Genç Oyun Yazarlarına Mektuplar Yazma İsteğinin Nedenleri

T
UNCER CÜCENOĞLU

Merhaba!

Sana yazdığım ilk mektubu ilgiyle okuduğunu, çok da yararlandığını yazıyorsun. Eğer gerçekten de mektubumdan yararlandıysan bu beni mutlu eder ancak. Çünkü bir yazarın birikimlerinden, yazmaya niyetlenen bir başkası yararlanıyorsa, bu gerçek bir mutluluktur o yazar için...Benim için de böyle oldu... Çünkü birikimlerimin bir başkasının üretiminin oluşması için ortam sağlaması, benim de işe yarar bir adam olduğum konusundaki kuşkularımın ortadan kalkmasını, dolayısıyla moral kazanmamı sağladı..

Bu nedenle asıl ben sana teşekkür ediyorum...

Mektuplarımı sürdürmemi istiyorsun...
Her mektupta, daha iyi bir oyun yazarı olabilmek için yaptığım ve yapmaya çalıştığım tüm çabaları, deneyimleri anlatmamı, bu yolla edindiğim birikimimi sana ulaştırmamı öneriyorsun...
Önerin hoşuma gitti.. Sana yazmayı sürdüreceğim...

Kim bilir belki bir gün sana yazdığım bu mektupların tümünü bir kitaba dönüştürerek oyun yazmak isteyen insanların önüne sürebilirim... Yani sonuçta yararlı bir iş yapmış olurum...
Ama benim de senden bir kaç isteğim var...

Bunlardan birincisi sık sık tiyatrolara gidip oyun izlemen, ikincisi de bol bol oyun kitabı okuman...

İzlediğin bir oyunun yazılı metnini de okuman, ya da okuduğun bir metni sahnede de izlemen tiyatroyu ve oyun yazarlığını en doğru öğrenme yöntemlerinden biridir bana göre..

Kaldı ki bu yolla tiyatrolardan bilet alacağın için tiyatrolara, oyun kitapları satın alacağın için de yayınevlerine katkıda bulunmuş olursun... Kuşkusuz özellikle bu günlerde tiyatrolara bilet alarak gitmek tiyatroları, oyun kitapları satın almak ise yayınevlerini çok sevindirir...Çünkü ekonomik bağlamda tiyatrolar da yayınevleri de zor durumda... Çünkü bu güne kadar tiyatro yaparak ya da oyun kitabı yayımlayarak hiç kimse varlıklı olamadı, olamaz da... Öyleyse genç bir oyun yazarı adayı olarak bu iki kurumu sevindirmen gerekir...
Zaten yayınevlerini ve tiyatroları sevindiremezsen iyi bir yazar olsan da işe yaramaz..

Çünkü onların batması sonucu oyunlarını kimse kitap olarak basamaz, kimse de alıp sahneleyemez... Öyleyse onların yaşaması için elinden gelen her şeyi yap! Kuşkusuz bu söylediklerimin çoğu şaka.. Ama gene de unutma ki her şakanın altında bir gerçek gizlidir...

* * * * * * *

Neden yazmak istediğini hiç düşündün mü? Neden böyle bir çabaya giriyorsun? Shakespeare, Miller, İonesco, Williams, Gogol, Çehov, Gorki, Brecht ve diğerleri..

Neden onların başarıyla sahnelenen kalıcı oyunlarını izlemek yerine sen de oyun yazmayı ve yazdığın oyunların sahnelenmesini istiyorsun?
Bu çaba niye?
Bu çabanın bir çok nedeni var aslında... Bu mektubumda insandaki yazma isteğinin nedenlerini anlatmaya çalışacağım sana...

* * * * * * *

Kendi yaşamımdan bir örnek vererek başlamak yararlı olacak sanırım... Çünkü insanın en iyi bildiği, kendisiyle ilgili olanlardır... Yeter ki kendimize bile başka bir gözle bakmayı bilelim. Yani yansız davranabilelim... Sözü uzatmadan konuya gireyim.

Henüz beş ya da altı yaşındayım.. Benden bir yaş küçük bir erkek kardeşim daha var.. Babam öğretmen... Annem iki çocuğunun üstüne titreyen bir kadın... Küçük kardeşim ateşler içinde yatıyor... Doktor gelip kardeşime bakıyor, sonra bana dönüp:

"Aman çocuğum kardeşine yaklaşma! Kızamık olmuş.. Sana da geçer.. Çünkü kızamık bulaşıcı bir hastalıktır.." diyor...

Kardeşim hiçbir şey yiyemiyor... Geçmiş olsuna gelen akraba ve aile dostlarımızın getirdiği kırmızı kızamık şekerlerini bile... Gelenler hep onunla ilgileniyorlar.. Bana kimsenin aldırdığı yok.. Yavaş yavaş kardeşime yaklaşmaya başlıyorum...Kimseye çaktırmadan... Gene de uyarıyor babam :
"Aman oğlum yaklaşma... Bulaşıcıdır bu hastalık.." Ama ben kardeşime iyice yaklaşıyorum.. Sonunda ben de kızamık oluyorum... Kardeşimin yanındaki yatağa da beni yatırıyorlar... Her yerimi ateş basmış... Artık benim için de kızamık şekerleri getiriliyor.. Herkes bana geliyor...Yani herkesin dikkatini çekebiliyorum .. Beni önemseyip, geçmiş olsun diyorlar.. Şekerleri yiyemiyorum ama ne önemi var.. Bu bana yeter...

Geçmişte yaşadığım bu olayı değerlendirecek olursak nasıl bir sonuca ulaşırız?.. Sonuçta bir hastalığa yakalanacağını bile bile kardeşine ısrarla sokulup kızamık olmayı başarmanın nasıl bir açıklaması olabilir?
Bana göre dikkat çekmek ve önemsenmek gereksinimi yaptırıyor öyle bir eylemi bana.. Kuşkusuz bunu besleyen yan etken olarak kardeşime gösterilen ilgiyi kıskanmak da var... Ama ben sonuçta dikkat çekmek, önemsenmek istiyorum... İşin aslı bu...

* * * * * * *

Lise yıllarında yazmaya başladığım ilk gülmece öykülerimin sınıfta Edebiyat öğretmenimiz tarafından okutulmasının diğer öğrenciler arasında nasıl dikkat çekmemi sağladığını ve bu yolla önemsenmemin bendeki yazma isteğini nasıl özendirdiğini, öbür hafta yeniden bir öykü yazarak okutmak için nasıl bir çabaya girdiğimi şimdi daha iyi değerlendirebiliyorum.
Boşuna dememişler "Marifet iltifata tabidir!"
Diğer öğrenciler ise dikkat çekmeyi ve önemsenmeyi okul takımında futbol ya da basketbol oynayarak, resim yaparak, çalışkanlıklarıyla başarı listesine girerek sağlıyorlar.. Bazıları çevresine topladığı öğrencilere fıkra anlatmayı, bazıları da şiir okumayı seçiyor... Bazıları ise sürekli okuldan kaçarak, ya da arkadaşlarının ayağa kalkmasını fırsat bilip altlarından sandalyelerini çekerek... Öğretmenin dayak atacağını bildiği halde öğrencilerin öğretmenle karşı karşıya gelmelerini sağlayarak...
Ama nasıl olursa olsun sonuçta yazmak eyleminde dikkat çekme ve önemsenme isteğinin payı yadsınamaz bir şekilde ortaya çıkıyor...

* * * * * * *

Ünlü olmayı kim istemez? Düşün yolda yürüyorsun, insanlar yanındakilere seni gösteriyor.. Bir mağazada alışverişe gitmişsin.. Mağazanın satış elemanları seni işaret ediyor birilerine..Hatta Mağazanın yöneticisi bile yanına gelip sana yakın olmak, seninle tanışabilmek, elini sıkabilmek uğruna nelere katlanabiliyor...

Ne güzeldir ünlü olmak.. Bazı ünlüler ne diyor oysa?
"Özel yaşamım kalmadı.. Her yerde tanınmak, insanların gözünün üzerimde olduğunu hissetmek çok rahatsız edici.. Doğru dürüst yürüyemiyorum bile.. Oysa ne güzeldir sıradan bir yurttaş gibi özgürce dolaşabilmek.."

İnanın bu sözlerin hepsi yalan... Hiçbir inandırıcılığı yok... Çünkü ünlü olmak giderek daha da ünlenmek, herkesin tanıdığı bir insan olmak, hiçbir insanın vazgeçemeyeceği kadar güçlü bir istektir... Kuşkusuz ünlü olmanın bazı küçük sakıncaları vardır ama bunların hiçbiri ünlü olmak isteğinden vazgeçecek kadar önemli bir durum yaratamazlar insan yaşamında...

Çevrenizdeki ünlüleri biraz gözlemleyin haklı olduğumu göreceksiniz... Geçmişinde, tanınan biri iken artık yalnızca kendi dar çevresinde , birkaç akraba ve arkadaşından başka kimsenin tanımadığı bir konuma düşen bir sanatçının, elinde, geçmişte kendisiyle ilgili çıkan gazete/dergi kesiklerinden oluşturduğu bir dosyayı şu ya da bu vesileyle tanıştığı her insana gösterme ve okutmaya zorlama isteğini başka nasıl açıklayabiliriz?

Bir belediye başkanının danışmanı, her gün, başkanını gazetelere, dergilere haber yapmakla görevli olduğunu anlatmıştı bir gün.. Düşünün danışman sabahtan akşama kadar yalnızca başkanının ününe nasıl ün katacağını tasarlıyor...

Kısacası ünlü olmak, daha da tanınmak için her insan yanar tutuşur... Gazeteler ünlü bir artist ya da manken olmak için evinden kaçan genç kızların öyküleriyle dolu değil mi?

Çünkü ünlü olmak , dikkat çekmeyi, önemsenmeyi pekiştiren, tamamlayan bir durumdur.

Öyleyse ünlü olmak isteği de yaşamımızın temel gereksinmelerinden biridir.

* * * * * * *

Özellikle erkek çocuklarını evlendiren babalar :
"Oğlum.. Bir an evvel bir torun ver bana... Erkek olursa soyadımızın yaşayacağını unutma!"

Kuşkusuz kızınızı evlendiriyorsanız gene fark etmez, bu kez damadın babası aynı şeyleri ister oğlundan..

Neden?

Hiç olmazsa soyadım yaşasın isteğinden değil mi?
İnsanlar ölmeyi istemezler... Fiziksel olarak ölseler bile bir yanıyla Dünyada kalmayı sürdürmek isterler...

Milli Eğitime armağan edilmiş okullar görürsünüz... "Bu okul falan fişmekan tarafından yaptırılmıştır." Ya da "Bu çeşme falan fişmekanın hayratıdır." Örnekleri çoğaltmak mümkün.. Bir çok hayır kurumuna ait yapıyı bazı varlıklı insanlar armağan etmiştir topluma... Böylece adlarını bu yapıların bir yerlerine çaktırarak, ölümsüz olmayı istemişlerdir...

Kuşkusuz bu gibi güzel ve yararlı işler yapanlara teşekkür borçluyuz.

Ne güzel, paralarının, varlıklarının , hiç olmazsa bir bölümünü insanların yararlanabilecekleri mekanlara harcıyorlar...
Ama bu güzel eylem bile o insanların ölümsüzlük isteğinden kaynaklanmıyor mu?

Öldürüleceğini bile bile işgalcilere ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin'in bu eyleminin altında yatan temel neden ne olabilir? Yoksa bu ölüm, ölümsüzlüğe ödenen bir bedel midir?

Olumsuz örnekleri de var söz konusu isteğin... Örneğin bir kralı, bir başbakanı vurup öldürmeyi hangi düşünce sağlayabilir tek başına?

* * * * * * *

Her insan yaratıcıdır..

Çevremizde olup da çok yakından tanımadığımız bazı insanların, farklı yaratıcılık özelliklerini gördüğümüzde şaşırdığımız çok olmuştur... Örneğin güzel bir ses, iyi çalınan bir enstrüman...
"Aferin! Bu yönünü bilmiyordum...Ne güzel sesin varmış... " Ya da "İnan bana böylesine güzel gitar çaldığını yeni duyuyorum.."
Aslında hiç de şaşırmamak gerek..
Çünkü her insan yaratıcıdır..
Yeter ki önemsenmek ve ilgi derlemek ya da ölümsüz olmak için yanıp tutuşan bu insanlar uygun bir yaratı alanı bulsunlar kendilerine... Yeter ki bu yolla ünlü olacaklarına inansınlar bu insanlar... Kesinlikle yaratacaklardır ürünlerini... Üstelik kimseye zarar vermeden ve gerçek anlamda doyuma ulaşarak...

* * * * * * *

İnsanı yazmaya iten başka nedenler de var mı sence?
Düşün, varsa bana yaz!
Onları da katalım bu yazının içine...
Bu arada olanaklarını ve zamanını zorlamak pahasına oyunlar izle ve oyunlar oku! Gözlerinden öperim.

Genç Oyun Yazarına Mektup - 1

tcucenoglu@yahoo.com

 

yazar@tiyatrokeyfi.com

Copyright © 2002 SMSNET Yazılım İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.