Yıllardır birçok kişi, kurum ve kuruluş gerek Türkiye'nin daha iyi tanıtılması, hak ettiği değer ve ilgiyi gormesi, gerekse geçmişinin ve gelecekteki öneminin daha iyi anlaşılması için çeşitli çalışmalarda bulunmakta, etkinlikler duzenlemektedir. Sorumluluklarını bilen, ülkesine bağlı ve Türkiyeli olmaktan gurur duyan bir kişi olarak ben de kendi payıma düşeni, sanatsal alanda uygulayarak katkılarımı sürdürmekteyim. | | Ankara Devlet Konservatuarı'ndaki dört ve Devlet Tiyatroları'ndaki on yıllık sanatçılık geçmişim ve buna ek olarak yönetmenlik ve tiyatro eğitimciliği üzerine yaptığım iki yüksek lisans da bu katkının daha bilimsel ve nitelikli bir hal almasında önemli bir rol oynadı. |  | |
Hedeflerimi büyütmek ve başarılarımı tüm dünyaya duyurarak Türk insanına armağan etmek için üç sene önce Amerika Birleşik Devletleri'ne ( Los Angeles, California) yerleştim ve dünyanın en önemli sinema okullarından biri olan American Film Institute'da master yapma hakkı kazandım. Dünyanın birçok ülkesinden her yıl binlerce başvurunun yapıldığı ve ancak yirmi yönetmenin kabul edildiği; Steven Spielberg, David Lynch, Darren Aronofsky, gibi birçok önemli yönetmenin, Pieter Jon Brugge, Steve Golin ve Abby Singer, Donn Cambern, Janusz Kaminski, Peter Deming, Susannah Grant, Del Reisman gibi yapımcı, görüntü yönetmeni, editör ve yazarların mezun olduğu, destekleyip denetlediği ve ders verdiği bu okulda, kısa sürede en başarılı yönetmenler arasında yerimi alıp, fakülte üyelerinin dikkatini çektim. Bu okuldaki ilk ve tek Türk öğrenci olmam ise sevindirici ve umut verici bir durum olarak degerlendirilirken; köklü bir geçmişi, derin bir kültürü olan Türk insanının dünyaya daha iyi tanıtılmasında bunun önemli bir adım olduğu da çeşitli defalar dile getirildi. Bu sebeple senaryosunu yazıp yönettiğim "CONDEMNED" adlı (paranoid şizofren bir gencin islediği cinayetler nedeni ile mahkum edildiği ve bu sebeple idam cezasının gündeme getirildiği) filmi çekerek bu okuldaki son, Hollywood'daki ilk çalışmamı tüm dünyadaki festivallerde gösterme fırsatını buldum. Bu amaçla proje, okul tarafindan verilen 11.000 $ ile de desteklendi. Kısa metrajlı bir film için oldukça iyi bir başlangıç, ama yetersiz. Çünkü burada film yapmak dünyanın en pahalı şeyi. Bu sebeple, filme başladığım zaman çeşitli Türk kuruluşlarından da destek almak istedim. Film çekilirken daima bir takım sponsorlara ihtiyacınız oluyor. Bunun her zaman parasal olması da gerekmiyor. Bazı kuruluşlar iyi niyetlerini dile getirmek icin yalnızca maillerimi diğer adreslere gönderdiler. Ben de çeşitli adreslere kendimi tanıtan ve neler yaptığımı anlatan mailler yolladim. Bir kac tane iyi niyet mektubu çeşitli dostlardan, son derece icten yazılmış, başarı ve bol şans dilekleri almak elbette motivasyonumu yükseltti. Daha fazlasını da beklemedim aslında. Çünkü aç gözlü ve doymak bilmeyen sahtekarlar tarafindan yonetilmeye alışmış, birbirine güvenmeyi unutmaya başlamış, destek olmayı milli maçlarda hep bir ağızdan bağırmak zanneden, başkalarının başarıları ile yalnızca çıkarına uygunsa mutlu olan (ya da bu rolu başarı ile oynayan) bir kitle olmaya zorlanmışız. İçimiz öfke dolmuş. Amerika'yı izlediğimiz ucuz tv dizilerinin ve beşinci sınıf Hollywood filmlerinin etkisi ile gökdelenler ülkesi zannedip Amerika'da yasayan herkesi bol paralı, cahil, şımarık ve hayatını garanti altına almış züppeler olarak görmüşüz. Dolayısı ile orada eğitim yapan, para kazanan ve hayatını sürdürmeye çalışan insanlara da uzaydan gelmis yaratıklar gözü ile bakmışız. Herhangi bir sey icin maddi veya manevi yardim istendiği zaman da "kimbilir paralar nereye gidecek, kimbilir benim sırtımdan ne kazanacak, benim derdim kendime yeter, herif hem Amerika'da yaşıyor, hem de destek istiyor, bu ne bicim iş" diye düşünmüşüz. Haksız da sayılmayız hani. Öyle ya, sanata bile yolsuzluğu, dolandırıcılığı, haksız kazancı, ahlaksızlığı bulaştırmayı başarmış, makam koltuklarını mastürbasyon aracı olarak kullanmayı adet edinmiş bir kuşakla tanışmış, onlarla iç içe yaşamak zorunda kalmışız. "Herkes kendinden sorumlu" mantığımız elbette ki giderek daha da kemiksi bir yapı olmuş. Los Angeles'da görüşmeye gittiğim bir resmi makamın, emekliliği yaklaşmış en üst sorumlusunun bir cümlesi, bunu en iyi anlatan saptamalardan biri sanırım: "..Bizim Türkler üç şeyi başaramaz; teşekkür etmek, özür dilemek, takdir etmek; siz en iyisi işinizi kendi başınıza yapın. Çalışmalarınızda kolaylıklar.." Zaten bu düşünce yapısı değil mi elimizi kolumuzu bağlayan, işlerin önüne engel koyan? Hollywood'un gobeginde yaşayıp kendi kendine iş yapmaya çalışmak sadece "evsizlere" ait bir pasiflik. Tabii ki bu bilge kisinin, derin ve manali sozleri bizi yolumuzdan cevirmedi Senarist ve elestirmen olan eşim Leslie ile aşındırdığımız kapılardan biri de WB (Warner Bros) idi. Büyük yardım ve destekleri oldu. Oscar kazanan ses editoru David Stone"u, Amerika'nin en büyük showlarından biri olan Friends'in ses miksini yapan ve onbinlerce uygulama yapmiş KO adli sesçiyi ve WB'nin en gelişmiş ses stüdyolarından birini hizmetimize verdiler. Laf aramizda CONDEMNED WB studyolarina alinan ilk sirket dışı film olarak da tarihe gecti. Bu arada Dolby Digital da filmin dolby sisteme göre yapılmasına ücretsiz olarak yardım etti. Elbette ki kara kas kara göz hatırına değil de, filmin potansiyeline yönelik bu destekler, moralimizi daha da çok yükseltti. Filmin yapımcısı Georgina Macias (Meksika), görüntü yönetmeni Patrick McGinley (A.B.D.), kurgu Edward Mkrtchyan (Ermenistan), yardımcı yazar Leslie Bates - Buyukturkoglu (Türkiye- A.B.D.), dekor kostüm tasarımı Rob Howeth (A.B.D.) da gerçek bir dayanışma sergileyerek ve bir anlamda Birleşmiş Milletler gibi hareket ederek büyük bir uyum içinde çalıştılar. Bu çekirdek kadronun yanı sıra, yüzden fazla kişi de tüm enerji ve tutkusu ile filmin başarılı bir yapım olması için çaba sarf etti. Filmin bestecisi Derrick LeFebvre yayli çalgılardan kurulu orkestramızın elemanlarını Oscarlı besteci John Williams"ın da sürekli olarak birlikte çalıştığı ve çoğunluğu ödül kazanmış müzisyenler arasından seçti. Sonuç olarak, tamamen profesyonellerle oluşan "CONDEMNED" ekibi, uyum ve başarı ile filmi tamamladı. Hiç kimse "....hele film bir iş yapsın, ona göre destek veririz, biz ne bilelim başarılı olacağını, film önce başarılı olsun da ondan sonra bağrımıza basalım..... " diye düşünmedi. Herkes ÖZÜR DİLEMEYİ, TEŞEKKÜR ETMEYİ ve TAKDİR ETMEYİ insan olmanın önemli meziyetlerinden saydığı, sanata ve sanatçıya büyük saygı duyduğu için canla basla çalıştı. Sonuç? Ortaya müthiş bir film çıktı. Ağustos ayından itibaren festivallere gönderiyoruz. Ankara film Festivali'nden de bir teklif aldık. Filmimin "premierre"ini Ankara'da yapabilmek ve Ankaralı izleyicilerle beraber izleyebilmek gerçekten de hoş olur diye düşünüyorum. Umarım bürokrasinin çarklarında çok fazla oyalanmadan, filmi yetkililere zamanında teslim edebiliriz. Holywood'dan simdilik bu kadar. Eğer başka bir fırsatım olursa; neden aniden film yönetmenliğini seçtiğimi, tiyatro kökenli bir oyuncu olmamın sağladığı kolaylıkları, sinema yönetmenlerine öğretilenlerin aslında tiyatro yönetmenlerine öğretilenlerden farklı olmadığını sadece filmin teknik artılarının ve kameranın işlevlerinin vurgulandığını, tanıştığım star ve yönetmenleri gelecek yazımda anlatırım. En içten sevgilerimle. yazar@tiyatrokeyfi.com
|