| "Yepyeni bir siteye yepyeni yazılar, yepyeni konular gereklidir. Hele konu tiyatroysa umut dolu,yaşam dolu sözler gereklidir başlarken. İçinde yol aldıkça zaman zaman tuzaklarla boğuşabiliriz, canımız yanabilir ama TİYATRO bu, bir yakar spotlarını olayların ve sizin üzerinize her şey pırıl pırıl nettir artık. Bu netliği algılayan devam eder, algılamayanın spotlardan gözü kamaşır." | |
Sevgili Kemal'den bu sitenin haberini 2001-2002 sezonunu bitirmenin yorgunluğunu yaşarken ve kafamda özelde bitirdiğim sezonun, genelde DT'deki 9 sezonumun muhasebesini yaparken aldım. Mutluydum, kırgındım, karamsardım, umutluydum vs.... Bir çember çeviriyormuşuz gibi geldi bana. Hep başa, hep başa döndüğümüz bir çember. (Bu benzetme sevgili dayımın bir oyunundan hep aklımda kalandır) Tam bu dönemde elime Kasım 1997 de TOBAV ve Kültür Bakanlığının düzenlediği Tiyatro Kurultayı için hazırladığım bildiri geçti. Okudum... Üzüldüm...1997.....2002.. Evet bu gün yazsam ufak tefek değişikliklerle aynını yazardım. Bari o değişiklikleri yapıp temelde aynı duran sorunları yeniden yazayım dedim. Vazgeçtim. Kelimesini değiştirmeden yazacağım, çünkü aradan geçen zaman içinde tek değişen o yazıdaki şeyleri bugün nerdeyse herkesin söylemesi. (Bu değişiklik adamı daha da kızdıran bir şey ama hiç yoktan iyidir.) Bu ilk buluşmada böyle karışık bir kafayla karşınıza çıkmak istemezdim ama kafamın karışıklığı sizlerle buluştukça ve tartıştıkça düzelecek. ( Değil mi? ) İşte o yazı; "İnsanlar sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için toplum yaşamında organizasyonlar oluşturmuşlardır. Bu organizasyonların günümüz çağdaş toplumlarında faaliyetlerini sürdürebilmelerinin temel koşuluysa iyi bir yönetim sistemine sahip olmalarıdır. Devlet Tiyatroları da Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önemli organizasyonlarından biridir. Kurulduğu yıllarda benimsemiş olduğu ve o dönemde hemen hemen tüm organizasyonların benimsemiş olduğu klasik yönetim anlayışıyla Türk insanının tiyatro ihtiyacına cevap vermiştir. Dünyadaki ve ülkemizdeki baş döndürücü gelişmelere koşut olarak sanat ihtiyacı da çağdaş toplumların vazgeçilmez bir unsuru olmuştur.Fakat ne yazık ki tiyatromuz 1960 lı yılların klasik yönetim anlayışından modern yönetim sistemine geçememiştir. 1949 yılından bu yana DT giderek büyümüş, genişlemiş, 8 ayrı ilde yerleşik sahneye ulaşmıştır. Yakın bir gelecekte bu sayının 12 ye çıkacağı belirtilmektedir.Bu sevindirici bir gelişmedir ancak kuruluş yıllarındaki yönetim anlayışının özü olan bir merkezden yönetilme özelliği günümüzde bu büyük organizasyonun ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu anlayış egemen olduğu sürece: Genel sanat politikasını belirlemek görevini sınırlı sayıda, aynı düşünceden kişilere vermek katılımcılığın önünü tıkamakta ve tek sesliliğe sebep olmaktadır. Katılımcılığı engellenen birey memur zihniyetine bürünerek üretken olamamakta, sorumluluk almamakta ve kendini buraya ait hissetmemektedir. GÖREV TANIMLARI YASAL DAYANAKTAN YOKSUNDUR. Yetki ve sorumluluklar yöneticilerin inisiyatifine açıktır. Alanı belirlenmemiş bu oluşum yönetici ya da yönetilen keyfiyetine zemin hazırlamaktadır. İletişimsizlik ve güvensizlik nedeniyle zedelenen ekip ruhu birbirine bağlı işlerin aksamasına sebep olmaktadır..........................." Özür dilerim, Yazıyı aynen yazacağım dedim ama içim daraldı. 2002 ye 1997 den seslenmek gibi bir şey bu ya. Şaka bir yana sorunun özü aynen duruyor. Üstelik değişen dünya düzeninde, üstüne bir de insan malzemesini bozarak büyüyor da büyüyor. N'olur aynı şeyleri artık tekrarlamayalım, Gelin bir yerinden örmeye başlayalım, Hep beraber örersek sökemezler...... Hepinize hepimize kolay gelsin..... yazar@tiyatrokeyfi.com
|