A.B.F., “ANTİ-EMPERYALİZM”, ULUSALCILIK VE COŞKUN IRMAK’A KATKI

Halil Ayan


Önce Trabzon Devlet Tiyatrosunun bu sezona özgü repertuar oluşturma “gerekçesi”ni çeşitli ortamlarda “Anti-Emperyalist” tema olarak açıklaması üzerine birkaç söz söylemeliyim.
Söylemeliyim çünkü söz konusu tema içeriği bendenizin “boşboğazlığı” sonucu kabul görmüştür.

Henüz yönetim değişmeden önce Murat Gökçer başkanlığında oluşan Repertuar Kurulunda; genel anlamıyla yaptığımız işin amacı, işlevi, niteliği; özel anlamda ise Trabzon Devlet Tiyatrosunun bu kavramlar içindeki üretim misyonu üzerine birkaç laf etmiş ve repertuar oluştururken sanatsal nitelik kaygısının yanında söyleyeceği sözünün olmasının da öneminden bahsetmiş ve yine bir tema’nın gerekliğini savunmuştum. Bir oyun yalnızca yazılmış ve edebi kuruldan geçmiş bir oyun olduğu için değil, ne sebeple, ne için ve nihayetinde kim için seçiliyor gibi bir görüş ileri sürmüştüm. Bu temaya illa bir tanımlama yapılacaksa ülkemizin tüm kazanımlarının Emperyalist bir kuşatma ile yüzleştiği bir süreçte bunun “Anti-Emperyalizm” olabileceğini söylemiştim. Söylemiştim de, söyledikten sonra benim sözüm benim ifade ediş gerekçelerimin çıkış noktasından saptırılarak “nereye çekersen oraya gider” bir hale sokulmuştur. Yanına bir de “Anti-Kapitalizm” eklenmiştir ki bu iki kavramın yan yana geldiği bir tanımlama çerçevesine giremeyecek bir oyun bulmak zaten özel maharet işidir. Gözünüz kapalı seçtiğiniz bir metnin bu tanımlamaya girmemesi imkansıza yakın bir olasılıktır. Ancak herhangi bir oyunda bir iki cümle ile Amerikan saldırganlığına ima’da bulunuluyor olması o oyunun Anti-Amerikancı veya Anti-Emperyalist bir oyun olduğu anlamına gelmez. Öyle ise ABD yapımı filmlerin yüzde doksanının Anti-Amerikancı ve Anti-Emperyalist olduğu sonucu çıkar. Yine bu gerekçelendirme mantığı ile bu sezon oynanan Ayyar Hamza’yı da Anti-Emperyalist temalı bir oyun saymalıyız. Çünkü oyunda AB, ABD sömürgeciliği üzerine birçok tuluat yapılmıştır. Ama biliyoruz ki Ayyar Hamza’nın teması biçimsel bir temadır. Yani Geleneksel Türk Tiyatrosu biçimidir.Oysa içerik bakımından tema net bir kavramdır. Tema oyunun çatısının ne üzerine kurulduğu ve altının kalın çizgilerle çizilerek oyunun bütünündeki tavrıdır. Başka bir amaç ile kurgulanmış bir oyunun orasından burasından bir iki lafı cımbızlayarak iddiaya gerekçe oluşturmak veya biz söylüyoruz, istiyoruz diye tema oluşmaz kanaatindeyim.

Ayak Bacak Fabrikası adlı oyun için, ilk okuma provasından son provasına kadar eleştiri ve görüşlerimi yüksek sesle ve anlaşılır bir dille ifade etmiş olduğumdan (oyunda görevli oyunculardan biriyim) repertuardan kalkmak üzere iken  hangi amaca hizmet edeceği soru işareti olabilecek bir yeni eleştiri yapmayı etik bulmadığım için oyunun sahneleniş biçimi üzerine detay görüş bildirmek yerine, eleştiriye malzeme yapılan sahnenin (Derebeyleri Öküz sahnesi) Coşkun Irmak tarafından oldukça doğru ve isabetli değerlendirildiğini söyleyebilirim. Coşkun Irmak’ın sahneyi çalışırken “Öküz diğerleri gibi işbirliğine hazır olsaydı zaten sorun yoktu, güle oynaya sahne sürerdi. Ama o (Öküz) ateşle oynadığından ateşle imtihan ediliyor” tespiti genel anlamda Derebeyleri, Öküz ilişkisini de net olarak tanımlamaktadır.

Egemen Güç ve Devlet olgusu bu gün aynı egemen güçlerin “sivil” fonlarından yemlenerek onların meddahlığını yapan devşirilmiş köşe yazarı zevatın “ne kadar anlaşılmaz cümleyi bir araya getirirsem o kadar adam sanılırım” hesabıyla yazdıkları sipariş yazılardaki kadar karikatür, sıradan ve basit olgular değildir. Binlerce yıllık geçmişi, deneyimi ve çıkarımları olan ciddi kurumlardır. Ciddi kurumların egemenleri de doğal olarak ciddidirler. Ciddi kurumların tutarsız, yalama egemenlerini oynayan “hoş”, kimi de günümüzde moda olduğu biçimiyle “bitirim” adamlar yerleşik egemen güç adamlığıyla tanımlanmazlar.
Sınıfların uzlaşmaz tarihinde egemen güçlerin, tahakküm ettiği kitlelere karşı şirin olmak gibi bir sorunu hiç olmamıştır ve olmasını beklemek de diyalektik mantığa göre abesle iştigaldir.
Egemen gücün yüzünün şeklini yakın tarihe bakarak net olarak görmek olası.

Coşkun Irmak’ın “Karadeniz, Tuna, Karadeniz” başlıklı yazısında Ulusalcılık anlamındaki somut izlenimlerini burada, bir tiyatro sitesinde dillendirmesi hem kendisine hem de yazıya kabul gösteren Tiyatro Keyfi’ne bir teşekkür borcu yüklüyor bize.

Ulusal Tiyatroyu savunmak ulus devleti savunmaktan geçer.

Cumhuriyet Devrimlerine ve ulus devleti ulus devlet yapan her değere, her kazanıma karşı son yıllarda batılı emperyalist işgalciler tarafından başlatılan topyekun pervasız saldırılar karşısında küçük burjuva çıkarları gereği susanlar, yarın üzerinde “tiyatro geyiği” yapacakları bir değerin de kalmayacağını göremiyorlar maalesef.
Bu gün “AB-D Masalı”nın değirmenine bilerek ya da bilmeyerek su taşıyanlar, yarın taşıdıkları suyun bir sel olarak geri dönüp kendilerini ve beraberinde bizleri de önüne katıp bilinmeze doğru sürükleyeceğinin vicdani muhasebesini yapamıyorlar. Emperyalizmin işini gördürdüğüne karşı vefalı olduğu aşina bir sonuç değildir. İşbirlikçileri için yanlarında ayırdıkları bir yer yoktur. İşbirlikçinin işi, işle birlikte biter.

“Tarih başkalarının lütfuyla özgürleşmiş milletleri henüz kaydetmemiştir.”  

 

 

Halil Ayan
Trabzon Devlet Tiyatrosu Sanatçısı

 

 

 

yazar@tiyatrokeyfi.com

 

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.