|
Gittin. Artık yoksun. Sarayın koridorları sensiz...
Geriye baktığında, yaptıklarını olgun bir bakışla değerlendirebiliyor
musun? Yok, daha erken. Belki biraz daha zaman geçmesi
gerek. Olgunluk, senin güçlü benliğin ve varoluş duygun
için büyük bir değişim olacak. Bu köklü değişim bu kadar
çabuk gerçekleşemez.
Gittin. Artık yoksun. Bu hep korktuğun bir şeydi. Korkuyordun,
çünkü unutulacaktın. Varlığını, küçük çıkar dengelerini kullanmak
ve kendini bu çıkar ilişkilerinin odağına koymak yoluyla
anlamlı kıldığın için, bu odaktan kopmak seni bir toz zerresi
kadar değerli duruma getirecekti, bunu biliyordun. Öyle olacak...
Korktuğun başına geldi. Seçtiğin yaşama biçimi seni sürekli
tetikte, dikkati her an açık ve her an her gelişmeye karşı
tutum geliştirecek zindelikte olmanı gerektiriyordu; yorucu
bir hayat... Yüreğin, tam da hiçliğe yolculuk anı başlarken
sana bunları söyledi.
Gidişine, kullandığın, kullanıp attığın, seni hep güçlü kılacak
fakat kendileri hiç bir zaman güçlü olamayacak adamların
hiç biri üzülmedi. Çünkü, onlar seni tanıyorlardı. Bir işbirliğiydi
sizinki. Onların yanlışı, seni ve şeytanî yeteneklerini küçümsemek
oldu. Zannettiler ki, sana “peki” deyip, hoş tutarak, kendilerini
sana sevdirebilirler... Ne gaf! Bunun böyle olabilmesi için,
senin, kendini dünyada her şeyden çok seven ve önemseyen
kişiliğinde, -bir zaaf niteliğinde ve o kadarcık da olsa-
bir açıklık bulunması gerekirdi. Seni önce onlar unuttu.
Üstelik, sen daha gitmeden unuttular, daha seninle işbirliği
yaparken arkandan atıp tutuyorlardı. Çünkü sen o kadar kötüydün
ki, seninle işbirliği yapan kötüler bile, bunu açıktan açığa
savunamıyorlardı; birbirlerine karşı bile! Kendi aralarında
seni küçümseyen, hakaret dolu konuşmalar yapıyorlardı. Sonra
da senin yüzüne gülüyorlardı. Seni kullandıklarını düşünüyorlar
ya da böyle düşünülmesini istiyorlardı. İşte bu yüzden, her
ihtiyaç duyduğunda, onları kullanabildin.
Senin için üzülmeyecek olsa da, seni en çok arayacak, yokluğunu
hissedecek olan kişi, Çar olacak... Sen Çar’ın doğruluk ve
erdem timsali yapmacık kişiliğinin uzun, geniş ve yüksek
surlarıydın. Bir günah keçisi, hayatın karanlık yarısı ve
Çar’ın olgunluğunun, aşağılık ve ham köklerini saklayan balçıktın.
Çar’ın sana, kullandığın bütün o zavallılardan daha çok ihtiyacı
vardı. Şimdi kime güvenecek? Senin kişiliğinin olumsuzluğu
hakkında fikir birliği edenler, saraydaki bütün kötülükleri
sana yüklüyor ve Çar’ı ister istemez aklıyorlardı. Çar’ın
olup bitenler karşısındaki kör duruşu, hakkında kuşku uyandırsa
da, senin varlığına duyulan hınç o kadar güçlüydü ki, bu
kör duruşu örtüyordu. Şimdi örtü gitti. Ne olacak? Çar ya
yeni birini bulacak, ya senin görevlerini kendi üstlenecek
ya da kör duruşundan vazgeçecek, ya da kalakalacak. Gidişin,
O’nda en az sende yarattığı kadar sıkıntı yarattı.
Bundan sonra, hayata tutunmak için yeni dallar arayacaksın.
Ama yeni bir dal yeşertme şansın yok artık. Çünkü artık sen,
odakta değilsin. Tutunmak için hayat üzerinde yeşertmeye
çabalayacağın her dal, seni geçmişinle yüz yüze getirmekte
başka bir işe yaramayacak. Yüreğin seni sorgulayacak; ister
istemez...
Sorgulamanın merkezinde şu soru olacak: “Yaptıklarına deydi
mi?”
Bu soruyu, sorgulamayı kimse duymayacak. Sen bileceksin.
Belki yapayalnızken, belki gecenin bir vakti birdenbire ve
ter içinde uyanarak, belki kalabalıkların orta yerinde ama
bir tek sen; ve senden başka hiç kimse!
Belki... Belki, yalnızca Marks! Sen ve senin gibiler yüzünden
tabutunda fır dönen Marks!
Güle güle “Marksist” Rasputin.
Coşkun Irmak
yazar@tiyatrokeyfi.com |