Külah ve Ben

ŞEKİP TAŞPINAR

 

"Bütün dünya bir tiyatro sahnesidir, biz de girip çıkan oyuncular sahneye." Bugün Shakespeare'i herhalde daha iyi anlamak ve dünyada sahneye çıkanlardan ayrılmak ve onları sahneye taşımak zamanıdır. Shakespeare bunu seyirciye söylemiştir, bize değil. Biz, yaptığımız iş gereği, hiç bir farkımız yokmuş gibi, sadece seyirci olarak olaylara dışarıdan bakmayı bir alışkanlık haline getirmişiz. İşin içine girememiş, seyirci kalmayı yeğlemişiz. Silkelenip kendimize gelme zamanımızın geçtiğinin farkına bile varamamışız. Şimdi görüyorum ki ufak tefek silkelenişler var ama yeterli değil. Çünkü bizim kronik hastalığımız dedikodunun önüne geçememişiz. Dostoyevski okumadan, Çehov'u bilmeden, Camus'yü tartışmadan, hatta okumadan ahkam kesmeye kalkmışız. Sonra yurt dışından bir tiyatro geldiğinde, biz onlardan iyiyiz ama istediklerimizi yapamıyoruz, ipler başkalarının elinde, onlar ne derse onu yapmak zorunda bırakılıyoruz, demişiz. Eski güzel günler geçti bayanlar baylar, çok gerilerde kaldı. Külahı önümüze alıp düşünmek zamanıdır!..

Gecenin içindeki yıldız kadar kendimi yalnız hissediyordum. Çakmak çakımı sürelerde düşünceler akıyordu kafamdan. Sanki bir korku filminin içinde gibiydim. Yalnızdım ve yalnızlığımı paylaşabilecek hiç bir şey yoktu. Gecenin içinde geleceğim resmedilemiyordu. Elimi koydum bir oyunun üstüne. Bir karaktere. Benim gibi düşünüyordu. Ama ben onun gibi yaşamıyordum ki. Sadece düşünüyordum. Gece gitgide ağır karanlığını üstüme yağdırıyordu.

Bugün provam vardı, akşamda oyunum. Ama ben kimseyle konuşamıyor, kendimi tiyatroda da yalnız hissediyordum. Prova keyifsiz geçti; çünkü oyun dışında pek çok şeyle savaşmak zorundaydım. Ama "kimse" farkında değildi. Yeni şehrime alışmaya çalışıyordum ama "kimse" farkında değildi. İşler iyi gitmiyordu, çeşitli spekülasyonlar dönüyordu, yok o gitti bu kalacak deniyordu, oyunlar iptal ediliyordu, para yoktu, herkes çaresizdi, ama "kimse" farkında değildi. Bizi yok etmek istiyorlardı, çeşitli yasa teklifleri ortada cirit atıyordu, birileri bizimle uğraşıyordu, ama "kimse" farkında değildi. Biri birinin kuyusunu kazıyor, ama o kuyudan su çıkmıyordu; dönüp başkasının kuyusunu kazıyor bir damla su bulunuyor, ona sahip çıkılıyordu, ama "o" farkında değildi. Hangi dükkanda bilmem ne kaç paraymış, bilmem ne kadar taksitmiş ama çok çok uygunmuş; geleceğinin "kimse" farkında değildi. Yeni yasa onaylanmamış, o yasa geçseymiş şöyle olurmuşuz, çok özlü haklara sahip olurmuşuz, bilmem kimle bile görüşülmüş, "olur" demiş, "kimse" farkında değildi. Bilmem kimi biriyle görmüşler, öpüşüyorlarmış, acaba kimmiş, "bilmem kim" farkında değildi.

Oysa ki ağır bir depresyon geçiriyorduk. Bir çeşit halisünasyon olmasını istediğimiz günler geçiriyorduk, ama kimse farkında değildi. İnsanlar herşeyin farkındaydı da ben mi farkında değildim?.. Özlediğim düşlediğim iş bu muydu? Girmek için milyonlarca kez düşündüğüm, düşüme davet ettiğim yer bu muydu?

İşte külah, işte ben!

BEN: İstediğim bu değil Külah; herkesin herkese sahip çıktığı, kimsenin birbirine madik atmadığı bir ortam istiyorum.

KÜLAH: Peki bunun için ne yapıyorsun?

BEN: Şey, galiba,.. ama ben ne yapabilirim? İnsanlar duvar gibi. Herkes çok biliyor. Ben kendimden tereddüt ediyorum onların bu bilgiçliğini görünce. Ben böyle bir tiyatro istemiyorum.

KÜLAH: Anladım, peki ne yapıyorsun?

BEN: Ne mi yapıyorum? nasıl düzelir diye düşünüyorum. daha yolun başındayım. ne yapabilirim? Özlediğim tiyatroyu düşünmekten başka ne yapabilirim? Ben bir oyunu herkese oynamak istiyorum. Yüzlerce defa. ama kimse istemiyor. Herkes sıkılıyor; ben sıkılmıyorum. Sonra tek bir yerde hapismiş gibi kalmak istemiyorum. Herkesle oynamak istiyorum. Sonra oyunları hep beraber seçelim istiyorum. Sonra hep beraber sahiplenelim istiyorum. Günahıyla sevabıyla! Sonra ben tiyatronun başka emellere alet edilmesini istemiyorum. Bu iş bu kadar kolay mıdır ki herkes anlasın, herkes oyuncu olsun!

KÜLAH: İyi de ne yapıyorsun?

BEN: ...?

KÜLAH: Hiç söyledin mi arkadaşlar, bu oyunun ömrü henüz bitmedi, kesmeyelim bu oyunu, diye?

BEN: ...?

KÜLAH: Sonra, ben herkesle oynamak istiyorum, beni diğer bölgelere de gönderin, dedin mi?

BEN: ...?

KÜLAH: Sonra dedin mi, oyunları birlikte seçelim arkadaşlar, günahıyla sevabıyla biz sahiplenelim? Sonra dedin mi, bu iş eğitim ve yetenek işidir, başka türlü olmaz? Sonra dedin mi, bizi kendilerine alet ediyorlar, bu oyuna gelmeyelim? Sonra dedin mi, biz kendi işimizi iyi yapalım, gerisi kendiliğinden gelecektir? Sonra dedin mi, herkes kendi işini yapsın, herkes görevini bilsin, kimse kimseye bu anlamda karışmasın? Sonra dedin mi, silkelenin arkadaşlar, önünüze külahınızı koyup şöyle bir düşünün; biz ne yapıyoruz, ne yapmalıyız?...

Külah gitgide büyümeye başladı. O kadar büyüdü, o kadar şişti ki, ben yanında bir nokta kadar bile görünmüyordum. Bağırarak uyandım. Gece kızıla kesmişti. Oturduğum yerde yorgunluktan uyuyakalmıştım. Bir kabustu bu! Gece tanıktı ama biz bilememiştik.

Bugün yeni bir gün olacak, olmalı!..

yazar@tiyatrokeyfi.com

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.