Siz hiç sadece tiyatro oyunculuğu yaparak köşeyi dönmüş birine rastladınız mı? Ya da öyle biriyle tanıştınız mı? Boşuna zihninizi yormayın, yok çünkü. Para her yerde ve her şekilde kazanılır. İnsan karnını bir şekilde doyurur. Kimse aç kalmaz. Sadece tercih meselesi. Tiyatro oyunculuğunu tercih edenler, genellikle paradan vazgeçmiş insanlardır. Diyeceksiniz ki, "Hadi canım,paradan kim vazgeçer?" Söyleyeyim; gerçekten gönül vermiş olanlar. Tabii bu arada tvde dizilerde oynayan değerli tiyatro oyuncularını dışında bırakıyorum. Bunu, mesleğin dışında kalanların anlaması zordur. Adına aşk diyelim... Kırlardaki kuşlara bu kadar keyifli ötmek için sermayeyi nereden bulduklarını sormuyorsak, aşıklar ordusuna da öyle yapmalı. Bu aşıkların eğitimi de, öyle herhangi bir üniversiteye girmeye benzemez. Çok özel şartları vardır ve özenle seçilirler. Herşeyden önce, vücut güzelliği, fiziki bir kusurun bulunmaması,zeki,uyanık ve bilgili olması vs... İlk Devlet konservatuvarı kurulurken oyuncu adaylarında aranan vasıflardır bunlar. Ve bu oyuncu adayları disiplinli bir eğitimden geçerek (tabii işin erbabları tarafından) mezun olmuşlardır. Çoğu, bugün Türk tiyatrosunun iyi aktör ve aktristleri olarak bilinirler. Arada sönüp gitmişleri yok mudur? Elbette ki vardır. Sepette her daim çatlak,kırık,çürük yumurtalar da olacaktır. Bu çok doğal. Gelelim bugün oyuncu yetiştiren okullara; onlar da aynı şartları arıyorlar okula oyuncu olmaya gelen adaylardan ama, aynı eğitimi verip vermedikleri tartışılır. Yurdun dört bir yanında tiyatro oyuncuları yetiştiren konservatuvarların çokluğu muhakkak ki sevindiricidir. Oysa sayının çokluğundan ziyade, verilen eğitimin niteliğidir önemli olan. Kimler,hangi üst eğitime sahip de, oyuncu yetiştiriyor? Orası bana göre muamma. Her tarak, her saçı tarayamaz. (Kadınlar bunu iyi bilirler. Permalı bir saçı ince tarakla tararsanız, kafanızda estetik bir görüntü yerine döşek yününe benzer bir görüntü olur.) (Eğitime mi destek veriliyor? Sanat mı köstekleniyor?) Sanat ile zenaat karışmaya başlıyor aksi takdirde. Kimse işini yapmış olmak için yapmasın. Okullardan mezun olan gençler muhakkak ki pırıl pırıllar ama tam donanımlı değiller. Bunun örneklerini görüyoruz. Ha, bu onların suçu mu? Tabii ki değil. Suçtan ziyade ortada niteliği biraz deformasyona uğramış eğitim şekli var. Sorun da bu noktada kendini hissettiriyor. Yarım imam dinden, yarım doktor candan eder derler ya, yarım yamalak sanatçı hiç olmuyor. Çünkü inandırıcılık yoksa eğer, hangi oyunu oynarsanız oynayın seyirciyi sanatın büyüsüne kaptıramazsınız. Yakında evinde boş odası olan orayı konservatuvara çevirmeye kalkabilir,aman dikkat! Çocukları eğitiyoruz derken, çocuk oyuncağına çevirilmesin de ! Dışardan oldukça ışıltılı görünen ve bu yüzden cazibesini koruyan tiyatro oyunculuğunun içine girildiğinde, ne kadar özveri gerektirdiği, hem fiziki hem de ruhen ne kadar yıpratıcı olduğu görülür. Olaya biçim açısından yaklaşanlar, ateşe yanan pervaneler gibi sönüp gitmeye mahkumdurlar. Özünü kavrayıp doğru icra edenleri de tiyatronun terazisi bir gün bir yerlere getirir. Tıpkı daha öncekilere yaptığı gibi. Eskiden aileyle bağları koparmayı göze alırdı oyuncu namzetleri. Pek de iyi bakılmazdı toplumda tiyatrocuya. Aylak adamın işi gibi. Çünkü bu iş para getirmezdi. Bu topluma göre, para=saygınlık. Üzgünüm ama öyle. Oysa anne babalar ortaokul çağına gelen çocuklarını bir profesyonel oyuncu bulup, daha şimdiden, konservatuvar sınavlarına hazırlamaya çalışıyorlar . Tv kanallarının çokluğu ve ödenen paralar da Türkiye koşullarında cazip geliyor. Ve böylece tiyatro, popülist bir yaklaşımla para getiren başka mesleklere (Tv,sinema...) kolayca atlamanın yolu olarak görülüyor. Halbuki tiyatro emek istermiş,yalapşalap öğrenilecek bir iş değilmiş, kimin umurunda! "A,B,C"yi çözenin kendini alim sandığı bir dönemde, cebinde bir lira görüp de tren almaya kalkan bu şuursuz zihniyet, sanatın içini işte böyle kolayca boşaltmaya kalkıyor. Pek tabii artık tiyatro okullarından iyi oyuncular yetişmiyor demiyorum. Sadece sayıları giderek azalıyor. Kurulan hayaller ne kadar büyükse, ona ulaşmak için uzun zaman gerekir. Çok değil, bundan 80 yıl önce tiyatro oyuncuları, devletin tiyatroya sahip çıkmasının hayallerini kurdular. Ve şu an onların hayalleri, bizim gerçeğimiz. Eğitimcisinden, yazarından, oyuncusuna, yöneticisinden rejisörüne, sahne gerisinde çalışanlarına kadar tiyatronun nerelerden, hangi zor koşullardan bugünlere geldiğini aklımızdan çıkarmayalım. El yordamıyla değil, bilinçli ve metodlu, iyi organizasyonlarla doğru tiyatro diyorum. Bugün bizim kuracağımız hayalleri de 80 yıl sonra birileri yaşayacak. Onun için doğru tiyatro. Şarabı sulandırmayalım! Ulviye Bursa Sivas Devlet Tiyatrosu Sanatçısı yazar@tiyatrokeyfi.com |