EVLİLİK; BOZULMUŞ DENGELERDE DÜŞÜNÜLESİ KARAR (*)
Yusuf Sağlam

Rumuz Goncagül oyunu, anne İnsaf'ın kızı Gülsün'ü evlendirmesi uğraşısıdır. İnsaf çaresizlikle karşı karşıyadır. İnsaf'ın çaresizliği geçim sıkıntısıdır. Kiracı olması ve ekonomik darboğaz İnsaf'ı geçim sıkıntısına sürüklemiştir. Umar, birine dayanarak yaşamaktır. İnsaf, kızı Gülsün'ü evlendirmek için Goncagül rumuzuyla gazeteye vurdurtur. Rumuza gelene mektuplardan kendilerince en iyi talihlilerden bir seçki yaparlar. Bu adaylardan da en iyisini seçmek için yüz yüze görüşmeye karar verirler.

Seçilmiş dört adayın görüldüğü oyunun ikinci sahnesinde, bu adaylar; evlilik olgusuna ekonomik, toplumsal, duygusal ve törel yaklaşımlarını dolaylı ve dolaysız belirtirler. Bunlar; hazır yiyici Halet Rezaki, köşeyi döneceğine inanmış, bu uğurda fırsat kollayan inşaat işçisi Dursun Ali, kadını ana mal olarak piyasaya süren muhabbet tellalı Refik Mayısoğlu ve yaşı bir hayli ileri, evliliği düşünen ancak karar veremeyen ana kuzusu Müfit Mürted'tir.

Tek tek kişileri kapsayan epizotların sonuncusunda -ev sahibi hariç- oyun kişileri bir bahane ya da davetle İnsaf'ın evinde toplanırlar. Yoğunluk gözlenen bu sahnede, damat adaylarında görüş ve düşüncelerinden, ya da, beklenmedik olaylardan ötürü bir ayıklanma görülür. Sonuçta, Sıtkı, Ayşen, Müfit, İnsaf ve Gülsün kalır. Oyunun başından beri Gülsün'e yakınlığı bilinen Sıtkı, Gülsün'le, İnsaf'da Müfit'le Ayşe'nin arabuluculuğuyla evlenmeye karar verirler.

Gülsün ve Sıtkı'nın orada bulunanların istemleri sonucu, nikah memuru Müfit Mürted tarafından nikahları kıyılır. Ancak, bu evlilik düş boyutundadır. İnsanların istemleri sonucu, gerçek ortam ve resmi gereklilik var kılınmıştır. Şartlar oluşmamış durum elverişli değildir. Bu mutlu düş ortamını ev sahibi Nasuhi Bey bozar. Mutluluk, yerini bir anda hüzne bırakır. Çünkü, evi boşaltmak zorundadırlar. Sorun, ekonomik bağımlılık boyutunda çözümlenmemiştir.

Rumuzla koca adayı bulmak umarsız bir arayıştır. Bozulmuş dengelerde bu arayışa karşılık verecek çaresiz erkekler de olacaktır. Toplumun çalkantılı döneminde yıkılıp bozulmuş dengelerin oluşturduğu ortamda kişilerin evlilik kurumuna bakışları ve beklentileri farklı farklıdır. Toplumsal değişimin başladığı dönemlerde, bozulan dengelerin kıskacındaki insanlar, konumlarını düzeltmeye çabalamaları ve aynı dengede tutunabilmelerinin mücadelesini verirler. Saptanan dönemin hayat gerçeğine ait maddi ve manevi konumun tüm öğeleri ayrıntılı olarak yansır.

Geleneksel toplum yapımızda kadını yücelten evlilik, ülkenin çalkantılı ortamının getirdiği bozulmuş dengelerinde; ekonomik bağımsızlığı ve işi olmayan kadının tüm güvenceyi evlilik kurumunda görmesi ve bu zorunluluğa itilmesi, sağlıksız evlilikleri onamasına neden olacaktır. Zorunluluktan, evlilik adına doğru seçim yapmak, evliliği başlatmak ve yürütmek bu şartlarda olası değildir. Toplum, evli kadını yüceltiyor olsa da, yanlış evlilikleri yerer ve onamaz. Oyun kişilerinin oluşturdukları olaylar ve durumlar ışığında; kadını ve erkeğiyle toplumsal, ekonomik ve geleneklere bağlı bulunan toplumumuzda evlilik, sosyal bir sorundur. Yazar, bu sosyal olguda; evlenecek adayların evlilik kurumuna bakışlarında, karşılıklı kişilik ve ilişkilerinde ne tür istemlerinin ve beklentilerinin olduğunu, niçin evlenmek istediklerinin yanıtlarını arar. Ülke; ekonomik, sosyal ve siyasal bazda kargaşa ortamını hızla yaşarken; toplum bireylerinin beklentileri, umutları yılgın, kırgın ve fuludur. Kişiler birey olarak kendilerini kurtarma uğraşındadırlar. Bu bağlamda; özenti ile doğallık, sahtelik ile içtenlik, yalan ile doğruluk, düş ile gerçek yan yanadır.

Evliliğe adım atacak genç kızın, tüm kurtuluşunu evlilik kurumunda görmesi, bunu ilan etmesi ve bu düşünceye saplanıp kalması; gerçek anlamda olmayan adaylarca çeşitli yönlerden sömürülmesine neden olacaktır. Çünkü; evlilik olayında geleneksek yapılanması ön planda olan toplumumuzda, eriyip gidenin kadın olacağı aşikardır. Sonuçta kadının; ekonomik, toplumsal, törel boyutta sömürüsü söz konusu olacaktır.

Rumuz Goncagül'de konu, kent yaşamıdır. Ancak yaşanan elit kent yaşamı değil, metropol yapıya sahip, çarpık kentleşme örneği İstanbul ve onun beraberinde getirdiği yaşam biçimidir. Oyunun 1977 yılında yazıldığı göz önünde bulundurulursa, o dönemin günlük yaşayışı ve olayları, sosyo-ekonomik yapısı, kişilerin davranış biçimleri, gelenek ve göreneğinin yansıdığı fark edilir. Özelde İstanbul, genelde Türkiye'nin panoramik yapısının yansıtıldığı oyunda konu; içerik bağlamında gerçek yaşayışa benzerlik gösterir. Yazar, konuda karşılaşılan toplum sorunlarına bir çözüm getirmemiş, ancak; sorunların varlık nedenlerini ve arkasındaki gizli gerçekler irdeleyerek açımlamıştır. Sorunlar belirli bir bakış açısı -yazarın dünya görüşü- imbiğinden geçirilerek düşünce oluşturulmuş ve çözümün bu düşüncede olduğu dolaylı olarak imlenmiştir.

Rumuz Goncagül oyununda karşılıklı söyleşim esastır. Oyun kişileri arasında gelişen diyalog örgüsünde, hiç bir fanteziye kaçmadan; tipe uygun, canlı konuşma, günlük yaşamın görünümünü verir. Seçilmiş, arındırılmış bir dil değil, günlük yaşama özgü bir dil hakimdir. Atasözü, deyim, tekerleme ve halk konuşma lehçesine özgü sözcükler, günlük ve yaşayan bir dil olması bağlamında zengin ve anlamlı bir yapıya ulaşmada kaynaklık eder. Canlı gelişen diyaloglarda sözcükler küçük ilmiklerle birbirine bağlanır.

Rumuz Goncagül oyununda; olaylardan, kavramlardan hareket edilerek düşünce oluşturulur. Bireyin sıkıştığı, çaresiz kaldığı, açmaza saplandığı neden; düzenin bozukluğudur. İnsanın daha güzel, mutlu, ferah, tok, özgür ve barış içinde yaşaması; bozuk düzenden kurtulmayla olasıdır. Kişisel çabalar insanı bu güç durumdan kurtarmaz. Savaş, düzeni değiştirmek adına topyekün yapılmalıdır.

(*) Bu yazı, "Rumuz Goncagül" oyunu broşürü öngörülerek yazılmıştır.

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.