|
Devlet Tiyatroları’nda bir direniş yaşanıyor.
Dünyada da örneği zor görülür bu direnişin ilk adımları geçmiş yıllarda da yaşanmıştı. 12 Eylül günlerinde Ergin Orbey’in görevden alınması, hangi siyasal görüşte olursa olsun bütün tiyatro çalışanlarını bir araya getirmişti . Başta oyuncuların hemen tamamı olmak üzere(3000 kadar imza vardı) isimlerini açıkca yazarak ve imzalarını koyarak Bakan’a, Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na başvurdular: “Biz Ergin Orbey’le çalışmak istiyoruz” diyorlardı. O dönemde böyle bir demokratik talepte bulunmanın ve bunu basın, o günkü Genel Müdür ve ilgili herkesin karşısında açıkca yazılı ve sözlü olarak dile getirmenin bedeli ağırdı. Bu işleri örgütlemekle suçlanan kimi kurum çalışanları bu bedeli ödedi. O kişilerin bundan şikayetçi olduklarını duymadım. Ayrıca bu direniş müthiş bir kendiliğindenlikle oluşmuş, kimsenin birilerini örgütlemesi falan gerekmemişti. Ancak o yılların genel havası bugünden farklı olarak muhalefet düşüncesini kucaklıyordu. Hemen her alanda, sert yanıtlarla bastırılmaya çalışılan toplumsal bir muhalefet vardı.Örneğin aynı günlerde Opera’da görevden alınan Gürer Aykal ve sahneden indirilmek istenen Nazım Hikmet’in “Ferhat İle Şirin” balesi için de amansız bir mücadele vardı.
Bugün Devlet Tiyatrosu’nda olan bitende ise günümüzde pek de moda olmayan bir dirilik var. “Bana ne” diyen , demeyeni demode sayan; “cool” olmanın bir yansıması olarak en geniş aynalarda bile yalnız kendilerini görenlerin toplumsal fotoğrafında Devlet Tiyatrosu yönetici - oyuncu-yönetmenlerinin davranışı çok çarpıcı. Heyecan verici. Gönül isterdi ki Devlet Tiyatrosu’ndaki arkadaşlar, kurumun genel işleyişi, demokratik paylaşım, sanatsal nitelik gibi yaşamsal diğer konularda da söz söyler, tavır koyar olsalardı.Kurumun yönetimine ilişkin yılan hikayesine dönen yasal düzenlemeyi gerçekleştirebilmiş olsalardı.
Olayı kavrayabilmek için fotoğrafı iyi okuyalım:
1. İlk görülen Devlet Tiyatrosu çalışanlarının artık bu siyasi müdahale heveskarlarından sıkıldıkları. Çok da haklılar. Hemen her iktidar, başta DT olmak üzere Opera bale, senfoni ve benzeri sanat kurumlarını bir düzeltmek isterler! (İtiraf etmeliyim ki, görevli olduğum dönemin de bu konuda elleri temiz değildir. )
2. Lemi Bilgin’le sürdürülen (eleştiri götürür birçok konuya karşın) itibarlı ve olabildiğince huzurlu üretim sürecinin engellenmesi, ekibinin canını sıktı belli ama onları böyle tepki vermeye yönlendiren neden Lemi Bilgin’i desteklemekten çok kendilerini yönetmek üzere görevlendirilen kişiye güvensizlikleri olsa gerek. Bu güvensizliğin nedenleri de bence birden çok: Öncelikle atama yasaya uygun değil. Yasa, 12 yıl kamu çalışması olan ve kendisini tiyatro sanatında kanıtlamış, tanınan bir tiyatro kişiliğini tarif eder! Bu tarif atanana uymuyor. Sonra atanan ya da atanmaya çalışılan kişi daha önce Devlet Tiyatrosu’nda yetkili olarak görev almış ama olumsuz bir süreçle ayrılmak zorunda kalmıştır. Ve yanılıyor muyum bilmem ama bu kişinin oyunculuk eğitimi almamış olması (ve haydi daha açık ifade edeyim DTCF mezunu dramaturg olması) da güvensizliğin bir nedeni olabilir diye düşünüyorum.
Siyasi iktidarlar bir şeyi hep unutuyorlar. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü evet bir Genel Müdürdür. Üçlü kararnameyle atanır.Ama o kişi herhangibir kamu görevlisi değildir. Karayolları Genel Müdürü değildir. Devlet Su İşleri Genel Müdürü değildir. Bir Sanat Yönetmeni, intendantdır. Atama yapmak gerektiğinde bunu unutmamak gerekir. O kurumda çalışan insanların yani tiyatro sanatçılarının, tasarım,uygulama elemanı ve memurlarının saygı duyacağı ,işinin - sanatının ehli bir kişi olması gerekir.
Bakan istiyor diye, kendi yetkisindeki atamalar için yapılan baskıları ciddiye almayan,repertuar için Bakan’dan onay almayı kabul etmeyen, oyunların sahnede yorumlanışına müdahale ettirmeyen, baş rejisörünü seçmesine olanak vermeyen Bakan’a direnen Lemi Bilgin Devlet Tiyatrosu geleneğine uygun, onurlu bir tavır almıştır. Tiyatrocular ve bu anlayışta onunla buluşan Devlet Tiyatrosu yönetici, yönetmen ve oyuncuları da demokratik tavır konusunda çok başarılı bir oyunu sahnelemiş ve oynamışlardır. Kurum olmak kolay değildir. Devlet Tiyatrosu bir kocaman Cumhuriyet Kurumu olduğunu kanıtlamıştır. Ne diyelim Kültür Bakanı’na kolay gelsin.
Gülşen Karakadıoğlu
yazar@tiyatrokeyfi.com |