“MARKSİST” RASPUTİN’E MEKTUP
Coşkun Irmak

Gittin. Artık yoksun. Sarayın koridorları sensiz...

Geriye baktığında, yaptıklarını olgun bir bakışla değerlendirebiliyor musun? Yok, daha erken. Belki biraz daha zaman geçmesi gerek. Olgunluk, senin güçlü benliğin ve varoluş duygun için büyük bir değişim olacak. Bu köklü değişim bu kadar çabuk gerçekleşemez.

Gittin. Artık yoksun. Bu hep korktuğun bir şeydi. Korkuyordun, çünkü unutulacaktın. Varlığını, küçük çıkar dengelerini kullanmak ve kendini bu çıkar ilişkilerinin odağına koymak yoluyla anlamlı kıldığın için, bu odaktan kopmak seni bir toz zerresi kadar değerli duruma getirecekti, bunu biliyordun. Öyle olacak...

Korktuğun başına geldi. Seçtiğin yaşama biçimi seni sürekli tetikte, dikkati her an açık ve her an her gelişmeye karşı tutum geliştirecek zindelikte olmanı gerektiriyordu; yorucu bir hayat... Yüreğin, tam da hiçliğe yolculuk anı başlarken sana bunları söyledi.

Gidişine, kullandığın, kullanıp attığın, seni hep güçlü kılacak fakat kendileri hiç bir zaman güçlü olamayacak adamların hiç biri üzülmedi. Çünkü, onlar seni tanıyorlardı. Bir işbirliğiydi sizinki. Onların yanlışı, seni ve şeytanî yeteneklerini küçümsemek oldu. Zannettiler ki, sana “peki” deyip, hoş tutarak, kendilerini sana sevdirebilirler... Ne gaf! Bunun böyle olabilmesi için, senin, kendini dünyada her şeyden çok seven ve önemseyen kişiliğinde, -bir zaaf niteliğinde ve o kadarcık da olsa- bir açıklık bulunması gerekirdi. Seni önce onlar unuttu. Üstelik, sen daha gitmeden unuttular, daha seninle işbirliği yaparken arkandan atıp tutuyorlardı. Çünkü sen o kadar kötüydün ki, seninle işbirliği yapan kötüler bile, bunu açıktan açığa savunamıyorlardı; birbirlerine karşı bile! Kendi aralarında seni küçümseyen, hakaret dolu konuşmalar yapıyorlardı. Sonra da senin yüzüne gülüyorlardı. Seni kullandıklarını düşünüyorlar ya da böyle düşünülmesini istiyorlardı. İşte bu yüzden, her ihtiyaç duyduğunda, onları kullanabildin.

Senin için üzülmeyecek olsa da, seni en çok arayacak, yokluğunu hissedecek olan kişi, Çar olacak... Sen Çar’ın doğruluk ve erdem timsali yapmacık kişiliğinin uzun, geniş ve yüksek surlarıydın. Bir günah keçisi, hayatın karanlık yarısı ve Çar’ın olgunluğunun, aşağılık ve ham köklerini saklayan balçıktın. Çar’ın sana, kullandığın bütün o zavallılardan daha çok ihtiyacı vardı. Şimdi kime güvenecek? Senin kişiliğinin olumsuzluğu hakkında fikir birliği edenler, saraydaki bütün kötülükleri sana yüklüyor ve Çar’ı ister istemez aklıyorlardı. Çar’ın olup bitenler karşısındaki kör duruşu, hakkında kuşku uyandırsa da, senin varlığına duyulan hınç o kadar güçlüydü ki, bu kör duruşu örtüyordu. Şimdi örtü gitti. Ne olacak? Çar ya yeni birini bulacak, ya senin görevlerini kendi üstlenecek ya da kör duruşundan vazgeçecek, ya da kalakalacak. Gidişin, O’nda en az sende yarattığı kadar sıkıntı yarattı.

Bundan sonra, hayata tutunmak için yeni dallar arayacaksın. Ama yeni bir dal yeşertme şansın yok artık. Çünkü artık sen, odakta değilsin. Tutunmak için hayat üzerinde yeşertmeye çabalayacağın her dal, seni geçmişinle yüz yüze getirmekte başka bir işe yaramayacak. Yüreğin seni sorgulayacak; ister istemez...

Sorgulamanın merkezinde şu soru olacak: “Yaptıklarına deydi mi?”
Bu soruyu, sorgulamayı kimse duymayacak. Sen bileceksin. Belki yapayalnızken, belki gecenin bir vakti birdenbire ve ter içinde uyanarak, belki kalabalıkların orta yerinde ama bir tek sen; ve senden başka hiç kimse!

Belki... Belki, yalnızca Marks! Sen ve senin gibiler yüzünden tabutunda fır dönen Marks!

Güle güle “Marksist” Rasputin.

Coşkun Irmak

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.