| Bir kadın, iki adam. On sene boyunca Avrupa kıtasını karış karış dolaştılar. Yeni oyunlar, yeni yazarlar, yeni ülkeler aradılar. Yeni dilleri duymak, onları tanımak, dünyaya tanıtmak istediler. Doğusuyla batısıyla Avrupa ülkelerini her buluşmada bir adım daha yakın kıldılar. Bir tutku ve üç insan. Tankred Dorst ünlü Alman tiyatro yazarı, Ursula Ehler Dorst`un eşi, sağ kolu, tiyatro yazarı ve Manfred Beilharz Bonn Opera ve Tiyatro`sunun, Bonn Bienali`nin Sanat Yönetmeni, Almanya Uluslararası Tiyatro Enstitüsü`nün (ITI) Başkanı. | |  |
EMRE ERDEM Bonn Bienali'nin tutkunu üç insan... M. Beilharz: Almanya`nın eski başkentiydi Bonn. O dönemde Bonn Tiyatro ve Operası`nın Genel Sanat Yönetmenliği`ne atandım. Kültür Bakanlığı yeni bir arayış içindeydi. Ben daha önce görev aldığım kurumlarda çok sayıda festival gerçekleştirmiştim. Ama kafamda farkli bir tasarı vardı, Bonn Bienali. Bu çağdaş oyun yazarlarının yer alacağı, Avrupa tiyatrosuna yönelik bir festivalin atılımıydı. Avrupa Birliği Sanat Komisyonu`nda görev aldığımda Avrupa`nın salt birliğin sınırları içinde kalması yerine dışa açılmasını önerdim. Çünkü biz büyük bir kıtada yaşıyoruz. Avrupa Ekonomik Topluluğu`nun üyeleriyle sınırlı değil tüm Avrupa. Dışa açılmak dışarıda ne olup bittiğini bizlere gösterecekti. Neden salt tiyatro, dans, opera değil diyecek olursanız. Tiyatro bir ülkenin sosyal, politik, ekonomik durumuna ayna tutar. O ülkede yaşayan insanların panoramasını görürsünüz tiyatro oyunlarında. Çoğu festivaller yönetmen odaklı ya da ölü klasik oyunların yinelendiği bir kısır döngü içinde devinirken; Bonn Bxenalinin başka bir soluk getirmesini amaçladık. Bu fikrin desteklenmesi bizleri 2002`lere kadar getirdi. Kuruluşumuzdan bugüne Tankred Dorst ve Ursula Ehler`le hep birlikteyiz. Ayrıca her ülkeden saptanmış olan temsilciler Bienale katılacak oyunların seçiminde bizlere rehberlik etmekte.. 90`larda değişen dünya politikası, bağımsızlığını ilan eden yeni ülkeler ve farklı tiyatro örnekleriyle Bienal. M. Beilharz: Bienale başladığımız sene yirmidört ülke vardı Avrupa`da, şimdi ise sayı kırkikiye ulaştı. Avrupa büyüdü ve büyümekte. Çoğu ülke bağımsızlığını ilan etti. Avrupa kültürünü bu kentte buluşturmayı, köprü kurmayi hedefledik. Eğer daha fazla finansal güce sahip olsaydık, daha fazla ülkeyi Bianale dahil edebilirdik. Ama oyun seçmelerini tek tek ülkeleri gezerek, oyunları görerek yaptığımız için çok sayıda ülkenin çok daha fazla zaman gerektirdiğini şphesiz düşünmek gerekir. Asal hedefimiz salt İngilizce konuşulan ülkelerden değil, diğer ülkelerden, diğer dillerden örneklere yer verebilmektir. Global köyümüzde dünyanın bütün güzel dilleri, seçkin tiyatro yapımlarını buluşturmaktır. Burası yeni oyunların bir buluşma noktasıdır. Birbirinden ilginç oyunları sergilemek dışında katılımcı ülkeler arasından yüz yazarımız bizlerixn konuğu olmakta. Her insan ayrı bir dünyadır. Bu dünyayı küçük kentimizde kalarak keşfedemezdik; bizim oyunları görmemiz gerekiyordu. Hep birlikte 2001 Mayıs`dan 2002 Şubat ayına değin 2002 senesi repertuarını belirlemek için seksenbin kilometre yol katettik. | T.Dorst: O dönemde gerek Rusya'da gerek Balkan ülkelerinde çağdaş oyunlar bulmak güçtü. Klasikler hep gündemdeydi. Bizler yeni oyunları iğneyle kazarak bulabiliyorduk... Ama günümüzde Rusya tiyatrosu yeni yazar, yeni yönetmenleriyle çok renkli ve çok etkileyici. Bu nedenle bu sene dört ayrı oyunla Bienale katılıyorlar... | | Tankred Dorst, Ursula Ehler. |
U. Ehler: Şimdi çok iyi yapımlar, sağlam kurgulu oyunlar ve fantezi dolu sahnelemelerle karşılaşıyoruz ama Eski Yugoslavya da örneğin, Ionesco`nun adını anmak bile yasaktı. Kendilerini Avrupa`dan uzak ve yalnız hissediyorlardı. Günümüzde bu uzaklık ve yalnızlık yerini yakınlığa bıraktı. Bilgi çağının olanaklarıyla herkes birbirine daha kolay ulaşabiliyor... Her ülkenin yazarları diğer yazarların oyunlarını seçiyorlar. Bu seçimlerde ne gibi kriterler söz konusu? M. Beilharz: Bu festivalde ben başka bir şey yapmak istedim. Eğer yirmiyedi ülkeden örnekler sunmak istiyorsanız bu işi bir kişinin yüklenmesi zordur. Bizlerin lokal insanlara ihtxyacımız var. Onların da subjektif seçimleri olabilir. Ne ben ne Tankred objektif olamayız. Belli bir seçimimiz var, bizim tutumumuz başka olabilir. Partnerlerimiz başka yorum getirebilirler. Onların yardımı sayesinde bir network kuruldu.. Kesinlikle tüm oyunları izliyoruz, önerileri topluyoruz, bakıyoruz, merak ediyoruz ve buluyoruz. Ama bir teori ya da tez saptamıyoruz. T. Dorst: Bizim Avrupa tiyatrosu nasıl biçimlenmeli diye bir tasamız yok. Çünkü biz yasakoyucu değiliz. Önemli olan etkilenmek... Nasıl bir oyun... Biz oyunu arıyoruz. Eğer oyun etkileyici ise davet ediyoruz... U. Ehler: Biz oyuna eleştirmen olarak değil; seyirci gözüyle bakıyoruz.. Yeni bir gözle oyunları keşfetmeye çalışıyoruz... "YAZAR YOKSA TELİF ÖDEMEME DE GEREK YOK" Bonn Bienali adı duyulmadık genç yazarların da seslerini duyurmalarını sağladı... T. Dorst: Evet. Şimdiki yazarlar daha şanslı, çünkü kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar. Oyun yazma formu diye birşey kalmadı. Brechtyen ya da dramatik oyun yazma biçimi önemini yitirdi... Örneğin,Rusya'da umut veren yeni yazarların sayısı artmakta. U. Ehler: Yeni yazarların bir handikapı önemli yönetmenlerin adı bilinmedik bir oyunu sahnelemek için ılımlı bakmamalarıydı. Shakespeare`le prömiyer yapmak bir gelenekti. Son yıllarda Almanya da bu yapı değişti. Ünlü yönetmenler genç yazarların oyunlarını da yorumlamaya başladılar. M. Beilharz: Susana Sonntag`ın adı ilk kez Bonn`da duyuldu. Bonn'da prömiyer yapan "Elizabeth adlı oyunu Sonntag`ın Londra`dan New York`a kısa zamanda tanınmasını sağladı. Günümüzde yönetmenler metinsiz tiyatroyu tercih ediyorlar... Belki de yazardan arınmaya çabalıyorlar? T.Dorst: Yönetmenler yazarın yerini aldılar. Bu son on senenin modası. Klasiklerin ana temaları alınıp, çeşitli kolajlar yapılmaya başlandı. Örneğin Çehov`un replikleri ardarda eklenen bir bulmacadır. Ama siz isterseniz; onun şiirsel dilini gürültüye dönüştürürsünüz. Yazar olarak oyunlarımın ne gürültüye boğulmasını ne de gümbürtüye gitmesini isterim. U. Ehler : Bir de bunun değinilmeyen bir yanı var. Yazar yoksa, telif ödemenin gereği de yoktur. "TÜRK TİYATROSU KABUK DEĞİŞTİRDİ" Bonn Bienalinde Türk tiyatrosundan örneklere de yer verdiniz.... Türk txyatrosunu nasıl değerlendiriyorsunuz? M. Beilharz: Türkiye Bonn Bienaline üç kez katıldı. İlk kez Güngör Dilmen`in Deli Dumrul`u, daha sonra 1996 da Mahir Günşıray, Nesrin Kazankaya`nın "Kaybolma" adlı oyunu yer aldı. Türkiye`nin Seçici Kurul Başkanı Murathan Mungan bize bu sene altı oyun sundu. Biz Özen Yula`nın "Ay Tedirginliği"ni tercih ettik. Oniki sene önceki izlenimlerimle bügünkü arasında önemli farklılıklar var. O zamanlar bana gösterilen İngiliz, Fransız tiyatrosuna öykünen tiyatro örnekleri ve çeşitli Brecht yorumlarıydı. Oysa ki Türkiye'de oyun malzemesi çok geniş ve çok köklü. Uygarlıkların kavşağı Türkiye`nin şiirsel ve mitolojik geçmişi çok kapsamlı olmasına karşın Türk Txyatrosu`nun geçmişindeki ögelerden yararlanamaması şaşırtıcıydı. Güngör Dilmen`in Deli Dumrul`u düne ayna tutuyordu. Ya da Murathan Mungan`ın oyunlarından Mezopotamya Üçlemesi ve Taziye'de geleneksel ögeleri, ülkenin renkliliklerini çağdaş bir dille yansıtması, oyunların dünyanın neresinde sahnelenirse sahnelensin seyirciyle diyalog kurabilen evrensel örnekler arasında yer almasını sağlamakta. Türk tiyatrosu bir anlamda son on yılda kabuk değiştirdi. T.Dorst: Haldun Taner`in oyunlarını izledim, çok yetenekli oyuncuların yorumlarıyla... Geleneksel Türk tiyatrosu hep ilgimi çekmiştir. Kukla tiyatrosuyla başladığım tiyatro yaşamımda Türk Gölge Tiyatrosu üzerine çalışmalar gerçekleştirdim. Bienalin örneklerinden söz etmek gerekirse, Türkiye`den bu seneki son konuğumuz "Ay Tedirginliği" beğeniyle izlediğim çarpıcı bir oyun örneği. U. Ehler: Türk Edebiyatı, Türk Tiyatrosu`ndan daha çok tanınıyor. Almanya'da yabancı nüfus sıralamasında Türkler ilk sırada; ama tiyatro alanında ne yaptıkları pek duyulmuyor... Daha doğrusu bilinmiyor... Bonn Bienali sonlanıyor, Wiesbaden`a yol alınıyor. Yeni Bienal`in sadece adı farklı ve fikri aynı mı? M. Beilharz: Evet... Bonn`daki görev sürem tamamlandı. Yeni görev yerim Wiesbaden Tiyatrosu. Dolasıyla Bonn Bienali bu sene seyircilerine veda ediyor. Ama Wiesbaden Bienali başlıyor. Kurmuş olduğumuz yapıyı koruyacağız... T. Dorst: Şimdiden Wiesbaden ile ilgili tasarımıza başladık... Ama merakımız, arayışımız, yolculuklarımız bitmiyor. U. Ehler: 2004`te Wiesbaden'da görüşmek üzere... |