|
Cesareti olan aynayı yüzüne tutsun; Tiyatro o zaman gerçekten daha gerçek bir gerçeklik yaratacaktır. Dil, tavır, konu, biçim, öz bizi bize anlatmadığında, şiiri Karacaoğlan, romanı Dede Korkut, müziği Türkü, öyküyü Meddah, tiyatroyu Geleneksel sanatlarımız beslemediğinde bir şeyler eksik, bir şeyler yarım demektir.
Geleneksel sanatlarımız; müzik, resim, edebiyat, eylem (Mimesis) ortak noktasındadır.
Karagöz oynayan Hayalî; ‘oynayan insan’ kavramının içini dolduran oyuncu için yapılacak tarife adres olan kimsedir.
O kapı gıcırtısı taklidinden, hamile ‘sarman!’ kedinin ses taklidine, danstan söze, öyküden müziğe, şiirden şiveye, doğaçlamadan resme, tasvir yapımından boyamaya varan uzun yolculuğunda; yazan, oynayan, gösterendir.
Yanılsamacı yaklaşımlara başvurmadan kendini çıplak ve aşk ile ortaya sunandır.
Oyunun, oyuncunun, oyun kurucunun kendisidir. Toplumsal eleştiriyi yapan, Absürdü, Grotesk’i, Yabancılaşmayı, Açık biçim kuramını oyununda kullanan, somuttan çıkarak soyutu anlatan, masalında meselleri olandır.
Karagöz; Tüm geleneksel sanatlarımızı içinde barındırabilecek ortak bir tanıma da verilebilecek bir addır.
Uygarlığın gelişmesine beşik olmuş yaşadığımız coğrafyada yeşeren kültür bu coğrafyanın ihracıdır. Öze yönelmeden kendi doğamızdan geliştirmeden mevcut geliştirilmiş hali ile hatta sadece şekilsel kurum ve kurallarını ithal etme telaşı; bilgisizlik, sorumsuzluk, kimliksizlik, hafızasızlık olacaktır.
Kel Hasan Efendi unutularak, Teodor Kasapın eleştirilerine kulak asmayarak, Abdülrezzak efendi bilinmeden alınacak yol bizleri uzak ufuklara taşımayacaktır.
Brecht, Ionesco, Fo, Shakespeare, Moliere, Goldoni gibi isimler geleneklerinin peşine düşmüş ve gelenekleri ile beslenirken yaşadıkları coğrafyanın doğusundan yayılan ışığa duyarsız kalamamış, kalmamışlardır.
Onların İnsanlığa kazandırdığı kıymetli değerlerin ardında bizim işaret ettiğimiz bu gerçek boy vermektedir.
Köyden kente göçün silmeye çalıştığı folklorik kültürümüzün izleri canlandırılmalıdır. O izlerin ardında Aristoteles’in poetika adlı eserinde yer verdiği Komoslar gizlenmiştir.
Bugün bizlere diretilen; yapay tekno X kuşağı insanı olmamızdır.
Yabancılaşmamız, inkarcılık ve tümden reddedişe yönelmemiz, yalnız ve sanal bireyler olmamız istenmektedir.
Emperyalizm küreselleşmek yalanı ile kültürler arası doğal geçiş ve etkileşimde olması gereken kültürel filtreyi ortadan kaldırarak duyarlılığı, yok etme çabasındadır.
Halk kültürümüz; bu anlayışa imkân vermeyecek bir samimiyetten, mahalle kültüründen, yerellikten beslenmektedir. Değerlerimiz bu saldırılara doğası gereği direnecektir.
Geleneksel Sanatlarımız halk kültürünün ta kendisidir; Sokağımız, komşumuz, insanımızdır. Günlük, gündelik yaşantımızın bir parçasıdır. Bu kültürden beslenen Yüksek ( Elit) kültürü var etmek, toplumun zevklerini inceltmek, Uygarlığa katkı sağlayan Adalet, Erdem, Estetik yaratan değerler üretebilmek derdimiz olmalıdır.
Estetik bir toplum demokrasimizin, yaşam kalitemizin gelişmesi demektir.
Bu noktada yaslanacağımız değerler ve sanatımızın tarihi sanılandan çok daha eskidir. Batı uygarlığı için verilen tarih binlerle ifadelenmekte iken, bizim için geçmişe dönük tarihin yüz küsur yıl öncesine yaslandırılma çabası, batı kültürünü kavrayamamış batı sevdalısı batıcıların
yapabilecekleri yapay bir tarih anlayışından başka bir şey değildir.
Yoksa tarihimizde farklı zamanlarda şekillenen iki kıymetli noktada, aynı ortak söylem ile ‘Hektorun Öcünü aldık.’cümlesi kurulamazdı.
Bu cümle siyaseten söylenmiş herhangi bir cümle değildir. Tarihsel değerlere ve bilimsel maddi temellere yaslanmaktadır.
Anadolu vatan olmadan önce de bu coğrafyadaki varlığımızı yok sayarak yürütülen düşünce, anlayış; eksik tarih bilgisinden kaynaklanmaktadır. Tarih bilinci olmayanın tarihi de olmayacaktır.
Kültür bir lahanaya benzetilecek olursa onun dış yaprakları ile yetinmek bir sığılık, iç yapraklarına yönelmek ise bir derinliğin ifadesidir. Birey ve toplum bu noktada seçimini yapmalıdır. Bu seçime yardımcı olmak, gerekli sinerjinin yaratılmasına katkı sağlamak, sanat yolunda sanatlı tercihler yapmak ulusun düşünen aydınlık beyinlerinin ödevi olmalıdır.
Hedefimiz çağdaş medeniyet seviyesidir. Bu adresin doğusu batısı yoktur. Bu noktada taklitçiliğe geçit verilemez. Yaratıcılığın önüne geçilmemelidir. Çekilmek istenen kimliksizlik noktasına, düşürülmeye yeltenilen tuzağa düşülmemelidir.
Cumhuriyetimizin değerleri ile Büyük Önder Atatürk’ün bizlere çizdiği akılcı bilimsel aydınlık yol yürümemiz gereken tek yoldur.
Ulusaldan evrensele uzanan yolculuğumuzda kendi öz kaynakları ile beslenmeyen bir kültürün geleceği şekillendirmesi, ulusal kimliğini sürdürmesi, uluslar arası alanda başarılı olabilmesi zaten beklenemez.
2-9 Mayıs 2007 Geleneksel Türk Tiyatrosu Günleri;Tiyatro politikamızda kararlı adımlarla yürünecek yolda, Geleneksel Tiyatronun kaynaklarından beslenen Ulusal Tiyatronun gereğini ve önemini vurgulamıştır.
Ulusal kimliği ile yazan Türk yazarına ve yayımcısına destek verilmesini istemiştir.
Her türlü ve her alanda taklit denemelerden uzak durarak özgün ve bize ait çalışmalara yönelmenin önemini vurgulamıştır.
Yazar, yönetmen, oyuncu, tasarımcı, idareci herkesi bu düşüncede davranmaya davet etmiştir.
Musahipzade Celal, Muhsin Ertuğrul, Haldun Taner, Ulvi Uraz, Oktay Arayıcı, Sermet Çağan, Vasıf Öngören, Sadık Şendil, Ferhan Şensoy, Murathan Mungan, Turgut Özakman gibi tiyatromuza yön vermiş ve vermekte olan kıymetli isimlerin kattığı değerin bilgi ve bilincinde geleceğe yürümenin önem ve gereğini ifadelendirmiştir.
Toplumun derinliklerinde büyük bir coşku ile akan ana damarda Karagöz, Kukla, Köyseyirlik, Meddah, Ortaoyunu mevcuttur.
Bu güçlü damarın beslediği Ulusal Tiyatroyu sahnelerimize, seyircimize taşımadan, okullarda bu düşünceye yönelik müfredat ve bölümler oluşturmadan, Kültür Bakanlığımızca bu düşüncelerimiz bir politika haline getirilmeden, kimliği olan bir tiyatromuzdan söz edemeyeceğimiz gerçeğinin altı çizilerek 2-9 Mayıs 2007 Geleneksel Türk Tiyatrosu Günlerimiz sonlanmıştır.
Okday Korunan
Genel Koordinatör
9.Mayıs.2007
yazar@tiyatrokeyfi.com |