|
 
2 Aralık 2005 tarihinde bu yıl 63 üncü kuruluş yılını kutlamakta olan Rusya’nın en köklü tiyatrolarından Kurgan Dram Tiyatrosu’nda ünlü Türk oyun yazarı Tuncer Cücenoğlu’nun Rusya’da ikinci kez (İlki geçtiğimiz sezon Ufa Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başlanmıştı) sahneye konulan «ÇIĞ» adlı oyununun prömiyeri gerçekleştirildi. 538 Koltuğa sahip tiyatro salonu hıncahınç doluydu. Oyuna Tyumen, Çelyabinsk, Ufa, Şadrinsk kentlerinden tiyatro yönetmenleri de geldiklerine göre bu sahnelenme, salt Kurgan’ın değil, bütün Ural dağları ötesi bölgelerinin tiyatro hayatının olayı sayılabilir. «Çığ»’ın Kurgan’da sahnelenmesi birkaç yönden ilginçti. Öncelikle dikkatleri çeken, oyunun türüydü. Derin, dramatik ve umut dolu bir simgesel dramdı Çığ. Oyunun, seyircileri son derece duygulandıran, hatta onlara acı çektiren, düşündüren, onları sahne olayından uzak tutmaya olanak vermeyen dramatik yapısı da oldukça etkileyiciydi. Bu oyunun tiyatro repertuarına alınması ve sahnelenmesi tiyatronun attığı cesur bir adımdır. Bugünlerde seyircilerin tercihleri doğrultusunda kolayca algılanan komedya ağırlıklı oyunların Kurgan Dram Tiyatrosu genel repertuarında yer alması bunun göstergesidir.
«Çığ» sahnelenmesinin kayda değer başka bir yönü de ilginç reji çalışmasıydı. Dünyaca ünlü tiyatro yönetmeni Linas Mariüs Zaikauskas (Lituanya) Leningrad konservatuarından mezun olup kariyerine Kaunas müzik tiyatrosunda başladı. Uzun süren kariyerinin başlıca noktaları Vilnius’taki Rus dram tiyatrosunun (1992 – 1998) ve Polonya’daki Radom tiyatrosunun (1998 – 2001) baş yönetmenliğidir. 2001 yılından beri Zaikauskas serbest rejisör olarak çalışıyor. Böylesine büyük bir yönetmenin Kurgan’da çalıştırılması kuşkusuz en başta tiyatro müdürü Viktor Antipin ve ekibinin başarısı sayılabilir.
Konunun esası – yüksek dağlarla çevrili ve dünya ile ulaşım bağı kesilmiş bir köydeki insanların çığ düşecek korkusuyla giderek işkence halini alan yaşamlarını sürdürmeleridir (bu oyunun Rus yönetmenlerinin o kadar korktukları şark – müslüman ruhu olmadığını, olayların her hangi bir ülkede her hangi zamanlarda yer alabildiğini, bundan dolayı kahramanların isimleri bile olmadığını hemen bildirmek isterim). Bu topluluğun insanları yılda sadece üç ay duygularını ifade edebilir, bayram kutlayabilir, doğum yapabilir. Her şey bir defa değişmezcesine hesaplanmış ve kararlaştırılmıştır... Aniden bir genç kadın hamilelik süresi dolmadan önce doğum sancıları çekmeye başlar... Topluluğun kanunlarına göre onu dünyaya gelmeyen çocuğuyla beraber diri diri toprağa gömecekler.
Bu simgesel dram bir sürü hayatî sorunları düşündürüyor bize: korku nedir, korkusuz yaşam mümkün mü, insan fazileti nedir, gerçek erkek nedir, kocanın karısına karşı sorumluluğu nedir, annelerin ve çocukların karşılıklı sorumluluğu nedir, kişisel çıkarların toplum çıkarlarıyla ilişkileri nedir vb.
Zaikauskas’ın Radom tiyatrosunda Lehçe sahnelenmesi ve Ufa gençlik tiyatrosunda Başkortça sahnelenmesini takiben «Çığ»’ı üçüncü defa sahneye koyması çok önemli ve anlamlı. Rejisörün iddia ettiği gibi bu üçüncü sahnelenmesi ötekilerden çok değişik olup birkaç enteresan yeni uygulamayla bazı detaylar daha net ve belirgin çizilir ve en önemlisi durumun dramatik niceliği güçlendirilir – rejisör oyunun devinimi iki yeni dramatik sahne koymakla güçlendiriyor. Bunlar genç kadının intihar etme teşebbüsü ve köydekilerin topluluğun bir üyesini istemeden de olsa durdurulamayan öksürükten dolayı öldürmeleridir.
Yazarın tasarımı (kulak patlatıcı sessizlik, insanın düşünme yeteneklerini felce uğratan korku...) rejisörün sahnesel buluşlarla ve amaca uygun dekoru ile vurgulanıyor (dekorcu Margarita Misyukova (Ufa) - onun Zaikauskas ile yaratıcı işbirliğini sonucu üzerinde beraber çalıştıkları birkaç oyun): halı ve kilimle (tiyatronun önündeki «Tiyatro eski halılar ve kilimler satın alıyor» reklamı aylardır Kurganlıların dikkatini çekerdi) döşenmiş yer ve duvarlar, bezle sarılmış sandalye ayakları, içinden arjantin tangosunun parçası duyulan kulaklık, sessizce işlevini gören televizyon, topluluğun «sessiz» başkanının kullandığı özel ses aktarıcı alet...
Durumun gelişiminde değişik sahnesel uygulamaların ve tabii ki oyuncuların güzel çalışmalarının katkısıyla seyircinin korku duygusu ve aynı zamanda bağırmak tutkusu giderek artıyor. Bununla beraber Zaikauskas oyunu son derece lirik bir ruhla zenginleştiriyor. Bu lirik niteliğin en çarpıcı epizodu – «Frida» filminden alınan büyücü müziğin eşliğinde yapılan genç kadının intihar etme teşebbüsünü takip eden ümit dolu genç çiftin dans etmesidir. Yönetmenin bu oyunda kullandığı kendi yaratıcı metodunu poetik gerçekçilik olarak tanımlaması da çok doğrudur bence.
Oyunda Kurgan Dram Tiyatrosu’nun önde gelen oyuncuları oynuyor:
Yaşlı kadın – İ.Golubniçenko / T. Terehova, yaşlı erkek – R.İskakov, genç kadın – N.Glazkova (doğal göz yaşlarıyla ağlayabilen ve bugünlerde çok seyrek rastlanan aktrislerden biri)/ A.Sarayeva (Zaikauskas Çelyabinsk dram okulunun ikinci sınıfında okuyan öğrenciye de şans verdi bu oyunda), genç erkek – K.Redin / V.Aleksandrov/ N.Borodin (o da Çelyabinsk dram okulunun ikinci sınıf öğrencisi), erkek – V.Çukin, kadın – E.Şubyonkina, ebe – L.Bajina/ L.Savina, başkan – S.Rad’kov, kadın üye – İ.Golubniçenko / T.Terehova, erkek üye – A.Kononov. Bazı oyuncular daha güçlü bazıları daha zayıf görünüyor amma unutmayalım ki «Cığ», sahnelenmesi açısından çok zor bir oyun metni (Zaikauskas’a tekrar alkışlar!): bütün replikaların fısıltı bir şekilde söylenmesinin yanı sıra oyuncular ağır bir yükle görevlendirilir – oyunun gelişiminde aktörlerden (ve bizden!) derin psikolojik çalışmaları ve sonsuz özveri gerektiren her an dramatik olaylar canlandırılır. Bu bakımdan kahramanlarının duygularını mükemmel yansıtan ve şüphesiz sahne alanının liderleri olan E.Şubyonkina, R.İskakov ve S.Rad’kov’un çalışmalarını kaydetmek isterim.
Genelde oyuncuların uyumunun çok güzel bir müzik yarattığını söyleyebilirim. Oyunun finalinde genç, orta ve yaşlı kuşağı temsil eden üç erkek var gücüyle bağırmaya başladığında benim içimden de bağırmak geliyordu. Oyun sona erince bütün salondakiler ayağa kalkıp alkış tuttukları zaman rejisörün son süs öğesi olarak ortaya koyduğu – sahneye çıkan 14 kişilik Kurgan asker orkestrasının ayakları dans ettiren müzik parçasını bitirip ağız birliğiyle ‘A-A-A-A’ diye bağırmaları unutulmazdı.. Umarım ki bu inanılmaz güzel çiğ sesinin yankıları uzun zaman duyulacak bütün Dünya’da…Hem de Ural dağlarını aşa aşa!
Elena Oganova
Türkolog/ Tiyatrolog (Moskova Devlet Üniversitesi)
«Çığ» oyununun çevirmeni
yazar@tiyatrokeyfi.com |