TİYATRO SÖZCÜĞÜ ve BEDENİN ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNE
ÇOK PARANTEZLİ BİR YAZI

Polat İnangül

Devlet Tiyatroları’nda yapılan katliamdan sonra şu son günlerde tiyatronun önemine ve ne olduğuna ilişkin haberlere medyada sıkça rastlamak olası çünkü ancak böyle zamanlarda anımsıyoruz tiyatronun varlığını. Yoksa medyada sınırlı alanda yer bulan tiyatro dünyasıyla ilgili haberlere rastlamak mümkün değil. (elbette bu işi kendine uğraş seçen, bu anlamda yazan, yayımlayan, okuyan sınırlı sayıda ki insan bu tanımın dışında)

Böyle bir düşünce ile yine geçtiğimiz günlerde (tezim için gerekli bir haberi ararken) eski gazeteleri tarıyorum; başlığında tiyatro kelimesi geçen bir yazı takılıyor gözüme, Cumhuriyet’te Ali Sirmen’in “Tiyatrocunun Ölümü”, adlı yazısı: Hemen bu yazıyı okuyorum. Sayın Sirmen yazısında, Galatasaray Başkanı (şu an hala o mu başkan bilemiyorum) Özhan Canaydın’ın “ben tiyatroculuk yapmıyorum” sözünden yola çıkarak bir anlamda tiyatro kelimesinin yanlış kullanıldığından söz ediyor. Ancak bu yanlış kullanımların sonu gelmiyor ve bariz bir örneğini hemen yanımdaki Milliyet-Pazar ekinin eski bir sayısının (10 ekim 2004) ilk sayfasında görüyorum. Beşiktaş Teknik Direktörü Del Bosque’de olduğum gibi görünürüm anlamında “kulübede tiyatro yapmam” diyor. Yani bu söz ile numara yapmam, yalan söylemem, v.b. demek istiyor. (içimden, biraz da alayla karışık, “nedir bu tiyatronun teknik direktörlerden çektiği” diyorum) Evet tiyatro çok satan bir gazetenin baş sayfasına konu olmuş fakat bunun gerçek tiyatro sanatı ile ilgisi yok tabii. Gerçekten de günümüzde tiyatro sözcüğü kimileri tarafından gerçeği saptırmak, sözü kıvırmak, yalan söylemek v.b. anlamlarda kullanılıyor. Oysa tiyatronun işlevi bu durumun tam tersidir ve tiyatro sanatı doğruları göz önüne sererek gerçeği bulmamıza yardımcı olur. Çok bilindik bir söz vardır “tiyatro toplumun aynasıdır”diye; bu söz doğru olmakla birlikte aynı zamanda yetersizdir çünkü tiyatro sanatı ayna işlevi gördüğü gibi, yansıttığı doğrularla izleyicinin kafasında soru işaretleri yaratarak bunları tartışmaya açan bir sanattır. Üstelik tiyatro sanatının, gerçekle ve doğru olanla bu kadar yakından ilişkili olmasına rağmen, bugün tiyatro sözcüğünün yanlış anlamda kullanılışı tam bir talihsizliktir. Bu durumu açıklığa kavuşturması gerektiği yerde, medyada kimi zaman bu yanlış anlaşılmaya çanak tutmaktadır tıpkı Milliyet-Pazar ekinin yaptığı gibi… İşte böyle bir süreçte ister internette, ister basılı yayında olsun ciddi tiyatro yayımlarına gereksinim vardır.

Herneyse yazıya dönelim; aynı yazının diğer bölümünde, Sirmen, tiyatronun olmazsa olmazlarından birinin oyuncu olduğunu söylüyor. (bir bakıma doğrudur) Ancak tiyatronun vazgeçilmez bir etmeni daha vardır ki o da dram öğesidir… (tabii birde izleyici) İçinde dram öğesi bulunmayan hiçbir gösteri tiyatro olamaz. Diğer yandan 20.yy tiyatro anlayışı başlı başına bu sanatın temel taşlarının sorgulandığı bir tiyatro anlayışıdır. Buradan da anlaşıldığı gibi tiyatronun vazgeçilmez unsurları oyuncu, seyirci ve dram öğesidir. Her şeysiz (dekor, kostüm, ışık v.b) tiyatro yapılabilir ama bu üçünden biri eksikse o yapılan şey tiyatro değildir… Bir başka açıdan bu yazıda oyuncu için söylenen küçük bir paragraf var: “yaşamı bir başka biçimde bir defa daha yaratmaya, kendi varlığını, başkalarını canlandırmakta aramak gibi çok garip bir tutkuya iten bu hevesin ne olduğunu da hep düşünmüşümdür”… Aslında sayın Sirmen’in okuyucuya bir soru gibi yönelttiği bu sözün yanıtını ancak, sahneye çıkan (ya da en az bir kez seyirci karşısına çıkmış) kişi verebilir ve garip bir tutkuya iten hevesin ne olduğunu anlayabilir çünkü sahne bedenimizin özgür olduğu tek yerdir. Yani günlük yaşamda zihnimize hizmet eden bir anlamda onun kölesi olan beden, yalnızca sahnede ve bunun uzantısı olan oyunculuk sanatında özgürdür ve bunu fark eden kişi bir daha bu sanattan kopamaz. Bu yüzden oyuncuların yüzyıllardır hor görülmelerine, aşağılanmalarına, oyuncu oldukları için beş parasız kalmalarına rağmen yine de bu işi severek yapmalarının kökeninde hep bu neden vardır. Tiyatro sanatında çok iyi bilinen “sahne tozunu yutan kişi bir daha tiyatrodan vazgeçmez” sözünün aslı budur… Yoksa ne yutulan toz, ne ışıklar, ne de şöhrettir, sahneye bağlayan… Bu tutku sadece ve sadece özgürlük tutkusudur...

POLAT İNANGÜL

DE.Ü. - Sahne Sanatları Bölümü Doktorantı

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.