|
Canım Mehmet,
Seni uğurladık... Alkışlarla , gözyaşlarıyla, kahkahalarla, şimdiden dayanılmaz
hale gelen özlemle...
Sen, Mehmet Ulusoy, AKM’deki töreni görsen beğenmezdin. Senin tiyatro anlayışınla
hiç ama hiç ilgisi yoktu. Vladimir Visotski’nin senin çılgınlığına denk düşen
o ehlileştirilmemiş sesiyle söylediği şarkılar bir yana, “mise-en-scene”i hiç
beğenmezdin... Sen ki şiir tutkunusun, sen ki sonsuzluğu seversin, o tören şiirsellikten
, görsellikten, sonsuzluktan çok uzaktı. İçimize dokunmaktan uzak…
Yüreğime dokunan bir şey olmaması kötü niyetten değil, beceriksizliktendi elbet.
Belki de devlet bürokrasisinin çarkları, çok ağır ve düş gücünden yoksun döndüğünden...
Bilirsin işte, sabahın onunda , tiyatrocularımız için erken bir saat olduğundan,
çoğu,- vazgeçtim senin eserlerinden tekini görmüş olanları, hatta seninle çalışanlar
bile - gelmemiş, gelememişti ...
Ama orada olanlar, oyuncusu, yönetmeni, tasarımcısı, heykeltıraşı, ressamı ,
ışıkçısı, eleştirmeni, set işçisi birbirleriyle gözleriyle konuştuklarında, sahnede
söylenmeyenleri birbirlerine söylediklerinde, birbirlerine sarıldıklarında ,
öyle bir sinerji yayılıyordu ki ortalığa, o aydınlıkta, gözyaşlarımız arasında
senin kahkahalarını omuz başımızda duyup, seninle kucaklaşmış gibi oluyorduk.
Canım Mehmet,
İyi ki Cumhuriyet Gazetesi var diyorum. Mehmet Ulusoy’un tiyatro dünyasındaki
yerini günlerdir bu sayfalarda çıkan yazılarla, bizim okurlarımız çok iyi biliyor.
Okumaz, düşünmez, ilgilenmez , değer bilmez öteki gazete okurları ise senden
habersiz. Ne yaşadığını ve yaratıcılığını biliyorlar, ne öldüğünü; ne de Türkiye
ve dünya tiyatrosunda bıraktığın o benzersiz izi ve etkileri...
Canım Mehmet, madem bu seninle bir dertleşme yazısı oldu, içimde büyüyen bir
derdi de söylemeliyim:
Sen çekip gittikten hemen sonra Işıl Kasaboğlu’ nun, hani o çocuğun gibi sevdiğin
Işıl’ın, “ Ustam” dediği, her şeyi, yalnız tiyatroyu değil adam olmayı da senden
öğrendiğini söylediği muhteşem bir yazısı yayınladı bu sayfalarda. Okuduğum an
içimdeki koca bir “Ah!” yeniden kanamaya başladı. Keşke o yazıdakinin onda birini,
yüzde birini, binde birini , sana, sen hayattayken, sen onca yalnızken, sen onca
yardım ararken ve buna onca ihtiyacın varken söyleyebilseydi sana... Keşke...
Keşke... Keşke... Hayat işte... Hepimiz yapıyoruz bu yanlışları...
Ben de yapıyorum. Ve şimdi senle sohbeti fırsat bilip, okurlarım önünde bir yanlışımı,
bir eksiğimi düzeltmeye çalışacağım.
Senin de hayran olduğun İlhan Koman sergilerinin , İstanbul’u büyülediği şu sıralarda,
nice yazılar, nice programlar yayınlanıyor bu usta sanatçımız hakkında... Türkiye
, hayattayken onun değerini bilmedi. Ama, bir insan, yalnızca bir insan herkesten
çoook çok önce onu hatırladı, milletinin belleksiz labirentinden onu bulup çıkardı
ve daha 1976’da ona Halk Sigorta’nın önündeki o ünlü “Akdeniz” heykelini ısmarladı,
gerçekleşmesi için amansız bir mücadele verdi, sonsuz bir çaba harcadı.
Yıllar boyu İstanbullular , her gün önünden geçtikleri o heykelle tanıdı İlhan
Koman’ı... Ama şimdi bakıyorum, bütün o yazılan çizilenlerde, onca yayında, o
bir insanın adı bile geçmiyor.
İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykelini bize kazandıran o insan Ali Neyzi’dir. Ve
ben şimdi, Ali Neyzi’ye, kendi adıma, okurlarım adına, İstanbul adına teşekkür
ediyorum
Şaşarsın Mehmet, AKM’deki , seni uğurladığımız o törende de, Dostlar Tiyatrosu’nun,
Genco Erkal’ın, Metin Deniz’in, Kuzgun’un, Saim Bugay’ın adı geçmedi... Fransa’da
“Özgürlük Tiyatrosu”nu kurduğun o ilk yıllarda gürül gürül akan bir kaynaktan
seni besleyen Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Ataol Behramoğlu gibi yazarların
adı da geçmedi… 70’lerde 80’lerde, hem onlara olanak sağladığın, hem de onların
yaratıcılığından yararlandığın, Mehmet Güleryüz, Kutsi Erguner, Ayberk Çölok,
Ayla Algan ve daha nice sanatçının adı geçmediği gibi…
Fransa’daki törende , Fransız Kültür Bakanı’nın yaptığı konuşmayı ve oradaki
gazetelerde senin hakkında çıkan yazıları kıskanmadım değil doğrusu! Ama ne yaparsın
ki artık ne Kültür Bakanımızdan ne de ülkemdeki öteki gazetelerden pek bir beklentim
yok…
İşte böyle Mehmet ... Hayat devam ediyor... Tiyatromuz biraz daha yoksun, dünya
biraz daha eksik, ben biraz daha yorgunum...
19 Haziran 2005
Zeynep Oral
Bu yazı, Cumhuriyet gazetesi’nde de yayımlanmıştır.
yazar@tiyatrokeyfi.com |