahnede, damat adaylarında
görüş ve düşüncelerinden, ya da, beklenmedik olaylardan ötürü
bir ayıklanma görülür. Sonuçta, Sıtkı, Ayşen, Müfit, İnsaf
ve Gülsün kalır. Oyunun başından beri Gülsün'e yakınlığı bilinen
Sıtkı, Gülsün'le, İnsaf'da Müfit'le Ayşe'nin arabuluculuğuyla
evlenmeye karar verirler.
Gülsün ve Sıtkı'nın orada bulunanların istemleri sonucu, nikah
memuru Müfit Mürted tarafından nikahları kıyılır. Ancak, bu
evlilik düş boyutundadır. İnsanların istemleri sonucu, gerçek
ortam ve resmi gereklilik var kılınmıştır. Şartlar oluşmamış
durum elverişli değildir. Bu mutlu düş ortamını ev sahibi
Nasuhi Bey bozar. Mutluluk, yerini bir anda hüzne bırakır.
Çünkü, evi boşaltmak zorundadırlar. Sorun, ekonomik bağımlılık
boyutunda çözümlenmemiştir.
Rumuzla koca adayı bulmak umarsız bir arayıştır. Bozulmuş
dengelerde bu arayışa karşılık verecek çaresiz erkekler de
olacaktır. Toplumun çalkantılı döneminde yıkılıp bozulmuş
dengelerin oluşturduğu ortamda kişilerin evlilik kurumuna
bakışları ve beklentileri farklı farklıdır. Toplumsal değişimin
başladığı dönemlerde, bozulan dengelerin kıskacındaki insanlar,
konumlarını düzeltmeye çabalamaları ve aynı dengede tutunabilmelerinin
mücadelesini verirler. Saptanan dönemin hayat gerçeğine ait
maddi ve manevi konumun tüm öğeleri ayrıntılı olarak yansır.
Geleneksel toplum yapımızda kadını yücelten evlilik, ülkenin
çalkantılı ortamının getirdiği bozulmuş dengelerinde; ekonomik
bağımsızlığı ve işi olmayan kadının tüm güvenceyi evlilik
kurumunda görmesi ve bu zorunluluğa itilmesi, sağlıksız evlilikleri
onamasına neden olacaktır. Zorunluluktan, evlilik adına doğru
seçim yapmak, evliliği başlatmak ve yürütmek bu şartlarda
olası değildir. Toplum, evli kadını yüceltiyor olsa da, yanlış
evlilikleri yerer ve onamaz. Oyun kişilerinin oluşturdukları
olaylar ve durumlar ışığında; kadını ve erkeğiyle toplumsal,
ekonomik ve geleneklere bağlı bulunan toplumumuzda evlilik,
sosyal bir sorundur. Yazar, bu sosyal olguda; evlenecek adayların
evlilik kurumuna bakışlarında, karşılıklı kişilik ve ilişkilerinde
ne tür istemlerinin ve beklentilerinin olduğunu, niçin evlenmek
istediklerinin yanıtlarını arar. Ülke; ekonomik, sosyal ve
siyasal bazda kargaşa ortamını hızla yaşarken; toplum bireylerinin
beklentileri, umutları yılgın, kırgın ve fuludur. Kişiler
birey olarak kendilerini kurtarma uğraşındadırlar. Bu bağlamda;
özenti ile doğallık, sahtelik ile içtenlik, yalan ile doğruluk,
düş ile gerçek yan yanadır.
Evliliğe adım atacak genç kızın, tüm kurtuluşunu evlilik kurumunda
görmesi, bunu ilan etmesi ve bu düşünceye saplanıp kalması;
gerçek anlamda olmayan adaylarca çeşitli yönlerden sömürülmesine
neden olacaktır. Çünkü; evlilik olayında geleneksek yapılanması
ön planda olan toplumumuzda, eriyip gidenin kadın olacağı
aşikardır. Sonuçta kadının; ekonomik, toplumsal, törel boyutta
sömürüsü söz konusu olacaktır.
Rumuz Goncagül'de konu, kent yaşamıdır. Ancak yaşanan elit
kent yaşamı değil, metropol yapıya sahip, çarpık kentleşme
örneği İstanbul ve onun beraberinde getirdiği yaşam biçimidir.
Oyunun 1977 yılında yazıldığı göz önünde bulundurulursa, o
dönemin günlük yaşayışı ve olayları, sosyo-ekonomik yapısı,
kişilerin davranış biçimleri, gelenek ve göreneğinin yansıdığı
fark edilir. Özelde İstanbul, genelde Türkiye'nin panoramik
yapısının yansıtıldığı oyunda konu; içerik bağlamında gerçek
yaşayışa benzerlik gösterir. Yazar, konuda karşılaşılan toplum
sorunlarına bir çözüm getirmemiş, ancak; sorunların varlık
nedenlerini ve arkasındaki gizli gerçekler irdeleyerek açımlamıştır.
Sorunlar belirli bir bakış açısı -yazarın dünya görüşü- imbiğinden
geçirilerek düşünce oluşturulmuş ve çözümün bu düşüncede olduğu
dolaylı olarak imlenmiştir.
Rumuz Goncagül oyununda karşılıklı söyleşim esastır. Oyun
kişileri arasında gelişen diyalog örgüsünde, hiç bir fanteziye
kaçmadan; tipe uygun, canlı konuşma, günlük yaşamın görünümünü
verir. Seçilmiş, arındırılmış bir dil değil, günlük yaşama
özgü bir dil hakimdir. Atasözü, deyim, tekerleme ve halk konuşma
lehçesine özgü sözcükler, günlük ve yaşayan bir dil olması
bağlamında zengin ve anlamlı bir yapıya ulaşmada kaynaklık
eder. Canlı gelişen diyaloglarda sözcükler küçük ilmiklerle
birbirine bağlanır.
Rumuz Goncagül oyununda; olaylardan, kavramlardan hareket
edilerek düşünce oluşturulur. Bireyin sıkıştığı, çaresiz kaldığı,
açmaza saplandığı neden; düzenin bozukluğudur. İnsanın daha
güzel, mutlu, ferah, tok, özgür ve barış içinde yaşaması;
bozuk düzenden kurtulmayla olasıdır. Kişisel çabalar insanı
bu güç durumdan kurtarmaz. Savaş, düzeni değiştirmek adına
topyekün yapılmalıdır.
(*) Bu yazı, "Rumuz Goncagül" oyunu broşürü öngörülerek yazılmıştır.
yazar@tiyatrokeyfi.com |