Yazma Sürecinin Başlangıcı Merhaba! Bugünkü mektubumda sana, yazma sürecinin başlangıcında ilk gerçekleştirmen gereken işin ne olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ancak anlatmaya çalıştıklarımı iyi kavramalısın. Çünkü yazma sürecinde yapman gereken bu ilk işi iyi kavrayıp uygulayamazsan, yazma eylemini asla sonuçlandıramazsın. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklamam daha yararlı olacak sanırım. Binek arabanın kapısını açıp koltuğa oturdun. Gideceğin yeri öncelikle saptamak zorundasın. Onu da biliyorsun. O zaman iş artık kontak anahtarıyla motoru çalıştırmaya ve hedefe ulaşmak için gaz pedalına basmaya kalmaz mı? Bütün bunları sırasıyla yapmazsan hiçbir şekilde hareket edemezsin , öyle değil mi? İşte tıpkı bunun gibi bir iştir öğrenmen gereken. x x x "Aşık Shakespeare" adlı filmi izledin mi? İzlemişsen hemen anımsayacaksın. Filmin henüz başlarında Shakespeare bir odada yatağa yüzükoyun uzanmış, önünde kağıtlar, elinde bir kalem, oyun yazmaya çalışmaktadır. Ancak yazdığı kağıdı okuduktan hemen sonra buruşturup atar.. Yeni bir kağıt, yazılan birkaç satır ve yeniden buruşturup atma eylemi sürüp gitmeye başlar... Shakespeare sıkıntı içindedir. Her kağıdı buruşturup çöpe atışından hemen sonra bir umutla yeni bir kağıda uzanmakta, bir hevesle yazmaya başladığı birkaç tümcenin ardından yeniden kağıdı buruşturup çöpe göndermektedir hoşnutsuzlukla... Neden? Çünkü Shakespeare yazma eyleminin en yaşamsal başlangıcını gerçekleştirmemiştir. x x x  | Bir kadın mutfakta öylece durmakta.. Kadın sıkıntılı.. Kadın huzursuz... Soruyorsunuz : "Neden sıkıntılısın böyle?" "Yemek yapmayı düşünüyorum..." "Görüyorum ki tezgahın üstünde et, kıyma,her türlü sebze, pirinç,yağ, tuz, şeker, un kısacası her şey var.. Elini tutan da yok! Öyleyse neden bu eylemsizlik?" Kadın umarsızca yanıtlıyor : "Çünkü bilmiyorum ne yapmak istediğimi.." |
x x x Sabahleyin zorlukla kalkıyorsun yataktan... Çünkü gece biraz geç yattın.. Belki biraz da fazla kaçırdın içkiyi... Kısacası kendini hiç iyi hissetmiyorsun... Bir duş.. Güzel bir kahvaltı.. Kendine gelir gibi oluyorsun azıcık... Ne yapacaksın bugün?.. Ancak programlanmış hiç bir işin yok.. "Sinemaya gidip bir film mi izlesem acaba? Yoksa deniz kıyısında bir çay mı içsem? Ya da arkadaşlarımdan biriyle buluşup söyleşmek mi en iyisi?" Ancak bir türlü karar veremiyorsun ne yapacağına.. "Şu evden bir çıkayım da gerisi gelir nasılsa.." diyorsun kendi kendine ve sokağa çıkıyorsun.. Ayakların seni otobüs durağına götürüyor... Bir otobüs geliyor, duruyor önünde... Otobüse binerek, kentin merkezine gidiyorsun ister istemez... Şimdi artık alışveriş merkezlerinin, sinema ve kahvehanelerin bulunduğu yerdesin.. Yürüyorsun durmadan... Sinemaların önünde duruyorsun.. Afişlere bakıyorsun.. Yürüyorsun gene.. Çünkü karar veremedin hangi filmi izlemek istediğine.. Aslında sinemaya gitmek istediğinden de emin değilsin... Yoksa tiyatroya mı gideyim? İyice kararsızsın... Kitapçıları dolaşıyorsun.. Kahvehanelerin önünden geçiyorsun... Aman allahım ne zor bir durum... Anlatılmaz bir sıkıntı.. Bugün nasıl geçecek ? x x x Öyleyse bir yazarın yazma eyleminin başlangıcında yapması gereken en önemli iş nedir? "Karar vermek.." "Neyin kararını vermek?" "Bir roman mı, bir şiir mi, bir oyun mu yazacağım ben?" "Bir oyun yazacağım..." "Peki bu oyun neyi anlatacak?" "Nasıl neyi anlatacak, pek anlayamadım..." "Anlaşılmayacak bir şey yok... Neyi anlattığını özetleyen bir ya da birkaç tümce bulmalısın. Ama kesin bir hüküm içermeli bulacağın tümce ya da tümceler.." Amacını işin başında saptamayan kişi boş yere, hem zamanını hem enerjisini hem de kağıtlarını boşu boşuna harcar durur.. Yalnızca yazma eyleminde değil yaşamımızın her anında bir amacımız varsa ulaşırız sonuca... Ne konuşacağımızı tasarlamadan yaptığımız bir telefon görüşmesinin bile bir iki tümceden sonra ne anlamsız bir söyleşiye dönüştüğünü sıkça yaşamıyor muyuz? Bir arkadaşımıza yazacağımız iki satır mektubu bile ne yazacağımıza karar veremediğimiz için bitiremediğimizi kim yaşamadı aramızda? Mutfaktaki kadın ne yemeği yapacağına karar vermeden "Canım hele şu zeytinyağını kızdırmaya başlayayım ocakta bir kez, nasılsa bir yemek olur sonunda?" derse nasıl bir durum çıkar ortaya? Beni yaşamım boyunca etkileyen "kararsızların, hep tek bacak üstünde kalacaklarını" anlatan anlamlı Çin atasözüdür... Öyleyse sorularımızı yeniden soralım: Shakespeare oyununu yazma eylemini neden sürdüremedi bir türlü? Kadın yemek yapmaya neden başlayamadı? Ve sen neden sıkıntı içinde dolaşıyorsun kentin merkezinde?... Oysa Shakespeare neyi yazacağına, kadın hangi yemeği yapacağına, sen de gününü nasıl geçireceğine ilk baştan karar verseydiniz böyle mi olurdu? "Somut bir örnek verir misin?" "Vereyim : Rüzgar eken, fırtına biçer.." "Ama bu bir atasözü.." "Evet... Dinle.. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar... " "Bu da bir atasözü.." "Çünkü en çok atasözleri elverişlidir bir yapıtın neyi anlattığını açıklamada... İşte biz bu tümceye ileti diyoruz...Ancak ileti yerine geçecek, başka sözcükler de var : Kimileri buna mesaj, tez, temel düşünce, itici güç, öz, niyet ve benzeri sözcüklerle karşılık bulmaya çalışmışlar, bir takım kimseler de önerme sözcüğünü kullanmışlardır. Her ne denirse densin işte bu sözcüklerden birinin gereğini yerine getirmek, yazma eyleminin başlangıcında yapacağın en önemli iştir. Yani yazacağımız oyun için bir amaç belirlememiz gerekir işin başında. Çünkü "Nereye gideceğimizi bilmeden hangi yoldan gidileceğini nasıl söyleyebiliriz? " "Peki , rüzgar eken her zaman fırtına biçer mi?" "Ne güzel bir soru. Başka bir soru daha geldi aklıma.. Fırtına eken ne biçer? Demek ki alışılmış yargıları da sorgulayarak yeni iletiler ortaya koymalıyız. Örneğin yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bu bir ileti.. Ama şöyle de değiştiremez miyiz iletimizi : Yalancının mumu hep yanar. Çünkü mum bitince yenisini koymayı başarırsa yalancı, mum da yanmayı sürdürür.. Al sana yeni bir örnek.. " "Başka örnekler de verebilir misin?" "Verebilirim: Su testisi su yolunda kırılır... Kanı kanla değil, suyla yıkarlar. Şiddet şiddeti doğurur... İktidar hırsı, hırs sahiplerini de mahveder. Aptalca eli açıklığın sonu yoksulluktur. Huysuzluk yalnızlık doğurur. Fazla naz aşık usandırır. Bencillik insanı dostlarından eder. Kıskançlık yalnızca sevileni değil, seveni de mahveder. Yoksulluk toplumsal düzeni rahatsız eder. Geciken adalet adalet değildir... Ancak gerçek yazar bu bildik yargıları bile tersine çevirmeyi başaran kişidir. Yani bu iletileri de sorgulayarak yeni düşüncelere varandır. Ne bileyim Şiddet şiddeti doğurur yerine, şiddet her türlü başkaldırıyı önler de diyebiliriz. Ancak bu umutsuzluk aşılamaktan başka bir işe yaramaz insanlara... Oysa sen yazarsan umut dolu olmalı tüm yazdıkların... İnsanı karamsarlığa itmenin, intihara sürüklemenin, onlara bir alay olumsuzluk aşılamanın gerçek bir yazarlıkla ilişkisi olamaz. Ayrıca ortaya attığın bir iletiyi bütün gücünle kanıtlamaya da çalışacaksın. Yani insanları etkileme şansın çok yüksek... Öyleyse iletilerini seçerken daha da özenli olmalısın.. Ayrıca şunu da hiç unutmamalısın. Farklı görünmek uğruna yapacağın bu tür yaklaşımlar yazar olarak seni zayıflatmaktan başka bir işe yaramaz... Çünkü ortaya attığın düşünceyi kanıtlayamazsan, yazdığın ürün de başarısız ve güdük kalır... O halde insanlığın geleceğine dair hep iyimser bakmak böylece de iletilerini olumsuzluklar üstüne değil daha özgür bir dünya özlemiyle beslemek zorundasın..." "Diyelim dediğiniz gibi bir ileti saptadım.. Sonra ne yapmalıyım?" "İletiyi saptadıktan sonra yapacağın iş , elindeki malzemeni bu doğrultuda kullanmaktır." "Malzeme dediğiniz nedir?" "Oyun yazmaya başladığın zaman kullanacağın her şey... Ama bunu bir başka mektupta uzun uzun anlatmak isterim sana.." "Peki... O zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Shakespeare, iletisini saptayamadığı için buruşturarak atıyordu kağıtları.. Yani yazacağı oyunun neyi anlatacağını bilmiyordu. Dolayısıyla da yazamıyordu...Öyle mi demek istiyorsunuz?" "Evet.. Örneğin Shakespeare Macbeth'i yazmak için 'iktidar hırsı, hırs sahiplerini de mahveder, iletisini bulmasaydı nasıl yazabilirdi öyle dev bir oyunu? " "Anladım ancak anlamadığım şey, bu ileti ve benzeri sözcükler yeni çıktı ortaya. Var mıydı Sophokles zamanında böyle şeyler ki Kral Oidipus'u yazmayı başardı yazar? Ya da Antigone'yi?" "Evet dediğin anlamda yoktu ama o oyunların da sağlam iletileri var. Klasik yazarlar o kadar büyük ki bugün bile geçerli olan bir çok iletiyi duyarlılıklarıyla saptamışlar oyunları için ta o zamanlar.. Zaten bunu yapamamış olsalardı, senin de artık bildiğin gibi, o oyunların yazılması da mümkün olamazdı.. Ve buruşturup buruşturup atarlardı kağıtları... Kim bilir salt ileti noksanlığından kaç oyun bitirilememiştir bu güne kadar? Öyle değil mi?" "Sonuç olarak oyun yazmam için yapacağım ilk işin bir ileti bulmak olduğunu kavradım. " "Ancak o iletinin de evrensel yaklaşımlı bir hükme dayanması gerektiğini gözden ırak tutmamalısın... " "Evrensel ileti mi? Şimdi de onu mu çıkarttınız karşıma?" "Ben çıkartmıyorum... İşin gereği bu... Eğer kalıcı bir oyun yazmak istiyorsan tüm insanlığı ilgilendiren bir ileti bulmak zorundasın yazacağın oyun için.. Korkma! Bu o kadar zor değil.. Çünkü bütün insanlar içindir aşk... Ya da sömürü... Ya da savaş... Ya da barış özlemi... Ya da kıskançlık... Ya da tutku... Ya da hırs... Ya da baskı... Ya da erdem.. Ya da daha yaşanılır bir dünya özlemi.. Öyle değil mi? x x x Şimdi yapacağın iş, bu ileti sözcüğünün daha değişik örneklerle güçlenmesini sağlamaktır beyninde. İzlediğin ve etkisinde kaldığın filmleri, tiyatro yapıtlarını, okuduğun romanları, öyküleri, şiirleri anımsamaya çalış... Ne anlatıyordu Dostoyevski'nin Suç ve Ceza' sı, Karamazof Kardeşler'i? Gogol'ün Ölü Canları'ı? Müfettiş'i? Shakespeare'in Othello'su, Hamlet'i? Cervantes'in Don Kişot'u? Gorki'nin romanları, oyunları? Çehov'un öyküleri, oyunları? Neler anlatıyordu Aziz Nesin'in yüzlerce öyküsü, Nazım Hikmet'in destanları, şiirleri ve Yaşar Kemal'in romanları? Ya o unutamadığımız filmler? Yurttaş Kane, Spartaküs, Bisiklet Hırsızları, Yol, Kayıp, Ölümsüz,Bounty İsyanı, Potemkin Zırhlısı, 400 Darbe ve onlarca başarılı film... Hep o yapıtların iletilerinin neler olduğunu bulmaya zorla kendini... Daha yüzlerce örnekle çoğaltmak mümkün bunları... Seni etkileyen yerli yabancı her yapıtın ne anlattığını anımsamaya çalış, yeni okuduklarını, gördüklerini de bu gözle izlemeye başla... Göreceksin, sen kazanacaksın! Çünkü işin ilk adımını iyi kavraman, bundan sonra yapacaklarını daha kolayca gerçekleştirmeni sağlayacaktır. Hadi kolay gelsin. Tuncer Cücenoğlu Genç Oyun Yazarına Mektup - 1 Genç Oyun Yazarına Mektuplar Yazma İsteğinin Nedenleri tcucenoglu@yahoo.com yazar@tiyatrokeyfi.com |