|
Devlet Tiyatroları’nda genel müdür Sayın Lemi Bilgin’in görevden alınması ve yerine Sayın Mine Acar’ın vekaleten BU göreve atanması ile başlayan huzursuzluk ve kargaşa giderek büyüyor…
Durumdan, Devlet Tiyatroları kadrosundaki aktör, rejisör, dekoratör, dramaturg, ışıkçı ve benzeri tüm görevlilerin nerdeyse hepsinin hoşnut olmaması bir yana,
işlerin bu noktaya gelmesinin, Ülkemiz genelinde kültür sanatla ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarınca da hoş karşılanmadığı verilen yoğun tepkilerden anlaşılıyor…
Sanıyorum Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetimi de başta sayın Bakan olmak üzere kargaşanın bu noktaya gelmesinden memnun değiller…
Nitekim sayın Bakan Koç, yapılan işin, kendisi tarafından değil, alt kadrosunca gerçekleştirildiğini açıklayarak işin içinden sıyrılmaya çalışırken, oldukça deneyimli bir bürokrat olduğunu bildiğimiz sayın Müsteşar Mustafa İsen de “Bakanın tasarrufudur” diyerek topu Türk siyasi tarihinde sanıyorum ilk kez hepimizi şaşkınlığa sürükleyen açıklamasıyla yer alacak olan Sayın Koç’a atıyor…
Burada sayın İsen’e katılmamamız mümkün değil.
Çünkü hemen hepimiz biliyoruz ki, alt kadrolar Bakanın onayını almadan
böyle önemli bir kararı asla uygulayamazlar.
(Kuşkusuz hem Sayın Bakanı hem de Sayın Müsteşarı yönlendiren kişi ya da kişilerin varlığı da kulaktan kulağa yayılıp duruyor bu günlerde…)
Ancak sayın Müsteşarın muhabirler tarafından kendisine yöneltilen bir soruya, hiç ilgisi olmadığı halde “Devlet Tiyatroları benzeri bir kuruluş, Dünyanın neresinde, hangi ülkesinde var?” gibi bir soruyla karşılık vermesi dikkat çekici bir yeni durum olarak çıkıyor ortaya…
Aslında gözden kaçırılmaması gereken Sayın Müsteşarın bu sorusudur…
Eski bir memur olarak biliyorum ki, böylesine birikimli ve deneyimli bir bürokratın bu sözleri “laf ola beri gele” tarzında söylemediği açık bir gerçektir.
Yani diyor ki sayın Müsteşar: “Böyle bir yapılanma Dünyanın hiçbir ülkesinde yok… Mesele ancak bu kurumunun varlığının tartışılmasıyla çözümlenebilir…”
Eski bir Milli Eğitim Bakanının eğitim yaşamının düzeltilebilmesi için “Okulların kapatılması” önerisi gibi bir öneridir bu bize göre…
İşte bu noktada Devlet Tiyatrosu’nun tüm kadrosu ile tiyatro adamlarının ve sivil toplum kuruluşlarının daha serinkanlı düşünmesi gerekiyor…
Yoksa Bakanlığın gerçek amacı; bilinçle düzenlenmiş bir kargaşanın ardından, bu Cumhuriyet kurumunu da ortadan kaldırarak dikensiz bir gül bahçesi yaratmak olmasın?
Eğer böyleyse büyük yanılgı içindeler bu yöneticiler…
Çünkü Cumhuriyetin bu en önemli kültür kurumunu da yok ederlerse Türkiye’deki kültür yaşamını tümüyle bitirmiş olurlar!
Avrupa Birliği’ne girebilmek uğruna askerlerin ve yurtseverlerin tepkisine rağmen “Ermeni Konferansı” nı toplama çabasına giren Sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın dikkatlerine sunuyorum bu durumu.
(Ben kişisel olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmasının çıkarlarımıza aykırı olacağına inananlardanım… Kaldı ki dedikleri her şeyi yapsak, bölüm bölüm bölünsek bile, bizi almayacaklarını da biliyorum söz konusu Birliğe…)
Ancak sayın Başbakan bu konuda, katılalım katılmayalım, samimiyetle, kendi parti ve kabine arkadaşlarının bazılarıyla da ters düşerek Birlik yolundaki engelleri bir bir ortadan kaldırmaya çalışıyor…
Ben şimdiden kendisini uyarıyorum…
“Devlet Tiyatroları üzerinde oynanan oyunlar sürerse, Avrupa’nın ve Dünyanın bir çok ülkesindeki tiyatro ve kültür adamlarından, çeşitli sivil toplum kurum ve kuruluşlarından o kadar büyük tepki alacaksınız ki, bu işi düzeltmek asla mümkün olmayacaktır…
Bir Valinin birkaç yıl önce Trabzon’da “Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler Tiyatro buluşması” nın açılış kokteylinde Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Levent’i tekmelemesi olayını örtbas etmekte gösterdiğimiz kişisel çabalar bu kez yetersiz kalır…
Lütfen duruma müdahale edin…”
* * * *
Kaldı ki, Devlet Tiyatroları’ndaki kargaşanın hemen bitmesi o kadar kolay görünüyor ki bana…
Yapılacak iş bellidir.
Sayın Başbakanın; Devlet Tiyatroları kadrolarının saptayacağı üç-beş sanatçıdan oluşan bir temsilciler kurulunu, zaman yitirmeden, kabul ederek, onların hareket serbestisini sağlaması ve kendi içlerinden demokratik yollarla seçecekleri üç adaydan birinin Kurumun başına getirilmesinin yolunu açmasıdır…
Sayın Başbakanın bununla da yetinmeyip 5441 Sayılı Devlet Tiyatroları Yasası’nı, sanatçıların yeniden hazırlayacağı yeni bir Yasanın Meclisten aynen geçirilmesini sağlayarak değiştirmesi ise, bir daha asla Devlet Tiyatroları’nda bu tür olayların olmamasını getirecek önlemli radikal bir
girişim olacaktır…
Tuncer CÜCENOĞLU
Oyun Yazarı ve
Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Üyesi
yazar@tiyatrokeyfi.com |